© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

YILBAŞI GECESİ İZLENECEK FİLMLER SEÇKİSİ


Yaşadığımız yılı sonlandırmak için günler dolu dizgin akarken tabiri caizse yaşam gailesi içinde olsa da, insanlar yeni bir yılı karşılama telaşı içine girdiler bile. Yeni yıl demek, çoğumuz için, yaşananları özellikle kötü anıları zorlukları geride bırakıp daha iyi günler umuduyla geleceğe doğru uzanmak demek. Bizim bir Noel tatilimiz olmasa da ufak çaplı bir tatille hayat koşturmacasına ara verip nefes aldığımız bir yılbaşı seramonimiz var elbette.


Ben kendi adıma yılın son gününü evde geçirmeyi sevenlerdenim. Çekirdek ailemle geçireceğim neşeli eğlenceli filmli kitaplı uzun bir gece benim açımdan çok daha huzur verici gelir çoğunlukla. Ailece eski fotoğraflara bakmak, videolar izlemek, geçmişe dönüp şöyle güzel anıların üzerinden geçmek ,yitip gidenleri anmak, aramıza katılanları hatırlamak, kütüphanemi karıştırıp okuduğum kitaplara göz gezdirmek ve tabii her defasında izlemekten zevk aldığımız filmleri tekrar izlemek, yılın son akşamında yapmaktan keyif aldığım aktiviteler.


Bu sebeple de çok ödüller toplamasına, türüne, oyuncusuna ya da İMDB puanına bakmaksızın “Yılbaşı akşamı hangi filmleri izlersiniz?” sorusunun bendeki karşılığı olan ufak bir seçkiyi sizinle paylaşmak istedim. Ne izlesem diye internette sörf yaparken karşınıza çıkan birbirinin aynı listelerden sıkılanlar için bir alternatif olarak düşünün. Kim bilir belki siz de bu vesileyle kendinize bir liste hazırlarsınız.


Gelelim filmlerimize;



1.Umut Dalgaları

Yeni yılın yaklaştığı günlerde içimizi ısıtacak bir film izlemek isteyenler için ideal.Orjinal adı Hope Floats olan film Forest Whitaker'ın yönettiği ve Sandra Bullock, Harry Connick Jr. ve Gena Rowlands'ın başrollerini paylaştığı 1998 Amerikan yapımı bir drama filmi. Umut Dalgaları, en yakınları tarafından ihanete uğrayan bir kadının hikayesini konu ediyor. Bazı hayatlar dışarıdan bakıldığında pespembe gibi görünse de içeride oynanan bir roldür aslında umutsuz ve çaresizce. Kahramanımız bunu kasabaya geri döndüğünde anlayacaktır. Birdee, eve kapanır ve insanlardan uzaklaşır. Bu arada tanıştığı Justin bir umut kapısı olarak Birdee için yeni bir güç kaynağı olacaktır.

Bu filmi belleğime kazıyan sahne çocuk oyuncunun ağlama sahnesiydi, bir çocuk oyuncu açısından role girmesi ve aktarması gayet başarılıydı. Ve onun dışında duygusal akışı hissedeceğiniz sıcacık bir Sandra Bullock filmi derim.



2. Gremlinler


Gizmo’yu hatırlamayan var mı acaba? Gremlinler, Joe Dante tarafından yönetilen ve Warner Bros. tarafından 1984 yılında gösterime sokulan Amerikan korku komedi filmidir. Bütün her şey başarısız bir mucit olan Randall Peltzer’in, oğlunun doğum günü için Çin Mahallesi'nde bulunan bir dükkândan bir yaratık satın almasıyla başlar.Daha sonra ikincisi de çevrilen bu film çocukluğumun en unutulmaz filmlerinden biridir.Yönetmen Joe Dante’yi bile o yaşta aklıma kazıyan filmin bu günlerde üçüncüsünün ya da tekrarının konuşuluyor olması benim için büyük bir mutluluk. Bir çoğumuzun unutmadığı sahne ise Gremlinler 2 filminde tüm Gremlin ahalisinin partide Newyork Newyork’u söylediği sahnedir. İzlediyseniz bile tekrar hatırlamak keyif verici olacaktır.


3. Terminal


Yönetmenliğini Steven Spielberg’ün yaptığı film, ilgi çekici bir öyküye sahip başrolünde Tom Hanks'in oynadığı politik komedi-drama türünde 2004 yapımı bir film. 1988'den 2006'ya kadar tam 18 yıl Paris-Charles de Gaulle Havalimanı'nda yaşayan Mehran Karimi Nasseri'den esinlenilerek çekilmiştir. Spielberg'in basyapitlarindan biri olmasa da, izlenmesi gereken bir film. Tom Hanks’in tüm filmlerini kayıtsız şartsız izlerim ancak romantizmin ve komedinin dozunda kullanıldığı bu ilginç senaryoda akıştan sıkılmayacağınızı hatta gayet eğlenceli bulacağınızı düşünüyorum.



4.Büyük Budapeşte Oteli


Büyük Budapeşte Oteli, yönetmenliğini Wes Anderson'ın gerçekleştirdiği 2014 çıkışlı Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri ortak yapımı filmdir. Stefan Zweig'ın notlarından esinlenilerek uyarlanan filmin başrolünde Ralph Fiennes almıştır.

Hikaye 1932 yılında otelin şatafatlı günlerinin sonlarına yakın dönemde başlar. Bu dönemde Mustafa otelde karşılama görevlisi olarak çalışmaktadır. Zubrowka savaşın eşiğindedir ama otelin ünlü odacısı Gustave'ın umurunda bile değildir. Otelin zengin misafirlerinin ihtiyaçlarıyla ilgilenen Gustave, diğer zamanlar da ise yaşlı ve sarışın zengin müşterilerle birlikte olmaktadır. Bu kadınlardan bir tanesi Madam Céline Villeneuve Desgoffe und Taxis otelden ayrıldıktan kısa bir süre sonra evinde esrarengiz şekilde ölü bulununca olaylar gelişmeye başlar.

Bu filme beni çeken elbette Zweig olmuştu. Çok ilginçtir ki filme baktığınız zaman sıkılacağınızı düşünüyorsunuz ancak film sizi o ekrana çiviliyor. Yakanıza yapışıp kafa yormanızı sağlıyor. Bu dinginlikte bir filmin sizi sarması finalde sizi de şaşırtacak, eminim.


5.Mrs Sloane


Bayan Sloane, John Madden'ın yönettiği ve Jonathan Perera'nın yazdığı 2017 siyasi gerilim filmi. Filmde Jessica Chastain, Mark Strong, Gugu Mbatha-Raw, Michael Stuhlbarg, Alison Hapı, Jake Lacy, John Lithgow ve Sam Waterston yer alıyor. Konusuna gelince; Elizabeth Sloane, kazanmak için tüm fırsatları zorlayan hırslı ve çok başarılı bir lobicidir. Yeni bir silah kontrol yasasını geçirmek üzere harekete geçer ve silah sahibi olmak için özgeçmiş bildirisinin zorunlu olduğu yasayla ilgili bir kampanya başlatır. Fakat karşısında güçlü ve tehlikeli bir silah lobisi vardır. Sloane kazanmak için ona yakın olanları tehlikeye atacak ve kendi kariyerini riske atacaktır.

Jessica Chastain'in bu filmdeki kusursuz performansının ardından vazgeçemeyeceğim filmler arasında yerini aldı Mrs Sloane. Sergilediği performans sizi filmin içine hapsedecek. Bol diyalog içermesi ve uzun süresine rağmen, nasıl bittiğini anlamayacaksınız bile.


6.Dikey Limit


Yeni Zelandalı yönetmen Martin Campbell tarafından 2000 yılında çekilen korku ve aksiyon filmi. Baş rollerini Chris O'Donnell, Robin Tunney, Scott Glenn, Izabella Scorupco ve Bill Paxton oynamaktadır. Film, Utah'daki Monument Vadisi ve Pakistan'da çekilmiştir.Konusu ise şöyle;

Peter ve Annie dağcılık konusunda uzman iki kardeştir. Babalarını dağcılık yaparken kaybetmelerinden sonra Annie babasına daha yakın olacağını düşündüğü için dağcılığa devam ederken, Peter fotoğrafcılığa başlamıştır. Yıllar sonra iki kardeş K2 dağının ana kampında karşılaşırlar.Ve tehlikeli macera başlar.

Dönem itibariyle bir çoğumuzu dağlara yollara döken eşsiz manzaralarla dolu olduğu için izlerken nerdeyse perdeye yapıştığım bol karlı bol heyecanlı bir dağcılık filmi. Artık doğa sporlarının yaygın olduğu günümüzde filmin keyif almanın ötesinde öğretici de olacağı kanısındayım.


7.Melekler Şehri


Orijinal adı City of Angels olan Brad Silberling'in yönettiği, Nicolas Cage ve Meg Ryan'ın başrol oynadığı 1998 Amerikan romantik bir fantastik film. Kaliforniya, Los Angeles’ta çekilmiş olan film, Wim Wenders'in 1987’de Berlin’de çekilmiş Wings of Desire’ın yeniden yapımı. Konuyu özetleyecek olursak; Başarılı bir kardiyoloji cerrahı olan Maggie Rice başarılı giden bir ameliyat esnasında nedensiz yere hayata veda eden hastasını geri döndürmek için elinden geleni yapar ancak hastasını kurtaramaz. Bu acı olay sonrasında kendisine olan güvenini kaybeden kadın artık daha umutsuz, daha mutsuzdur. Bu sırada Los Angeles semalarında gezinen melek Seth, Maggie'nin bu çabalarını görmüş ve fazlasıyla etkilenmiştir. Maggie'nin üzülmesine dayanamayan Seth, güzel kadına çoktan aşık olmuştur. Vakit Maggie'yi yaşama döndürme vaktidir ve Seth aşkı için melekliğinden vazgeçecektir. Ancak bu karmaşık düzende insan olarak yaşamak zannettiği kadar kolay mıdır?

Başrol oyuncularına hayranlığımı bir kenara koyacak olursak, bir çok sahnesinde beni gülümseten, okyanus görüntülerine hayran olduğum ve diyaloglarına bayıldığım bu film hala benim vazgeçilmezlerim arasında .Ve Seth’in en güzel sözü; “Bir öpücüğüne bile değerdi”


8.Bir Gün


Danimarkalı yönetmen Lone Scherfig’in yönettiği film, 2011 yapımı Amerikan romantik-drama filmidir. Orijinal adı One Day olan film, 19 Ağustos 2011'de vizyona girmiştir. David Nicholls aynı adlı çok satan romanından beyazperdeye uyarlandı. Filmin senarsitliğini de yazarın kendisi üstlenmişti.

Konusuna gelince, Emma (Anne Hathaway) ve Dexter (Jim Sturgess) birbirlerine tamamen zıt sosyal yapılardan gelen iki genç insandır. Emma işçi sınıfı bir aileden yetişmiş, hayata dair devrimci ruhu olan bir genç kızdır. Dexter ise baba parası ile okuyan, çapkın ve eğlenceden başka bir şeyi umursamayan biridir. İkilinin yolları üniversiteden mezun oldukları gün kesişecek ve mezuniyet günü uzun yıllar sürecek bir arkadaşlığın başladığı gün olacaktır.

Duygusal bir sömürüye girmeden olanca naifliğiyle anlatılmış bu aşk hikayesi bana Robert Redford ve Jane Fonda’nın “Parkta Çıplak Ayak” filmini hatırlattığı için çok sevmiştim. Uyarlama filmleri de sevdiğim için kalbimde yerini almış durumda.


9.Aşk Mektubu


Ve finali en sevdiğim oyunculardan biri olan Kevin Costner’in filmi ile yapalım. Orijinal adı Message İn a Bottle olan bu film Luis Mandoki'nin yönettiği ve aynı adı taşıyan Nicholas Sparks'ın 1998 romanına dayanan, 1999'da çevrilmiş romantik bir drama filmi. Başrollerinde Kevin Costner, Robin Wright ve Paul Newman yer alıyor ve film Maine, Chicago ve Wilmington, Kuzey Carolina'da çekilmiş.12 Şubat 1999'da Warner Bros tarafından yayınlanan filmin konusu ise şöyle; Theresa dinginliğe erişmek üzere tek başına bir tatile çıkar. Geldiği yerde bir gün sahilde gezinirken kumların üzerinde durmakta olan bir şişe karşısına çıkar. Şişenin içerisinden çıkan kağıdı alır ve okumaya başlar. Etkileyici bir üslupla yazılmış olan bu mektuptan çok etkilenir. Altında 'G.' imzası bulunan bu mektubun yazarını bulmaya karar vermiştir. 'G.'nin cümleleri, Theresa'nın ruhuna hitap etmiştir. Mektubun yazarını bulmak için Theresa'nın çıktığı yolculuk, onu duygusal bir serüvenin tam ortasına bırakacaktır.


Costner’ı çoğunuz Bodyguard ya da Postacı filmlerinden hatırlarsınız belki. Benim ise sevdiğim yazarların tüm kitaplarını okumaya çalışmak gibi sevdiğim oyuncuların tüm filmlerini izleme alışkanlığım var. O sebeple izlediğim bu film, yine en güzel anlatılmış aşk hikayelerinden biri benim için. Hafızama kazınan cümlelerinden biri ise şöyle: ”Birinin kuzey yıldızı olmak…” Bilmem ki kaldı mı böyle aşklar ?...


Elbette yüzlerce film arasından seçki yapmak çok zor. Ve şüphesiz bu liste uzayıp gidebilir. Ancak bu filmleri seçerken en çok izlenenlerden yadsıyarak yıllar içinde hayatıma dokunmuş olan birkaç tanesi ile sınırladım. Yeni yıla girerken evde vakit geçirmeyi sevenlerin, uzun kış akşamlarında battaniye çay eşliğinde film izlemekten hoşlananların keyif alacağı hatta eklemeler yapabileceği bir seçki olduğunu umarım.

Hepinizin yeni yılını kutluyor sağlıklı mutlu huzurlu yıllar diliyorum…