YA SİZİN KIZINIZIN BAŞINA GELSEYDİ…

En son güncellendiği tarih: Nis 18


Güneş yeni doğmak üzereydi. Karanlık kendini yavaş yavaş kızıllığa bırakıyordu. Küçücük kapıları olan penceresiz tek odalı evlerin arasında neredeyse parmaklarının üzerinde yürüyordu Halime.


Bütün evler nedeyse birbirinin aynısı olsa da hedef gözetilerek atılmış mermi gibi 2 yaşındaki kızının kaldığı eve doğru atıyordu adımlarını. Kafasına koymuştu. Ne olursa olsun iki yaşındaki kızını bulacak ve onu sımsıkı bağrına basacaktı bugün.

Kendi yerine alınan kız kardeşi merhametli birisiydi. Analık ettiği kızını kendisine gösterirdi. Aksi eski kocasına yakalanmazsa ayda bir de olsa gizlice gelip kızını izleyebiliyordu.


Eski evine çok yaklaşmıştı. Her adımında kalbi daha duyulur bir şekilde güm güm atıyordu. Evin kapısına varınca emekleyerek kapıdan içeri süzüldü. Tek odalı evin içi her yere yayılmış siyahi bedenlerle doluydu.


Karanlıkta ışıl ışıl yanan gözleriyle kızını aradı Halime. Kendinden oldukça uzakta hasır bir kilimin üzerinde yatarken gördü kızını. Ona ulaşması için birkaç kişinin üzerinden atlaması gerekecekti. Pek çok kez gündüz gizlice gelip kızını görmeyi istemiş fakat pek çok kez yakalanarak kızının önünde dövülmüş ve köyün dışına atılmıştı. Birkaç kez kızını da alıp kaçmak istemişti köyden. Ama yüzlerce yıllık gelenek göreneklerine göre lanetli bir annenin laneti kızına da geçebilirdi. Bu nedenle kızının da lanetlenmemesi için babasının yanında kalması en doğrusuydu. Hatta kızına hiç dokunmamalıydı ama ana yüreği laf dinlemiyordu.


Sessizce emekleyerek kızının yanına ulaşmayı başarabildi. Kalp atışları neredeyse kulaklarını sağır edecekti. Kızına dokunmadan sessizce yanına kıvrıldı. Ne kadar karanlık olsa da yüzünü net görebiliyordu. Kıvır kıvır saçlarını, burnunun kıvrımlarını, tombiş yüzünü, dudaklarının arasından uçları görünen beyaz dişlerini, hepsini, hepsini görebiliyordu.


Nefes alış verişi dünyanın en güzel melodisi gibi geldi ona. İçinde kabaran duygularla öpmek istedi kızını. O an dünyanın en uzak mesafesinin kızıyla arasındaki üç beş santimlik ara olduğunu kavradı. Cehaletle örülmüş, geleneklerle sıvanmış yüksek duvarlarla çevrili o birkaç santimlik aşılmaz mesafe.


Elini kaldırıp kızının saçlarına dokunmak istedi ama beceremedi. Ya kızı da kendisi gibi lanetlenirse diye ödü kopuyordu. Gözlerinden sicim gibi yaşlar ardı ardına süzüldü. Sesi çıkmasın diye dudaklarını ısırarak sessiz hıçkırıklara boğdu kendini. Biraz daha kalırsa birisinin onu görmesi işten bile değildi. Emekleye emekleye çıktı kapıdan. Son bir kez dönüp kızına bakmak istedi ama gözleri öylesine ıslaktı ki neredeyse hiçbir şey göremiyordu. Çağlayarak gelen hıçkırıklarını iki elini ağzına basarak kapattı ve kimseyi umursamadan koşarak evlerin arasından uzaklaştı. Durmadan koşuyordu Halime. Artık elini ağzından çekmiş hıçkıra hıçkıra ağlayarak koşuyordu. Köyün biraz dışına çıkmış ve büyük bir kayalığın üzerine çıkmıştı. Başındaki yazmayı tutup fırlattı kayalıklardan aşağı. Kadın olduğuna, daha da ötesi kaderine bir küfür savurdu. Gözlerini karşı tepenin ardından uç vermiş güneşe dikti. Kimileri için muhteşem bir görüntü olabilirdi ama Halime için her şeyin canı cehennemeydi. Onun yaş dolu gözlerinin gördüğü tek şey on altı yıllık acı dolu hayatının kısa gösterimiydi. Bir bir canlandı tüm anılar.


On yıl önceydi. 6 yaşında zayıf çelimsiz bir kızdı ablası sünnet olduğunda. Köyün diğer kızlarının aksine ablası güçlü çıkmış, kimse tutmadan bacaklarını ayırmış, birbirine kenetlediği dudaklarından en ufak bir sesin çıkmasına bile izin vermemişti.


Yaşlı kadın elindeki jiletle ayağa kalkarken annesinin büyük bir gururla baktığı ablasının kasıklarından ve dudaklarından kan aktığını görmüştü Halime. Sünnetçi kadının ablasına söylediği ‘’artık bir çocuk değilsin genç kız oldun. Bedenini kirleten tüm pis etleri sıyırıp aldım,’’ sözlerini hatırlıyordu Halime.


Ablası tüm acılarından sıyrılıp ayağa kalksa da onunla birlikte sünnet olan kızlardan ikisi ölmüştü maalesef. İki yıl sonra sıra kendisine geldiğinde ise ablasının aksine dizlerinin bağı çözülmek üzereydi Halime’nin. Ailesini utandırmamak için dayanmaya çalışsa da sünnetten kaçmak geliyordu aklına. Annesi anlamış olacak ki sünnetten bir gün önce yanına gelmiş ve durumu ona anlatmıştı. ‘’İnsanlar hayata onurlu yaşamak için gelirdi. Bacaklarımızın arasındaki organımız bize sadece analık yolunu açmak için Allah’ın bir lütfuydu. Ama biz yaratılırken şeytan gizlice analık organımızın çevresine pis çamur sürmüştü. İnsan olarak dünyaya geldiğimizde bu pis çamur analık organımızın çevresinde kalmıştı maalesef. Ete dönüşen bu pis çamur bizi eşine sadık kadınlar olmaktan çıkarıyor, analık hislerimizi öldürüp bizi fahişeden farksız yapıyordu. Nasıl ki inekler, aslanlar zevk için kocasıyla birlikte olmayıp sadece anne olmak için erkeğinin yanına gidiyorsa biz kadınların da zevk almaktan arınıp anne olmak için erkeğimizin yanına gitmemiz gerekiyordu. Bunun içinse bu pislikten, bu kirli et parçalarından bedenimizi arındırıp tertemiz olmamız gerekiyordu. Eğer arındırılmazsak hiçbir erkek seninle evlenmez. Ayrıca bekaretin de korunamaz. Seçim senin kızım onurlu bir anne mi olmak istiyorsun yoksa bir fahişe mi? Düşün ki kötü bir şey olsaydı peygamberimiz yasaklardı bunu,’’ demişti.


Tüm bu konuşmalar aklına yatmış bir gün öncesinden bir şey yiyip içmeden girmişti yatağına. Bir şey yer içerse sünnet anında korkudan altına kaçırır tedirginliği ile kimse kızına bir şey yedirip içirmezdi.


Ertesi sabah kendisiyle birlikte sünnet olacak beş kız köyün biraz dışındaki kayalıklara getirilmiş, çırılçıplak soyulup yan yana dizilmişlerdi. En küçüğü beş, en büyüğü dokuz yaşında olan bu kızlar korkudan mı yoksa temiz bir kız olmanın heyecanından mı bilinmez tir tir titriyordu. Küçük siyahi bedenleri rüzgarda sallanan birer yaprak gibiydiler.


Anneleri ellerindeki toprak kaplardan döktükleri su ile sünnet öncesi kızlarının vajinasını yıkıyordu. Somali’nin sıcağında kurulanmaya gerek kalmadan hemen kuruyacaktı küçük siyahi bedenleri. İlk Halime’yi yatırdılar taşın üzerine.


Dayanmaya çalışsa da çok korkuyordu. Annesi ve teyzesi cılız iki bacağını ayırırken ablası da sımsıkı tutmuştu kollarını. Biran ellerinden kaçmak istedi ama ailesinin kadın üyeleri adeta kayaya çivilemişti onu. Sünnetçi kadın gelip bacaklarının arasında diz çöktü. Her şeyi net olarak görüyordu Halime. Bağırıp ailesini utandırmamak için dudaklarını ısırıyordu. Başını kaldırıp ablası ile göz göze geldi. Ablasının yüzünde acıyı gördü. Yalvaran gözlerle adeta izleme Halime diyordu ona. Merakına yenik düştü. Bacaklarının arasından her şeyi izledi.


Kadının elindeki jilet ablasını sünnet eden jiletle aynıydı neredeyse. Büyük ihtimalle son birkaç yıldır kullanılıyordu. Bir yanı kararmış olan jiletin ucunda pas olduğu belli olan kahverengi bir leke de vardı. Kadın, jileti vajinasına vurduğunda ilk başta hiç bir şey hissetmedi Halime. Sonrasında ise tenine kızgın yağ dökülmüş gibi bir yanma hissetti ve dayanamayıp çığlığı bastı.


Annesi kızının acısına dayanamadığı için mi yoksa utanmadan çığlık atan kızının utancından mıdır bilinmez başını iyice eğip yüzünü sakladı. Artık bedenine bakamıyordu Halime. Belki de o çığlık yüzünden lanetlemişti Allah onu.


Kadın ise paslı jiletiyle işlemine devam ediyordu. Önce Ayşe’nin klitorisini kesip aldı ve kopan parçayı tiksinircesine sümük atar gibi taşlara doğru fırlattı. Ah lanet olasıca kör şeytan. Ne olurdu şu pis çamuru sürmeseydi analık organına. Sonra vajinanın küçük ve büyük dudaklarını sıyırıp aldı. O iğrenç parçaları da fırlatıp attı. Ardından vajina ve idrar deliği etrafındaki tüm pis etleri temizledi. Artık annelik yolundaki tüm kirli parçalar temizlenmişti. Küçük kızın siyahi bedeni al kana bulanmıştı.


Sıra kanayan yarayı kapatmaya, en önemlisi de bekaret garantisi için vajinanın dikimine geldi. Ucu sivriltilmiş bir ağaç parçasıydı dikiş iğnesi. Hayvan bağırsaklarının kurutulması ile elde edilmiş ipi geçirdi iğneden. Çişini yapması ve adet kanamasının akması için nohut tanesinden küçük bir delik bırakarak boylu boyunca dikti vajinayı. Hiçbir ağrı kesici kullanılmadan derisine delikler açılmış ve vajina etrafındaki deri gergin bir şekilde birbirine dikilmişti.


Bu dikiş çok önemliydi. Hem kanamayı durduracak, hem kızı tecavüzlerden koruyacak ve en önemlisi de dikişlerine bakılarak evlenmeden önce kızın bakire olup olmadığı net olarak anlaşılacaktı.


Dikim işi bittiğinde Halime de bitkin durumdaydı. Yarı baygın yarı ayık haldeyken annesi ve teyzesi yaralı bölgesine beyaz kül döktü. Bacaklarını birleştirip mumya gibi göğsüne kadar sardılar onu. İnce uzun bir tahtanın üstüne yatırıp sünnet bölgesinden götürdüler.

Köyün dışında bir ağacın altında yattı günlerce Halime. Yanı başından ayrılmayan ablası yudum yudum sütle besledi onu. Çişini yapmaktan öylesine korkuyordu ki ç,ş, gelmesine rağmen onlarca saat tuttu kendini. Sünnetin ikinci günü dayanamayıp çişini yaptı Halime. Aman Allah’ım bu nasıl bir acıydı böyle. Sanki kızgın demirlerle dağlayıp tuz basıyorlardı vajinasına. Avaz avaz bağırırken bayıldı birden.


Kahverengi sargısının dışına çıkan ıslaklıkla ağır bir koku yayıldı etrafa. Sidiğe bulanmış kan kokusuydu bu. Baygın yatan Halime sara hastası gibi titremeye tutuldu. Bir yandan başı şuursuzca sallanırken öbür yandan kısa nefeslerle iç çekiyordu.

Ablası koşup annesini çağırdı. Annesiyle gelen teyzesi yarı mumya kızı evirip çevirdiler ve Halime’nin idrarıyla çamurlaşan toprağı kokladılar. Koku normaldi. Enfeksiyon kapmamıştı kız.


Sünnetin yedinci günü evine taşıdılar onu. Sargısı açılmış ve yarası kapanmıştı artık. Çok zor yürüyor, her adımda büyük acılar çekiyordu. Her çiş yaptığında dayanılmaz acılara maruz kaldı. Hele yıllar geçip adet kanamaları başladığında yaşadığı sancılar dayanılmazdı. Hem idrar yapmak için hem de adet kanamasında kullandığı küçücük delik yaşadığı sancıların kaynağıydı. Kanaması azar azar sancılı bir şekilde günlerce sürüyor, çişini ise damla damla yapabiliyordu. Yıllar içinde kendisine acılar yaşatan kadınlığından nefret ederek büyüdü Halime.


13 yaşında 55 yaşındaki bir adamla evlendirdiler. Erkek tarafı evlenmeden önce donunu sıyırıp kontrol ettiler Halime’yi. Dikişler sağlamdı. Rahatlıkla evlenebilirdi. Evlendikten sonra gerdek öncesi dikişleri alıp vajinası açıldı. Yine dayanılmaz acıların sahibiydi. Adeta bedeni yüktü canına.


Evlendiğinde gördü ki çocukken zevk almanın ayıp olduğuna dair öğrendiği her şey sadece kadınlar içindi. Kocası çocuk yapmak için değil zevk için giriyordu koynuna her seferinde.


Evliliğinin ardından kısa bir süre geçmişti ki gebe kaldı Halime. Dokuz ayın sonunda doğum zamanı gelip çattı. 13 yaşındaydı daha. Şansına iri bir kız çocuğu doğurdu. Doğum çok zor geçti. Daha tam gelişmemiş bedeni sağlıklı bir bebek dünyaya getirirken öylesine zorlandı ki neredeyse ölecekti Halime.


Doğum sırasında idrar yolları zarar gördü. Bazı kasları düzelmez hasarlar aldı. Bebek büyürken Ayşe’nin derdi de büyüdü. Ne kadar dikkat etse de tutamıyordu çişini. Köyde en fazla banyo yapan en fazla çamaşır yıkayan kişi kendisi olsa da üzerindeki idrar kokusundan kurtulamıyordu bir türlü.


İşlerden başını kaldıramayıp banyo yapmayı ve çamaşır yıkamayı azaltınca üzerindeki ağır koku dayanılmaz boyutlara ulaştı. Küçücük bebeği dışında kimse yaklaşmıyordu ona. Köyde çıkan dedikoduya göre lanetlenmişti. Dedikoduların artmasıyla birlikte köyün yaşlıları karar verdiler. Ayşe kocasından alınıp köy dışına çıkarılacaktı. Laneti çocuğuna da bulaşmamalıydı.


Başlık parası veren kocasının zararını kurtarmak için Halime’nin kız kardeşi bedelsiz olarak kocasına verilecekti. Kararlar uygulandı. Halime köyün kenarında yaşayacak kimseye dokunmayacaktı. Çocuğunu ise görmesi yasaklanmıştı.


Aradan geçen birkaç ayda dinlemedi Halime alınan kararı. Gizlice kızını izlerken yakalanıp dövüldü ve köyün dışına atıldı pek çok kez. Annesinin getirdiği yiyeceklerle karnını doyuruyor, kaya diplerinde ve ağaç kovuklarında uyuyordu.


İşte bu gece verdi kararını ve gizlice köye girip kokladı kızını. Dokunmadan sevdi onu. Güneş iyice yükselmişti tepenin üstünde. Köy aydınlanmak üzereydi. Çıktığı kayanın üstünde yaşlı gözlerini güneşe dikti Halime.


Güneşin yerinde kendine gülümseyen kızının yüzünü görüyordu . Önce elini uzattı kızına ve ona yaklaşmak için attı adımlarını. Sabah rüzgarının ılık esintisinde kızına doğru attığı adımlar uçurumun sonuna doğru götürüyordu onu. Adım adım ölüme gidip kayalıklardan aşağı bıraktı kendini Halime. Uçurumdan aşağı düşerken 6 yaşından beri ilk kez içi ferahtı Halime’nin. Bedeninin canına yük olmayacağı bir dünyada kızıyla geçireceği güzel günlere inararak çakıldı kayalık zemine ve çığlıklarla geçen hayatında bir ah bile dökülmedi dudaklarından o an.


****

Yukarıda okuduğunuz hikaye tamamen gerçeklere dayanan bir kurgudur. Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında günde on bin kız çocuğu sünnet edilmektedir. Dünya sağlık örgütünün tahminlerine göre 150 milyon sünnet edilmiş kadın yaşamaktadır dünyamızda.


Birleşmiş milletler örgütü bu utançla mücadele için 6 şubat gününü “KADIN SÜNNETİNE SIFIR TÖLERANS GÜNÜ”olarak ilan etmiş ve çeşitli etkinlikler ile toplumsal bilinç yaratmaya çalışmaktadır.


Ama maalesef pek çok ülkede kadın sünneti yasaklansa da ne elle tutulur bir dava açılmış ne de bir yaptırım uygulanmıştır. Kadın sünnetinin dışında özellikle Afrika coğrafyasında erken yaşta yaşanan gebelik ve doğumlar küçük kızların genital kaslarına ciddi zararlar vermektedir. Doğal sonucu olarak da idrar tutamama durumu ortaya çıkmaktadır. Su azlığından ve hijyen sorunlarından dolayı bu küçük annelerden çok ağır kokular saçılmakta ve bunu Allah’ın laneti olarak gören köyün ileri gelenlerince çocuğundan uzakta sürgün hayatına mahkum edilmektedir.


Maalesef coğrafya kader oluyor bazılarımıza. Hele ki kadın olmak çok daha zor bu topraklarda.


Son olarak şunu söylemek istiyorum, Elazığ depremi sonrası ortaya çıkan bazı yobazlar çocuk yaşta evlilikler yasaklandığı için bu depremin olduğunu söylemiş. Umarım bir gün eli jiletli bir kadın sünnetçinin önüne düşer o yobazlar.


Yazımı beğendiyseniz KADER isimli romanımı da okumanızı tavsiye ederim. Orada da Anadolu’da kadın olmanın zorluklarını ve savaşın iç yüzünü göreceksiniz.


İnstagram: ümitgürbüz_kader

Facebook: ümit gürbüz


Takiplerinizi beklerim.

Sürçi lisan etmişsem affola.

Vicdanınıza ve sevgiye emanet olun.

Yeni yazımda yeniden buluşmak dileğiyle hoşçakalın.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube