YARIŞ SADECE PİSTTE Mİ? Asfaltın Kralları- Ford v Ferrari


Evde kaldığımız bu günlerde hayatımızın normal akışı değişti. Sizler neler yapıyorsunuz bilmem ama bizler zaten evde oturan emekliler olarak gün aşırı film seyrederken şimdi günde iki film seyrediyoruz :))))) Tabii seyrettiğim bütün filmleri burada yazmama imkân yok. O yüzden aldığı ödüller kadar gönlümü de alan Asfaltın Krallarından bahsedeceğim. Neden gönlümü aldı derseniz, çocukken ben de araba yarışçısı olmak istiyordum. Babam kendi arabasını tamir ederken ona yardım edip, izliyordum. Direksiyon kullanmayı öğrenmeden önce lastik değiştirmeyi, vites değiştirmeden önce karbüratör temizlemeyi öğrendim. (Daha ortaokulda bile değildim.) O yüzden bu filmi seyrederken keyfim tavan yaptı. Zaten dönem filmi klasik arabalar geçidi gibiydi; gözüm de gönlüm de doydu. Gelelim filmin detaylarına… Asfaltın Kralları, Jez Butterworth, John-Henry Butterworth ve Jason Keller’ın yazıp James Mangold’ın yönettiği 2019 ABD yapımı, biyografik dram türü bir film. Başrollerinde rol alan oyuncular Matt Damon ve Christian Bale. Jon Bernthal, Caitriona Balfe, Tracy Letts, Josh Lucas, Noah Jupe, Remo Girone ve Ray McKinnon ise yardımcı rolleri oynuyor. Çekimler Temmuz 2018’de California’da başladı ve iki aydan biraz daha uzun sürdü. Asfaltın Kralları, 30 Ağustos 2019 tarihinde Telluride Film Festivali’nde dünya prömiyerini gerçekleştirdi ve filmdeki yarış performansları ile yarış sahneleri için eleştirmenlerden olumlu eleştiriler aldı. Asfaltın Kralları, 1966 yılında düzenlenen Le Mans 24 Saat Yarışı’nın gerçek hikayesini konu alıyor. Henry Ford II ve Lee Iacocca ikilisi, tuhaf ancak kararlı bir grup Amerikalı mühendis ve tasarımcıdan sıfırdan bir otomobil yapmalarını ister. Otomobil tasarımcısı Carroll Shelby (Matt Damon) ve İngiliz şoför Ken Miles’ın (Christian Bale) başını çektiği ekip, uzun yıllardır pistlere egemen olan Ferrari’yi Fransa’da düzenlenen 1966 Le Mans Dünya Şampiyonası’nda alt etmek için işe koyulur. ‘Asfaltın Kralları’ bence bir ‘araba yarışı’ filminden çok daha fazlası. Yönetmen Mangold, bu yaşanmış hikâyeyi anlatırken sadece heyecan ve rekabet temalarını ele almıyor, aynı zamanda bu iki karakterin çatışmasını ve ortaklığını (!) işleyen bir dram da yaratıyor. Bu sağlam film yapısının arka planında, zamanın önemli araba markalarının rekabeti, amaçları ve ideallerine ilişkin bir hikâye üzerinden bir ‘dönem’ anlatılıyor. Sonuç olarak karşımızda hem psikolojik hem de sosyal anlamda güçlü, üst düzey bir dram/biopic sentezi bir yapım var… Normalde bir filmde tamamen ayrı dünyalardan gelen iki karakterin ortak çalışması (veya çalışmak zorunda kalmaları) tercih edilen bir yol iken, yönetmen filmini, aynı merak ve tutkulara sahip ancak biri iktidar sisteminin içinde diğeri ise tamamen dışında olan iki karakter üzerinden kurmuş. Film, Shelby’nin kâbus gibi geçen, çok tehlikeli LeMans şampiyonluğuyla başlıyor ve sonrasında kariyerinde en üst seviyeye ulaşmış bu adamın yarı-emekliye ayrılıp Ford markası bünyesinde bir diğer tutkusu olan yarış arabası tasarımı yapmaya koyulmasını anlatıyor. Aynı zamanda Ford’un reklam yüzü olan bu karakter, bir bakıma para, kariyer ve ün dünyası içinde süzülürken, Miles bu tutkunun diğer ‘ucunu’ temsil ediyor. Shelby’nin aksine ünü ve parayı tamamen ikinci plana atmış, ailesiyle mütevazi bir evde yaşayan ve araba tamirhanesinde çalışan Miles, yarışma heyecanını neredeyse her şeyin önüne koyan ve kullandığı arabalarla ‘organik’ bağ kuran, bir tür (Robert Redford’dan farklı olarak!) ‘Arabalara fısıldayan adam’. Bu organik bağı, sadece tek bir tur attığı bir yarış arabasından iner inmez bir çırpıda zayıflıklarını sıraladığı veya işinden uzaklaştırıldığı bir dönemde radyoda dinlediği araba yarışında sürücünün yapması gereken şeyleri mırıldandığı bölümlerde açıkça görüyoruz. Film birçok ödüle aday oldu; sonuçta En İyi Ses Kurgusu ve En İyi Film Kurgusu olarak 2 Oscar; BAFTA En İyi Kurgu Ödülü; Drama Filmi Dalında En İyi Erkek Oyuncu Ödülü, Kurgu ve Miksaj Dalında En İyi Ses Ödülü, En İyi Kurgu Ödülü, En İyi Drama Filmi Ödülü, En İyi Yönetmen Ödülü olarak 5 dalda Satellite Ödülü kazandı. Christian Bale performansıyla Satellite Drama Filmi Dalında En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü kazanmış ama Oscar adayı olmamış. Aday filmlerin hepsini seyretmedim ama ben Bale’in aday olamamasını anlamadım. Hoş Bale Oscar almasa ne olur? Zaten çocuk oyuncu olarak başladığı kariyerinde 10 yaşından beri birçok ödül kazanmış. Bende bu rolü için gönlümdeki tüm ödülleri verdim... Filmin IMDb puanı 8,1. Seçtiğiniz tüm filmleri keyifle izlemeniz dileğiyle... Türkiyem #evdekal #filmlekal

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube