© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

Nalan Baldil //


Sizde de oluyor mu? Çalışırken ya da herhangi bir iş üstündeyken, hafif hafif alttan müzik çalsın ve odaklanma problemi ortadan kalksın. Mesela ben birinin konuşmasını dinlerken, bir yazı okurken ya da yazarken ilk yarım saatten sonra konu ciddiyse dağılıyorum, o an ruhum bedenimden koşarak uzaklaşıp kendine eğlence arıyor. 


Umarım sizde de oluyordur ve sıkıntıdan patlıyorsunuzdur. İşte tam bu durumlar için önerim; açın Radyo Voyage’ı bulunduğunuz ortamdan kısa süre uzaklaştırsın sizi. Şu anda fonda  “Chris De Burgh - I'm not crying over you” var, siz de okumaya başlamadan açın hadi aynı duyguları hissedelim. 

Bu arada yazıma sadece zenginler okusun diye başlamak istiyorum. Evet evet Rolex’i olmayan okumasın. Çünkü konu Zürih ve Zürih ile ilgili duyacağınız ilk bilgi “aşırı pahalı” olması. Gittik, gördük, hiç alakası yok demek isterdim ama öyleymiş gerçekten. Şu ana kadar gördüğüm Avrupa şehirleri arasında yaşam standardı en gelişmiş, aşırı havalı bir şehirdir kendisi.

Zürih’e Azorlar’dan hemen sonraki hafta, (Azorlar: bir önceki yazım) hava sıcaklığının yıl içerisinde en düşük olduğu Ocak ayında gittik. Yaz mevsiminde  bile en yüksek sıcaklık değerlerinin 21-24 derece aralığında olduğu bu şehri kışın siz hayal edin. Eğer siz de bizim gibi tatilin mevsimi yoktur diyenlerdenseniz, kış için hayat kurtaran bir önerim olacak. Otelinizi mümkün mertebe gezeceğiniz yerlere yakın bir konumda seçin, çünkü her üşüdüğünüzde bir kafeye veya bir restorana girme gafletine düşerseniz, giden paraların arkasından donarak ölmeyi tercih edeceğinize adım gibi eminim. Gün içerisinde en az iki kez otele gidip ısınıp tekrar çıktığımızı hatırlıyorum. Üstelik hayatım boyunca hiç giymediğim kadar kalın, kat kat giyindiğim halde. Gel gelelim yine kış mevsiminde gitmenin pişmanlığıyla başlayan gezi “tekrar gelelim buraya” şeklinde son buldu. 

İsviçre’nin en büyük kenti olan Zürih’in adını şehrin içinden geçen gölden aldığını biliyor muydunuz? Bu gölü en ihtişamlı haliyle görmek için geziye ilk olarak Lindenhof tepesiyle başlayabilirsiniz, ki biz de öyle yaptık ve manzarası benim favorilerimden biri oldu. 

Lindenhof tepesinden kentin kar örtüsü altındaki manzarasını izlerken tepenin kuzey doğusunda Albert Einstein’ın öğrencisi ve profesörü olduğu ETH Zurich Üniversitesi’nin kampüsünü görebilirsiniz.

Zürih’ten trenle Alpler’e yol alıp dünyadaki en gözde kış turizmi destinasyonlarından birinde nefes kesen manzaralara dalıp gidebilirsiniz. Bunun için de Zurich Hauptbahnhof’tan (Zürih Tren İstasyonu) yola çıkabilirsiniz. Bu tren istasyonu ihtişamda diğer büyük Avrupa şehirlerinden geri kalmaz.

Ne yiyeceğiniz konusunda maalesef  sizi tatmin edecek önerilerim olmayacak, çünkü en ünlü yemekleri olan patates ve peynirden yapılan “grateni” gördüğümde fast-food yemeyi tercih ettim. Umarım tadı güzel değildir. Şu anda onun pişmanlığını yaşamak istemiyorum  Ancak şunu söyleyebilirim herhangi bir restoranda en basit yemek bile 20 Frank’tan başlıyor. Yani yemek konusunda bütçenizi düşünmek zorundaysanız, çok seçeneğiniz olmayacak. Tabi asgari ücretin 2500 Frank (5000 TL) olduğu bir şehir olduğunu düşünürsek, bu rakamlar onlara göre çok da yüksek değildir. Parayla huzurun kol kola gezdiği bu şehirde tam da bu sebepten çoğunlukla mutlu insanlar görürsünüz. 

Bu arada İsviçre çikolatasının namını duymuşsunuzdur. Sokak aralarında gezerken adım başı çikolata mağazalarıyla karşılaşırsınız. Mutlaka birine girip çikolataların imal edilişini canlı canlı izleyin ve çikolataların tadına bakın. 

Kısacası İsviçre'nin en büyük, en renkli,  en yaşanabilir, en pahalı bu şehrini biz çok sevdik, sizin de seveceğinize eminim. Giderseniz çikolataya, peynire ve beyaz şaraba doyacağınız bir seyahat olacak. 

Keyifli gezmeler.