Yapayalnız Bir Anka Kuşu



Yürürken rüzgârda altın sarısı saçım savruluyordu. Üstüne bastığım yer toprak değildi, taş patikaydı. Yağan yağmurdan ötürü patikanın çevresi çamura bulanmıştı. Yağmurun ardından açan güneş tüm ihtişamıyla gökyüzünde yerini almıştı. Güneş ışınları yeryüzüne düşerken çamur kuruyordu. Yolum aydınlık olduğu için yürümeye devam ettim ama kafamın içindeki düşüncelerin altında esir olmuştum, yürüdükçe esaret boğulmama neden oluyordu. Güneş bulutların ardına saklandı, güneş ışınlarının yağmur damlalarına yansımasıyla gökkuşağı oluşmuştu. Patikanın solunda kalan dere şırıl şırıl akarken, derenin fısıltısı kulaklarıma geliyordu. Patikanın kenarında uzanan ve dikili duran çitler mavi renkte.


Uçan kuşların cıvıltıları beni düşüncelerimden ayırdı. Üstüme giydiğim elbise kırmızı renkte. Altıma ise uzun ve siyah topuklu ayakkabı giydim, yanıma ise siyah çantamı aldım. Topuklu ayakkabı ayağımı vurunca topuklu ayakkabıyı çıkardım, topuklu ayakkabıyı dere kenarına bıraktım. Yalınayak rüzgârın esintisine kucak açtım. Hava kararmaya başladı, güneş yerini yavaşça yıldızlara ve aya bıraktı. Gökyüzünde asılı duran yıldızlar ölü insanların ruhları. Yukarıda bana göz kırpan ay yeryüzüne bakıyordu, ay ışığı altında saçım parıldayınca hava soğumaya başladı. Çantamın içinden siyah şalı çıkardım ve sırtıma yerleştirdim. Omzumdan belime uzanan şal sıcak hissettirdi. Ay bulutların ardına saklandı ve yıldızlar söndü, gece karanlığa esir kaldı. Ağaç kovuklarından çıkan ateşböcekleri patikanın çitleri boyunca uzandı ve yolumu aydınlattı.


Gece karanlığın esareti altından kurtuldu. Ağaçların üstüne tünemiş olan baykuşlar uçmak için kanat çırptı. Kanat çırpmalarıyla gökyüzüne yükselen baykuşlar ses çıkardı, dereden gelen sesler kayboldu. Ateşböcekleri teker teker söndü, gecenin alacakaranlığı içinde şal bile beni ısıtmaya yetmedi. Üşüyen bedenimle duraksadım, gece sessizdi. İnsanlar terk etmişti geceyi, evlerine yatmaya gitmişlerdi. Aklıma gelen delice fikirlere aldanmadan yoluma devam etmek istedim ama yapamadım. Üstümdeki kırımızı elbiseyi çıkardım, şalı da patikanın ortasına fırlattım. Ay bulutların ardından çıktı, ışıldamaya kaldığı yerden devam etti. Yıldızlar birer birer parıldayınca, karanlığa gömülen patika aydınlandı. Çıplak bedenimle çitleri atladım ve soğuk suya ayak bastım. Soğuk su ayaklarımı yıkadı. Üşüyen bedenim donmaya başlayınca, derenin ortasına doğru yürüdüm. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm... Ortaya geldiğimde kendimi derenin derinliklerine bıraktım, gittikçe soğuk suyun dibine battım. Aşağıya doğru süzüldükçe bedenim daha çok üşüdü, derenin içinde boğuluyordum.


Beni düşüncelerimden çekip alacak hiç kimse yoktu etrafta, yalnız başıma olduğum için çaresizdim. Ne yapacağımı bilmiyordum, çıkmazdaydım. Zaman daralıyordu, her geçen saniye benim için bir ölümdü. Nefes almakta zorlanıyordum, ağzımı açtım ve içine su kaçtı. Ağzıma dolan acı suyu yutunca, gözlerim kapanmak üzere aralandı. Suyun altında ışık kümesi belirdi. Öleceğimi anladım...


Bana dokunan eli hissedince düşüncelerimden sıyrıldım ve gerçek hayata geri döndüm. Arkamı döndüğümde hayallerimdeki adam karşımda duruyordu. Gece küsünce terk etmişti yeryüzünü; gündüz kucak açmıştı yeryüzüne. Işık kümesinin aslında güneş olduğunu öğrendim. Doğan güneş ile hayallerim küllerinden doğdu. Ben bir Anka Kuşu’yum.


Yoruldum, herkese ve her şeye karşı yoruldum. Yorulmak nedir biliyor musun? Nefes almakta zorlanıyorum, düşüncelerim arasında boğuluyorum. Beni anlıyor musun? Benim dışımda kalan insanlar neden umursamaz, biliyor musun? Kendimi bulutların gölgesine gizlerken savunmasız olduğumu düşünüyorum çünkü yalnızım. Kimsem yok.

Yalnızlık nedir biliyor musun? Ruhum acıların süngüsünde esir çünkü insanlar çok acımasız bana karşı. Canımı çok yakıyorlar. Kalbim yaralı olduğu için kapılarımı aşka ve sevgiye ebediyen kapattım. İnsanlara olan güvenim kalmadı. Ben insanlardan uzak kalmak istedikçe bana yakınlaştılar. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Ben acıların yalnızlığında kaybolurken beni öldürenler mutlu. Neden mutlular biliyor musun? Neden soruyorum ki sana? Senin de onlardan bir farkın yok. Aşka ve sevgiye olan inancım kayboldu. Her gün kirlenmiş ruhları görmekten sıkıldım, anlıyor musun? Pişman olduğum zamanlar oldu. Keşke dediğim zamanlarda bu insanları dost olarak görmeseydim. Berrak kalbimi kötülüğe boğmaya çalışan ruhları tanımam zaman aldı. Neden düştüğümü bende bilmiyorum, bu yüzden sana sormayacağım...


Editör: Demet Yener

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube