Yakışmaz ki Erken Gidene



Ölüm, her yaşta üzer bizi. Ama ben en çok, hayalleri çokça kalmış olanlara üzülürüm. Daha hiç aşık bile olamamışlara, aşık olmuş ama paylaşamamış olanlara, o yürünecek uzun yolun yarısına bile varamamışlara, yani yolun henüz başındayken dönmek zorunda kalanlara!..


Üç kişiydik biz, aynı heyecanla aynı işe başlamış, aynı şehrin aynı beldesinde aynı lojmanı paylaşmış, aylarca aynı günlere uyanmış...


O, belediyesi, okulu, sağlık ocağı bir de sadece bizim bankanın şubesinin olduğu küçücük kasaba, belki de en mutlu zamanları geçirdiğimiz, yıllar bizi başka yerlere atsa da içimizde kalbimizin en derininde üçümüzün de gülümseyerek bir gün anımsayacağı ilk başarı ve özgürlük hatıralarımızda hep kalacaktı.


Üç farklı şehirden, üç farklı kültürden gelmiş üç genç bankacıydık biz... Yeşim en küçüğümüzdü. En alınganımız. En sabırsızımız. En çılgınımız. Esrarengiz bir yanı olduğunu düşünürdük çoğu kez. Öyle de ilginçti. Çok güzel sarımsaklı domatesli spagetti yapardı mesela bize. Hep onu anımsayarak yaptığım ama bir türlü hala aynı lezzeti yakalayamadığım...


Zekiydi, hırslıydı, çabuk kavrardı. Neşeliydi çokça. Küçüğümüz diye olsa gerek çok sevimli gelirdi bana. Hani öyle tombiş, bıcır bıcır çocuklar gibiydi. Çok güzel gülerdi mesela... Bütün yüzüyle gülerdi, sadece dudakları değil; gözleri, burnu, yanakları, gamzeleri...

Bir süre sonra Yeşim'in tayin yazısı geldi başka bir şubeye... Hem sevindik, hem üzüldük. Belki hem kıskandık biraz. Onun gidişinden bir süre sonra bu kasabadaki şube kapanınca sırasıyla biz de başka şubelere dağıldık.


Gittiğim yer Yeşim'in yaşadığı şehirdi ama şubede Yeşim yoktu...

Lösemi demişler hastalığının adına...

Yirmili yaşlarının başında, o kerte hayat dolu, bütün yüzüyle gülen, kalbinde belki bin hayali olan bu kız hastaydı şimdi...

Aylar süren tedaviler… Onca acı, kemoterapiler...

Bir gün geldi Yeşim şubeye... “Atlattım artık!” dedi. Yine beraber çaşlışmaya başladık. Yine boş zamanlarımızda gezdik, anılardan bahsettik.

O kıvır kıvır parlak simsiyah saçları yeniden uzadı işte... Güzel yüzü renklendi...

Bir gün durgun gördüm Yeşim'i. Kolunda belirginleşen sanki sivrisinek ısırığına benzer bir kızarıklığı gösterdi. Korkuyordu… Boşuna değilmiş endişesi. Birkaç gün sonra yine yoktu Yeşim...


Şubece toplandık bir akşam. Hastaneye ziyaretine gittik. Nihayet izin veriyorlardı. Koridorda, oda numaralarına bakıp ararken bildiğim bütün dualar içimden geçiyordu. Kapının önünde dondum önce! Yeşim miydi gerçekten odadaki?.. Bir hastalık bir insanı nasıl bu hale getirirdi?.. O güzelim simsiyah saçları yoktu arkadaşımın, güğsüne yerleştirilmiş metal borular gözümün önünde bugün bile... Ama hâlâ şakalaşıyordu bizimle... Yine gülüyordu işte bütün yüzüyle:


“İşe bir başlayayım sorcam size!..” diyordu.

Bir daha başlayamadı Yeşim!.. Bir kere daha kanser galip gelmişti işte yine...

Hiç âşık olmuş muydu? Mesela kalbini açabilmiş miydi birine? Mutlu olmuş muydu çokça mesela? Hayallerinin ya da umutlarının ne kadarını yakalayabilmişti?..

Uğurlarken seni; hep böyle sorular kaldı içimde...

Ey Ölüm; yakışmadın yine!..


17.09.2020

Yeşim'e...

Editör: Uğurcan UYGUN



© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube