YA EVDE YOKSAN?


'' Aaa olur mu çocuklar ben hep evdeyim..)


Saat olmuş bilmem kaç. Başımı yastığa koymuşum ama uyku tutmamış başlamışım düşünmeye. Siz bu yazıyı okuduğunuzda bayram geçmiş, gitmiş olacak elbette ama bu yazıyı yazdığım tarihte bayrama birkaç gün var daha. Yine 4 gün eve kapanma yasağı kapıda… Bir sıkıntı, bir sters hiç sormayın gitsin. Haziran gelmiş dayanmış kapıya daha ortada dergi yazısı da yok. Akıl tutulması yaşıyoruz toptan. Düşünüyorum ne yazacağımı aklımda deli sorular var ama tek bir fikir yok. Bayramda evde olacağız ama kapımızı çalacak kimsemiz olmayacak ne hüzünlü değil mi? Küçük çocuklar sabahın beşinde kapımızı çalıp ''Bayramınız mübarek olsun,'' demeyecek o incecik tatlı sesleriyle. Dert oldu içime. Sağa dönüyorum, sola dönüyorum uyku yok. Dergiye yazılacak yazı yok fikir yok derken. Aklımı esir aldı şarkının biri uykusuzluğun orta yerinde. Dilim söylemiyor ama zihnim deli gibi şarkının noktalarını çivi gibi çakıyor beynime.


“Aşkınla ne garip hallere düştüm!


Her şeyim tamam da bir sendin noksan!


Yağmur yaş demeden yollara düştüm,


İçim ürperiyor, ya evde yoksan!”


Rahmetli Cemal Safi dizeleri, Orhan Gencebay sesinden çınlıyor kulaklarımda. Sadece şarkı olsa iyi bir de görüntüler gelmeye başladı zihnime. Görsel bir şölen. Bir gülme geliyor bana sormayın.


Âşık adam gecenin yarısı düşmüş yollara. Üstünde ince bir ceket… Ev sahibi ödenmeyen kiradan dolayı atmış bizim âşığı sokağa, hava buz. Bir de üstüne yağmur yağmasın mı…


Âşkından zaten garip bir hal içinde, üstüne ev sahibi sokağa atmış. Her şeyim tamdı da bir sendin noksan diye geçirdi içinden. ''Sanki param var, pulum var, hiç eksiğim yok, karnım da tok, sırtım da pek. Bir sen eksiktin bunca derdin içinde... ''


Sokaklar ıslak ve ıssız. Nereye gider bu saate kim alır tek başına bir adamı evine. Aklına gelir o âşık olduğu kadın. Yolumuz uzun olsa da bir ihtimal der ve vurur topukları hatunun evine doğru. Ama içi ürperir bir anda üşür, titrer ve aklının içinden seslenir sevdiğine YA EVDE YOKSAN?


Ah! İnsanın içi ürperiyor. Âşık adamın yaşadığı o çıkmazı, o hezeyanı ve çaresizliği yaşadım düşünürken.


Ah, canın çıksın yoksulluk!


Adama ettiğine bak gecenin bir yarısı.


İkinci kıta gelir oturur baş köşeye:


“Elbisem gündelik, pabucum delik,


Haberin olsa da sobayı yaksan


Yağmur iliğime geçti üstelik!


İçim ürperiyor ya evde yoksan!”


Eh, kadının haberi yok tabi. Telefon da yok o zamanlar tarih çok eski. Âşık adamın pabuçlarından sular sızdı bile ayak parmaklarına. Çorapları ıslandı. Ayakları üşüdü ama yılmadı yola devam ediyor. Hayal ettiği kadın mı, yoksa sıcak bir ev mi orasını da hiç sormayın gitsin. Karnı da aç. Son parasını meyhanede köpek öldürene vermiş. Hafif çakır keyif sallana sallana yürüyor. Keşkeler dolaşıyor kafasında. Sonra yine o deli eden korku geliyor, duruyor sokak ortasında.


Ve düşünüyor. “YA EVDE YOKSAN!”


Of beni de aldı bir sıkıntı. Yenge ya evde yoksa? Gecenin bir yarısı nereye gider bu adamcağız!


Hava soğuk, yağmur hızını arttırmış, ayakkabılar su almış tekne gibi battıkça batıyor asfaltın çamurlu su dolu çukurlarına. Ne kahvehaneler açık, ne de meyhaneler. Bir evi de yok ki evine gitsin. O kadının evde olması şart oldu artık.)


“Ne kadar üşüdüm, nasıl acıktım!


İlk önce sıcacık banyoya soksan


Sanırsın şu anda denizden çıktım,


İçim ürperiyor ya evde yoksan!”


Ben size demedim mi karnı da açtır şimdi bu adamcağızın, diye. Ne hayaller kuruyor yazık değil mi?


Sıcacık soba, sıcak bir banyo, sıcak bir çorba ve sıcak bir yatak...)


Sonra o çıldırtan endişe geliyor yine. YA EVDE YOKSAN!


Yollara düşmüş gidiyor ama adresi biliyor mu peki bu adam?


Aklına bir şeyler geliyor ama bakalım doğrumu hatırlıyor.


“Yanlış mı aklımda kalmış acaba


Muhabbet sokağı, numara doksan


Boşa mı gidecek bu kadar çaba


İçim ürperiyor ya evde yoksan!”


Muhabbet sokak. İsmi de güzelmiş sokağın. Adres doğru olsa da yollar karanlık. Yolu bulacak bir iz, bir işaret de yok. Bir kedi arabanın altına saklanmış miyavlıyor, bir köpek yabancıyı görünce havlıyor. Gece bekçileri dolaşıyor ıssız sokaklarda. Kendi gibi biri çıksa da sorsa diye düşünüyor. Ah o ne çaresizlik!


“Ya yolu kaybettim ya ben kayboldum


Ne olur bir yerden karşıma çıksan


Tepeden tırnağa sırılsıklam oldum.”


Talihsiz âşık yolu da kaybetti. Yorgunluktan bitap düştü. Oturup dinlenecek bir taş bile yok.


Ah, şimdi karşısına çıksa ya. “Gel, ben buradayım,” dese. Tutsa elinden götürse sıcacık evine. Soysa tepeden tırnağa pamuklu havlulara sarsa sarmalasa sofra da hazır olsa. Birkaç kadehte unutulmasa… Sabaha kadar içip sarılsalar. Sabaha kalmadan sızıp kalsalar... Erken kalkmaya gerek bile kalmasa… Zaten iş güçte yok.


Ama o güzel hayaller yine yağmur sularına karışıyor.


Ve dilinden bu defa sesli çıkıyor sözler.


YA EVDE YOKSAN!


Yoksul âşık evi buldu mu, hayallerine kavuştu mu bilinmez ama bana da uyku bastırdı. Yazı da burada bitti.


Herkes bir son yazdı bu şarkıya. Kimi mutlu bitti, kimi mutsuz.


Editör: Damla Güler Öztürk

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube