ZAMANDA YOLCULUK TEORİLERİ

En son güncellendiği tarih: May 9


Uğurcan Uygun //

Bilinmezlik, paradokslar, kelebek etkileri, solucan delikleri, kara delikler, heyecanlar, diziler, filmler, kitaplar, Piredestineyşınlar, Firinçler, 4400'ler, İntersitillırlar, tabii ki Geleceğe Dönüş'ler ve olaylar olaylar… Evet, popüler bilimin en heyecan verici keşkeleri: Zaman Makinesi ve Zamanda Yolculuk. Hadi birlikte kısa bir yolculuğa çıkalım. Ne dersiniz?

Zamanı yavaşlatmak mümkün mü? Einstein 1905 yılında uzayın, uzay-zaman adlı dört boyutlu bir dokuya sahip olduğuna ve kütle ya da hız arttığında uzayın ve zamanın büküldüğüne dair bir açıklama eşliğinde “rölativite” teorisinden bahsetti. Buna göre; ne kadar hızlı hareket ederseniz, zamanı o derece yavaşlatırsınız. Hatta teoriye göre ışık hızına ulaşabilirseniz, zaman duracaktır. Çünkü zaman, ışıkla doğru orantılıdır. Fakat zamanın durduğunu sadece siz görebilirsiniz, diğer insanlar yaşantılarına normal bir şekilde devam edecektir. 

Peki ışık hızına ulaşmak ya da onu geçmek mümkün mü?  Yine Einstein'a göre; ışık, evrende bilinen en büyük hıza sahiptir ve böyle bir hıza ulaşabilmek için ihtiyacımız olacak enerjiyi, yani yakıtı sağlayabilecek hiç bir teknoloji yoktur! Bilim insanları her gün yeni çalışmalarla bu hıza ulaşmaya çalışsa da yine de bu pek mümkün görünmüyor. Ancak ne kadar hızlı hareket edilirse zamanın o derece yavşalatılabileceği teorisi, 1975 yılında Carol ALLIE'nin yaptığı bir deneyde, çok küçük birimlerle de olsa kanıtlandı.

Bu deney neydi?  Carol ALLIE 1975 yılında, senkronize edilmiş 16 haneli iki atom saatini aynı anda çalıştırdı. Saatlerden biri yeryüzünde bırakıldı, diğeri ise bir jet uçağına yerleştirildi. Uçak çok yüksek süratle belli bir mesafe kat etti ve geri döndü. Döndükten sonra saatler arasında yapılan karşılaştırmada, salisenin çok küçük bir bölümü kadar farkla dahi olsa hareket eden saatin daha yavaş işlediği gözlemlendi. İşte size zamanda yolculuk! Deneysel olarak da kanıtlanan bu teoriden elde edilen veriler neticesinde, Dünya'nın etrafında bir tren hattının olduğunu ve o tren hattında sefer yapan bir trenin ışık hızının % 99.99'u hızla seyahat ettiğini ve sizin de o trenin içinde olduğunuzu düşünün. Bir hafta boyunca bu hızda hareket edip tekrar başlangıç noktasına geldiğinizde, tanıdık bildik her şeyi unutabilirsiniz! Korkmayın, sadece zamanda 100 yıl ileri gittiniz!  Yani ne kadar çok ve hızlı hareket edersek, zamanı o kadar fazla yavaşlatabilir ve geleceğe doğru yolculuk yapabiliriz. Her ne kadar fizik kuralları ışık hızına ulaşmamıza izin vermese de, o hıza yaklaşmak bile ultra yüksek hızlar anlamına gelmektedir. Tren, ışık hızına yaklaştıkça zaman trenin içinde olan yolcular için, dünyanın geri kalanında yaşayan insanlara nazaran yavaşlamaya başlayacaktır. İşte bu yüzden geleceğe seyahat etmek mümkün görünüyor, ama Dr. Emmett BROWN’un yaptığı gibi makineyi 21 Ekim 2015'e kuramıyoruz. Not: Günümüz uydularında kullanılan GPS dediğimiz küresel konumlama sistemlerine göre de uzayda zaman Dünya'dakinden daha hızlı akmaktadır!

Bir şekilde geleceğe gittik diyelim. Peki geri gelebilecek miyiz? Ya da geçmişe yolculuk yapabilecek miyiz? Einstein'a göre, ışık hızına yaklaşmak zamanı yavaşlatır ve tam ışık hızına ulaşmak ise zamanı dondurur. Işık hızının üstünde yol almak ise zamanın geriye işlemesine neden olacaktır. Ancak yine Enstein'ın hesaplamalarına göre ışıktan hızlı gitmek kütleyi sonsuza yaklaştıracaktır. Eğer bu gerçekleşirse, zamanda geriye doğru bir yolculuk başlamış olur mu? Geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden ünlü İngiliz bilim insanı Stephen HAWKİNG, bunun gerçekleşmeyeceğini ifade ediyordu. Bazı bilim adamları ise geçmişe gitmek için uzay-zamanda farklı kestirme yollar bulunabileceğini belirtmektedirler.  ABD'li teorik fizikçi Kip THORN, bunun iki kara deliğin birbirine bağlanmasıyla meydana gelen ve böylece uzayın dokusunda yırtılmalar meydana getirebilecek olan “solucan delikleri” adı verilen kestirme yollarla mümkün olabileceğini iddia ediyor. Yani kısaca, bir kara delikten, ondan binlerce ışık yılı uzaktaki diğer bir kara deliğe yollar oluşturmak, uzay-zaman dokusunda kestirmeler yaratacağından, dalgalanan zamanda geçmişe ya da geleceğe tüneller oluşabilecektir.  Bilimin önümüze koyduğu bir çok teoride olduğu gibi bu teoride de çok ciddi yanılmalar ve problemler var. Bir kara deliği tespit etmenin zorluğunun yanı sıra, bir insanın ya da bir uzay gemisinin içinden geçmesine izin verecek kadar ağzı nasıl açık tutulacaktır? Amerikalı gökbilimci Carl SAGAN'nın aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan ve başrollerinde Jodie FOSTER'ın oynadığı 1997 yılı yapımı "Contact (Mesaj)" filmi, bu konuda çekilmiş en iddialı yapımlar arasındadır ve kaçırmamanızı tavsiye ederim.  Dönelim konumuza...

Işık hızı çok mu hızlı? Güneş sistemimizdeki mesafeleri ele aldığımızda ışık hızı, çok yüksek bir hız olarak kabul edilebilir. Buna göre, Güneş'e bile 8 dakika gibi kısa bir sürede ulaşabiliriz. Ancak o kadar büyük bir evrende yaşıyoruz ki, ışık hızı evren ölçeklerinde ele alındığında kaplumbağa hızından bile kat be kat yavaş kalıyor. Galaksimize en yakın galaksi olan Andromeda Galaksisi'ne ulaşmamız ışık hızıyla yaklaşık 2,5 milyon yıl, Samanyolu'ndan çıkmamız ise neredeyse 100 bin ışık yılı sürede gerçekleşebiliyor. Evet, ışık hızı şu ana kadar bilimin kabul ettiği en yüksek hız birimidir. Tabii evrende var olduğu kabul edilen, ama bugüne kadar hiç gözlemlenmemiş olan solucan deliklerini hesaba katmazsak!

CERN’de ışık hızına ulaşıldı mı? Bilim insanları,  İsviçre'nin Cenevre kentindeki CERN'de dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısını inşa ettiler. Yerin oldukça derinlerindeki 25 km çapındaki bu dairesel tünelde trilyonlarca küçük parçacık bulunmaktadır. Bu parçacıklar hızlanmaya başladıklarında 0'dan 96.500 km hıza saniyenin çok küçük bir bölümünde ulaşıyorlar. Gücü yükselttikçe parçacıklar daha da hızlanmaya başlıyor ve saniyede neredeyse 11 bin tur atacak kadar ultra yüksek bir hıza erişseler bile ışık hızının tamamına bir türlü ulaşamıyorlar. Çünkü ışık hızına ulaşabilmek için sürtünmenin hiç olmaması, yani uzayda olmamız gerekiyor. Üstelik gündelik hayatta kullandığımız ölçü birimeriyle ifade edilemeyecek kadar büyük ebatlarda ve bir o kadar da fazla yakıt taşıyabilecek kapasitede bir uzay gemisine ihtiyaç duyuluyor! Tüm formülleri, matematiği ve fiziği bir kenara koyarsak; aslında zaman yolculuğu ve zaman makineleri konusunda şehir efsanesi olarak adlandırılan birçok olayın yaşanmış ve bir şekilde delillendirilmiş olmasına karşın, UFO'lardan pek de farklı olmayan bir şekilde bilim yine kendi teorilerine bile bir türlü inanamıyor. Gelin hep birlikte, yaşanmış olan kimine göre şehir efsanesi, kimine göre de gerçek olaylardan birkaç tanesine hep birlikte göz atalım:

Şehir efsanesi mi? Gerçek mi? Buz Adam ÖTZİ:  Günümüzde zamanda yolculuk yaptığını iddia eden ya da buna şahit olduğunu söyleyen belki de binlerce insan var. Bunlar her zaman deli ve dikkat toplamak isteyen insanlar olarak adlandırılsa da aslında anlattıkları hiç de yabana atılır şeyler değil.  Çoğumuzun bildiği üzere 1991 yılında iki Alman turist Alpler'de 3.200 m yükseklikte katledilmiş halde 45 yaşlarında bir erkek ceseti buldular. İklim şartları yüzünden ceset o kadar iyi korunmuştu ki, turistler cinayetin yakın bir zamanda işlendiğini düşünerek yetkililere haber verdiler. Ceset üzerinde yapılan incelemelerde ortaya çıkan sonuç bütün bilim dünyasında adeta bir deprem etkisi yaratmıştı. Evet, adam bir cinayete kurban gitmişti. Ancak bu cinayet tam 5.300 yıl önce işlenmişti. Bu, o zamana kadar Avrupa'da bulunan en eski mumyaydı. Bilim insanlarının en çok şaşırdığı nokta, bu mumyanın yaşı değildi. ÖTZİ adı verilen mumya, fiziksel özellikleri ve morfolojik yapısı itibariyle, dünyamızda 5.300 yıl önce yaşayan antik insana hiç benzemiyordu! ÖTZİ tam anlamıyla 20. yüzyılın insanıydı. Ama bu nasıl olabilirdi? Günümüzden 3.300 yıl önce ortaya çıkan modern insan nasıl oluyordu da 5.300 yıl öncesine gidebiliyordu? Bulunan ceset gerçekten de bizim çağdaşımızdı, ama anlaşılmaz bir şekilde 6 asır öncesine gitmiş ve orada korkunç bir şekide katledilmişti. Yapılan araştırmalarda, günümüz insanının yaşamış olduğu sağlık sorunları ÖTZİ'de de tespit edilmişti. Bunlar, sigara kullanımına ya da dengesiz beslenmeye bağlı olarak gelişen sağlık sorunlarıydı.  Bilim insanları ÖTZİ'nin antik çağda yaşamış bir insan olduğunu kanıtlamak için 2010 yılında üç boyutlu belgeleme sistemiyle ÖTZİ'nin yaşadığı günlerdeki haline yakın bir maketini çıkardılar. Dış görünümü modern insanla hemen hemen aynıydı. Yine bu çalışmada bilim insanlarını sarsan şey, ÖTZİ'nin öldüğünde yaklaşık 55 yaşında olmasıydı. 6 asır öncesinin antik insanı 30 yaşına kadar bile nadiren yaşarken, ÖTZİ nasıl olmuştu da 55 yaşına kadar hayatta kalabilmişti? Bilim insanları yine de yılmayıp çok fantastik görünen bu zaman yolculuğu tezini yıkmak için araştırmalarına devam ettiler.  Ancak her araştırma sonrası konu biraz daha çıkmaza giriyordu.  ÖTZİ'nin ölüm anında yanında bulunan çantada her biri farklı antik çağlara ait eşyalar bulunuyordu. Bunlardan en ilginç olanları silahlarıydı. Neredeyse Tunç Devri'ne ait olan bu adam neden üzerinde 2 milyon önce yaşamış insanlara ait olan ilkel silahları taşıyordu? Her biri farklı antik çağlarda kullanılan aletlerin ve silahların ÖTZİ'de ne işi vardı? Garip değil mi? Teoriye göre ÖTZİ açıklanamaz bir şekilde binlerce yıl öncesinde farklı dönemlerde zaman yolculuğu yapan bir insandı ve son yolculuğunda da feci şekilde saldırıya uğramış ve kan kaybından ölmüştü. 

Çin'de yapılan arkeolojik kazılarda 400 yıllık mezardan çıkan Swiss marka İsviçre saati: 2008 yılında Çin'in güneyinde bulunan "ŞANGSİ" kasabasında kazı yapan arkeologlar Ming hanedanına ait bir mezar üzerinde kazı-temizlik çalışmaları yapıyorlardı. Temizleme çalışmalarının devam ettiği sırada metalik bir sesin çıktığı küçük bir cisime rastladılar. Yetkililer, cismi alıp incelediklerinde ilk başta büyük bir yüzük olduğunu düşündüklerini, ama üzerindeki kumları temizlediklerinde bunun bir saat olduğunu anladıkarını ifade etmişlerdir. Saat, 10:06'da durmuştu ve dikkatlice bakıldığında üzerindeki "SWISS" yazısı gayet net bir şekilde okunuyordu. Yerel yetkililer Ming Hanedanlığı'na ait olan mezara 400 yıldır kimsenin gelmediğini ve mezarların hiçbir suretle açılmadığını söylüyor... 

2030 yılından geldiğini iddia eden adam "NOAH": İlk olarak İngiliz "The Sun" gazetesinin yaptığı habere göre, geçtiğimiz Şubat ayında "NOAH" adında genç bir adam 2030 yılından geldiği iddiasıyla tüm dünyada büyük ses getirdi. 25 yaşlarında görünen NOAH, ilk ortaya çıktığında herkes tarafından yalancı olarak adlandırılsa da, hepimizin yalan makinesi olarak bildiği poligrafi testinden başarıyla geçti. Yani NOAH yalan söylemiyordu ve gerçekten bir zaman yolcusuydu.  Noah yaptığı açıklamalarda, kimseyi incitmek istemediğini ve tek amacının zamanda yolculuğunun var olduğunu ve kendisinin de bir zaman yolcusu olduğunu kanıtlamak istediğini belirtti. Zamanda yolculuk yaptığı için bazı tıbbi rahatsızlıklarının olduğunu, anoreksiya ve depresyon yaşadığını belirten NOAH, 50 yaşında olduğunu ve genç görünümünü ise kullandığı gençlik ilaçlarına borçlu olduğunu ekledi. Yolculuk yaptığı zamanlarla ilgili bazı kehanet niteliğinde bilgiler de veren NOAH'ın söyledikleri dünya gündeminden çok da uzak şeyler değil. İşte NOAH'ın gelecekte yaşanacaklar hakkında verdiği bazı bilgiler. İnanıp inanmaması size kalmış. 2021 yılında Google Glass benzeri bir cihazın oldukça popüler olacağını söyleyen NOAH, bu gözlüğün günümüz bilgisayarlarının ekranı gibi işlev göreceğini öne sürüyor. 2020 yılında düzenlenecek ABD başkanlık seçimlerinde tekrar Donald TRUMP kazanacak. Bitcoin paranın yerini alacak. 2021 yılında yapay zeka daha önemli bir yere sahip olacak ve insanlar saatte 900 km hıza ulaşabilen elektrikli araçlarla seyahat edebilecek. 2028 yılında Mars'a ulaşılacak ve insanoğlu Mars’ı kolonileştirecek. 2028 yılında ayrıca, zaman yolculuğunun da yapılabildiği tüm dünya kamuoyuna açıklanacak. 2028 yılında Martin Luther KING'in kız torunu Yolanda Renee KING, ABD başkanı olacak.

Zamanda Yolculuğun En Önemli Paradoksu: BÜYÜK BABA PARADOKSU Hayalini kurduğumuz zaman yolculuğunun önündeki en büyük engel olan "BÜYÜK BABA PARADOKSU" ilk olarak 1943 yılında ortaya çıktı. Geçmişe yolculuk yapan zaman yolcusunun geleceğe etki edecek davranışlarda bulunmasının yaratacağı çıkmazı tanımlamak için kullanılmıştır.  Bu paradoksu iki maddeyle örneklendirecek olursak; Bir zaman makinesine sahip olduğunuzu ve bu zaman makinesiyle henüz dedenizin evlenmemiş olduğu gençlik yıllarına gidip onu öldürdüğünüzü düşünün. (Dedemi niye öldürüyorsam, onu da anlamış değilim?) Buna göre, anneniz ya da babanız hiç doğmamış olacak. Dolayısıyla siz de olmayacaksınız. Peki dünyaya hiç gelmediyseniz zaman makinesini kim yaptı? Odanızda bir solucan deliği açtığınızı farzedin ve bu delikten odanın 1 dakika önceki haline bakabildiğinizi hayal edin. 1 dakika sonra solucan deliğinin öteki tarafına geçtiğinizde, 1 dakika önceki halinizi görüyorsunuz ve kendinizi silahla vurarak öldürüyorsunuz. Peki eğer 1 dakika önce öldüyseniz tetiği kim çekti?

BONUS İnsan tabii ki bu heyecanların hepsini fiziki olarak yaşamayı çok istiyor. Şahsen ben, tarihin önemli günlerinde bulunabilmeyi çok isterdim. Örneğin Cumhuriyet'in ilan edildiği günde ya da İstanbul'un fethinde.  Bilim her ne kadar önümüze engeller çıkarsa da ışınlanma ya da zamanda yolculuk aslında hiç de o kadar zor değil. Evde kullandığım zaman makinesi her zaman beni, olmayı istediğim yere ruhen taşımayı başarmıştır. Evet yanlış okumadınız. Evimde bir zaman makinesi var. 80'lerin ortasında yapılmış bir pikap! Ne zaman bir yolculuğa çıkmak istesem -ki bu genelde 80'li yıllar oluyor- raftan bir plak alıp makineyi çalıştırmam yeterli. Gitmeyi istediğim yıllara ilk cızırtıyla gitmiş oluyorum zaten. Bazen hissetmek insana fiziksel olarak yaşamaktan daha büyük haz verir.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube