"Yaşamadan Ölmeye İtirazım Var!"



10 ay önce…

Selin puslu bir kasım sabahına uyanmıştı. O gün de sıradan bir İstanbul sabahıydı. Her günkü telaş, keşmekeş, kim bilir yeni gün nelere gebeydi? Her zaman olduğu gibi uyanır uyanmaz cep telefonunu eline alıp sosyal medyaya göz atmaya başladı. Aslında bu alışkanlığının son derece yanlış olduğunu biliyordu ya, alışkanlık işte kurtulamıyordu bir türlü. Sosyal medyada hikâyelere bakarken fotoğraf değil, bir haber ilişti gözüne…

Merak edip tıkladı. Bir kaza haberiydi bu. Her gün haberlerde izlediğimiz, tanımadığımız bir sürü kişinin öldüğünün haberini verdiği, o haberlerden biriydi. Gün başladığında her gün zihnimize bir sürü veri işleniyor, istemesek de duyuyoruz, şahit oluyoruz, zihnimiz bedenimiz kadar yoruluyor belki de bedenimizden daha fazla, olumsuz ve aslında uzaktan yakından ilgimiz olmayan o kadar şeye maruz kalıyor ki zihin dediğimiz, ne kadar etkilenmiyoruz desek de etkileniyoruz. Düşüncelerinden sıyrılıp tekrar telefon ekranındaki habere döndü Selin.


Gece olmuştu kaza. Bir konser çıkışı. Bu kaza dört genci hayatından koparmıştı. Selin bu haberden oldukça etkilenmişti, oysaki sıradan; her gün okuduğu haberlerden biriydi… İnsan zihni yine karmaşıklığı ile karşısındaydı. Hayatın ne denli pamuk ipliğine bağlı olduğunu bir kere daha anladı. Belki araç kullanırken karşılaştığımız saniyelik bir baş dönmesi ya da mide bulantısı, bir anlık dalgınlık ya da ciddiyetsizlik ölüme sebepti. Bunu herkes bilirdi ama kimse ne zaman hangi koşullarda öleceğini bilemezdi. Peki arabadakiler, yaşamını kaybedenler ve hayata devam edenler, onlar yaşamaktan mutlu muydu? Sonra kendine sordu Selin, ben yaşamaktan mutlu muyum?


Her gün lüzumlu lüzumsuz tonlarca şeye üzülüyoruz diye geçirdi içinden, haberler; kavgalar, arkadaşlarımızla yaşadığımız tartışmalar, hep bir nebze daha mutsuzuz sanki mutsuzluk mutluluğu hep yeniyor. Mutlu anlar çok kısayken, mutsuz olduğumuz anlar hep daha uzun. O yüzden haberlerde bile hep kötü şeyler duyuyoruz. Çünkü onlar izleniyor. Peki, kendimize neden bu haksızlığı yapıyoruz? Değiştiremeyeceğimizi bildiğimiz onca şey için bu denli üzülürken, hayatın elimizden kaydığını neden görmüyoruz? Belki biz de ansızın bir gün öleceğiz ve haberlerde bir iki saniyeliğine bizi anıp geçecekler; öykümüzü bilmeden, bizi bilmeden; nelerle savaştığımızı ise hiç bilmeden öldü diyecekler.


Eğer kaza ise belli alkollüydü ya da dikkatsizdi diyecekler; peşin hükümlerle yargılayacaklar defalarca ama bilmeyecekler. Hep böyle sonuç odaklı hayat. Tıpkı haberler gibi sadece sonu belli olan ama başı belli olmayan hikâyeler. Yaşarken hayattan tat almadan yaşıyoruz, sevdiklerimize seni seviyorum bile demiyoruz, her gün gördüğümüz insanların yarın da hayatta olacaklarından o kadar eminiz ki onları da görmüyoruz, biz yine haberlerdeki atışmalara, gazetedeki köşe yazılarına, takılıp kalıyoruz, onları tartışıp bir ömür tüketiyoruz. İşte bu yüzden haberleri sevmiyorum dedi Selin bir kez daha bizi sevdiklerimizden uzaklaştırmaktan, birbirimizi görmemize engel olmaktan başka bir işe yaradıkları yok. Oysa gidip bir film izlese ya da kitap okusa daha makbuldü belki de. Selin bu denli hisli olduğu için kendini de sorguladı bir süre oturduğu koltukta.


Keşke kendi de bu nedenli histerik olmasaydı, bir nebze olsun diğerleri gibi olabilseydi, sonra kendini başkalarıyla kıyaslayıp durmaktan vazgeçti, o öyle biriydi işte, o yüzden kendi gibi olmalıydı.


Çoğumuz belki de yaşamıyorduk, yaşar gibi yapıyorduk, kırılmış kalplerimiz aklımızı, ruhumuzu ve bedenimizi ele geçirmişti, hayatı yaşamak için değil de görevlerimizi yerine getirmek için yaşıyorduk sanki. Ta ki çok yakınımızdaki birinin başına bir şey gelince, onu kaybetme korkusu etrafımızı sarınca silkelenip kendimize geliyorduk, sahi neden böyleydik?


Kaza anından belki de saatler önce atılan Müslüm Gürses’in şarkı sözlerinin yazdığı tweet belki de Selin’in düşüncelerini doğrular nitelikteydi: “Yaşamadan Ölmeye İtirazım Var.”

Editör: Uğurcan UYGUN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube