© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

Yılmaz Ali ile Söyleşi




Yılmaz Ali' yi bize nasıl tanıtırsınız?


1974 Gaziantep doğumluyum. Evli ve üç çocuk babasıyım. 23 yıldır Antalya/Manavgat’ta yaşıyorum. İngilizce- Türkçe dillerinde yeminli tercümanım. Yazmaya 2015 yılında başladım ve yazmaktan büyük haz duyuyorum. Yayınlanmış iki kitabım var. Bu yıl içinde iki kitap daha yayınlamayı planlıyorum.


Yazarlık çocukluk hayaliniz miydi, çocukken hangi mesleği yapmak istiyordunuz?


Samimi olmak gerekirse yazarlık hiçbir zaman hayalim olmamıştı. Zaten yazar olmam da tamamen tesadüf diyebilirim. Ben çocukken öğretmen olmak istiyordum. Kaldı ki öğretmenlik benim için dünyadaki en kutsal mesleklerin başında gelir. Eğer fırsatım olsa bugün bile öğretmen olmak isterim.


Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümü mezunusunuz, tercümanlık, tekstil, işletmecilik yaparken kitap yazmaya nasıl karar verdiniz?


Daha önce de söylediğim gibi yazarlık gibi bir hedefim yoktu. Üçüncü kez baba olduğum 2015 yılında iş hayatıma ara verip çocukluğumda duyduğum ilginç bir hikâyeyi yazmaya başladım. Yazmayı sevince bu yönde kendimi geliştirerek yazar camiasına katılmış oldum. Artık iyi bir yazar olma hedefim var ve bunun için çok çalışıyorum.


Kitap yazmaya karar verdiğinizde çevrenizden nasıl tepki gördünüz, desteklediler mi?

Çevremdeki insanlar ilk başlarda geçici bir heves olduğunu sandıkları için hiç destek olmadılar. Fakat zamanla kitaplarım yayınlanınca çevremden olumlu tepkiler almaya başladım. Belki şaşıracaksınız ama en büyük desteği eserlerimi sahiplenen editörümden alıyorum.


Yazmanız için özel bir ortama ihtiyacınız var mı? Nasıl yazıyorsunuz?


Ben genelde gece el ayak çekildikten sonra yazıyorum. Mekân olarak mutfağı tercih ediyorum. Fon müziği ve bir fincan çay eşliğinde gayet verimli sonuç alabiliyorum. Tabi yazmak için illa aynı ortam olması gerekmiyor. Örneğin geçen yıl gittiğim tatildeki ortamı sevmiş ve orada da iyi sonuç elde etmiştim.


Yazamadığınız, tıkandığınız zaman bu süreci nasıl aşıyorsunuz?


Bütün yazarlar gibi benim de tıkandığım zamanlar elbette oluyor. O zamanlar yazmayı tamamen bir kenara bırakıp kitap okuyor, film ve belgesel izliyorum. Bazen ilham geliyor ve filmi yarıda kesip yazmaya devam ediyorum. Sanırım ilham denen şeyin kapıyı ne zaman çalacağı belli olmuyor. Fakat bazen bu tıkanıklık günlerce sürebiliyor.


Yazarken en çok zorlandığınız kitabınız hangisi? Vazgeçsem ne olur dediğiniz?


Bu O’nun Hikâyesi adlı kitabımı yazarken çok zorlandım çünkü yaklaşık yüz yıl öncesini anlatan bir dönem romanıydı. Şimdi anlıyorum ki hikâye kafamda tam olarak olgunlaşmamıştı. Fakat yine de vazgeçmeyi hiç düşünmedim.


Romanlarınızın ne kadarı gerçek, ne kadarı kurgu?


Ben genelde yaşanmış hikâyeleri yazmayı tercih ediyorum. Gerçek yaşam hikâyeleri benim için çok özeldir. Örneğin BEN SOFFIE adlı kitabım tamamen gerçek bir yaşam hikâyesi. Hatta kitapta birkaç yaşanmış hikâye daha var. Sadece isimleri ve mekânları değiştiriyorum. Fakat bu hikâyeleri kitaba dönüştürürken muhakkak kurgudan da faydalanıyorum.

Romanlarınız için araştırma yapıyor musunuz, hazırlık yapıyor musunuz?

Evet kesinlikle yapıyorum zaten bir ön araştırma yapılmadan konunun tamamına hakim olmak olanaksız. Örneğin şu anda editöryel aşamada olan yeni kitabımda 1964 yılında işçi olarak Almanya’ya giden bir gurbetçinin hikâyesi var. Kitabımda o dönemden günümüze kadar gurbetçilerin yaşamlarına ışık tutmaya çalıştım. Neredeyse elli kişiyle Almanya yaşamı hakkında söyleşi yaptım. Bazı kitaplar okudum, belgesel ve filmler izledim. Sonunda harika bir eser ortaya çıktı. Aralık ayı içinde çıkacağını düşünüyorum.


Bir kitabın yazım aşamasında hangisi sizin için önceliklidir?

A- Karakterler B- Zaman/ Mekân C- Kurgu D- Konu.

Bence hepsi çok önemli ama konu demek istiyorum. Çünkü konu diğer şıkları da kapsıyor.


Sizce yazar olmak için ne lazım; çalışma, gözlem, araştırma vb. şeyler mi, yetenek yeterli mi?


Her şeyden önce kişinin başarılı olabilmesi için yazarlık mesleğini sevmesi lazım. Yazar olmak için yetenekle birlikte yukarıda belirtilen meziyetlere sahip olunmalı. Bütün bunların yanında iyi bir okur ve geniş bir hayal dünyasına sahip olmak gerekiyor.


Yazarken nelerden ilham alıyorsunuz?


Ben en çok insanların ilginç yaşam hikâyelerinden ilham alıyorum. Bazen içinde bulunduğum ruh halimden de ilham alabiliyorum. Yeri geliyor hava koşulları bile ilham olabiliyor.


İlk kitabınız "Bu O'nun Hikâyesi" nasıl doğdu?


Aslında bir roman projesi değildi. Yaşanmış bir hikâyeyi yazılı kayıtlara geçirmek istedim. Fakat yazmayı sevince fikrimi değiştirip roman tarzında yazmaya karar verdim...


İlk kitabınızı elinize aldığınızda ne hissettiniz?

Bir kitabın üzerinde ismimin yazıyor olması çok güzel bir duygu. Beni mutlu eden bu olayı çevremdeki insanlarla paylaşmak istedim. Samimi olmak gerekirse aynı heyecan ve mutluluğu ikinci kitabımda da yaşadım. Çünkü bir yazarın gözünde kitapları kendi çocukları gibidir.


Kitabınızın yayınlanması hayatınızda neler değiştirdi?


Birinci kitaptan sonra çevrenizdeki insanların sizden beklentileri değişiyor hemen herkes yeni kitap ne zaman çıkıyor diye soruyorlar. Hâl böyle olunca yeni kitaplar yazmaya karar verdim. Mesela şimdi kafamda bitmiş beş kitabım daha var.


İkinci kitabınız "Ben Soffie"yi yazmaya nasıl karar verdiniz?


Turistik bir kasabada işletmeciliğini yaptığım mağazada tanıştığım İsveçli bir kadının sıra dışı yaşam hikâyesini duyunca kayıtsız kalamadım. Hani “Hayatımı anlatsam roman olur” diye bir tabir vardır ya, işte o tam da Soffie için söylenen bir söz. Ben Soffie yeri geldiğinde ağlatan, yeri geldiğinde güldüren, aynı zamanda herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği ve en önemlisi düşündüren bir kitap. Ben Soffie’nin sekiz sayfalık bir özetini İngilizce ve İsveç’çe yayınlanması için İsveç’teki bazı yayınevlerine gönderdim. Çünkü hikâyenin bunu hak ettiğini düşünüyorum. İki yayınevinden ciddi teklifler aldım ve görüşmelerimiz devam ediyor. Umarım Ben Soffie yakın zamanda farklı dillere çevrilerek daha geniş bir kitleye ulaşır.


"Bu O'nun Hikâyesi" tarihi bir roman, "Ben Soffie" ise İsveç'te günümüzde geçiyor. Bu kadar farklı yazmak zor olmadı mı?


Belki tuhaftır ama ben işe her zaman zor olan yerden başlamak istiyorum. Aslında uç hikâyeleri özellikle seçtim. Çünkü bir yazarın çok yönlü yazabilmesi gerekir. Bu bağlamda gelecekte çok farklı hikâyelerimi de göreceksiniz.



Yeni kitabınız hakkında ne söylemek istersiniz?


Yeni kitabım “Hanan Bey” 1919-20 yıllarında Fransızların güneydoğuyu işgaline şahitlik eden iki kişinin anlattığı bir hikâyeyi yazma gereği duydum. İstiklal Mücadelesi' nin bilinmeyen bir kahramanlık destanıydı duyduklarım. Bu hikâyeyi yazarken o dönem yaşayan insanların nasıl fedakârlıklar yaptıklarını öğrendiğimde tüylerim diken diken oldu. Böylesi etkileyici bir hikâyenin yazılı kayıtlara geçmesi benim için çok önemliydi.


Bir dönem Avrupa Birliği Projelerinde tercüman olarak görev almışsınız. Avrupa'daki eğitim ve kitap okuma oranları ile ülkemizdeki oranlar nasıl?


Ülkemizin en temel problemlerinden biri okumak alışkanlığının olmamasıdır. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu'na göre Türkiye 173 ülke arasında 86. Sırada bulunuyor. Japonya'da 1 kişi yılda ortalama 25 kitap okurken, Türkiye'de ise 6 kişi 1 kitap okuyor. Bu rakamları yukarıya çekmek için çok yönlü çalışmalar gerekmektedir.


Bu farkı kapatmak için neler yapılabilir?


Öncelikle toplumsal farkındalığı ön plana çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum. Ebeveynlerin kitap okuyarak çocuklara örnek olmaları gerekiyor. Son zamanlarda sayılarında artış olan okur-yazar buluşmaları ve kitap fuarlarının daha çok organize edilmeleri lazım hatta okullarda öğrenci-yazar tertip edilerek çocuklara küçük yaşta kitap sevgisi aşılanmalıdır.


Makale de yazıyorsunuz. "Eğitim Eğitim Eğitim" başlıklı yazınızı okudum, eğitimin aksayan yönleri nedir sizce?


Ben şahsen eğitimin anne karnında başlaması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için önce kadına değer vermek ve eğitmek lazım. Eğitimli anne, eğitimli çocuklar yetiştirir. Ayrıca öğretmenlik mesleğine hak edilen değer verilmeli. Çünkü iyi doktorlar, iyi işçiler, iyi mühendisler, iyi çiftçiler ve dolayısıyla kaliteli iş gücü elde etmek mümkün. Kaliteli iş gücüyle ülkenin kalkınması çok daha mümkün olur.


Eğitim deyince okullarda okutulan 100 temel eser hakkında ne düşünüyorsunuz? Doğru seçimler mi sizce?


Öncelikle 100 temel eserin büyük bir kısmını başarılı buluyorum. Bence esas mesele kitapların sayısından ziyade ne kadar okutulduğudur. Özellikle okul çağındaki çocukları okumaya teşvik etmek için birçok çalışma yapılmalıdır.


Okulda ders / ödev olarak zorla okutulan kitap ne kadar faydalı olur? Okuma sevgisine katkı sağlar mı?


Öncelikle zorla yaptırılan hiçbir iş başarı getirmez. Öncesinde çocuklara kitap sevgisini aşılamak gerekir. Bunun için ödüllü organizasyonlar çok faydalı olabilir. Bu konuda Milli Eğitim Bakanlığının hayata geçirdiği “Yazarlar okullarda” projesini çok faydalı buluyorum.


Yazılarınıza gelen olumsuz eleştiriler karşısında ne düşünüyorsunuz?


Benim gözümde sadece “Ben beğenmedim” demek eleştiri değildir. Yapıcı eleştirilerin beni daima ileriye taşıdığına inanıyorum. Birçok okurumun eleştirileri sayesinde olaylara farklı pencerelerden bakmayı öğrendim. Özellikle sosyal medyadaki grupların bu konuda çok iyi olduklarını düşünüyorum.


Bu evlatlarından birini seç demek gibi oluyor ama hiç kitabınızı okumamış bir okura hangi kitabınızı okumasını tavsiye edesiniz?


Aslında karşımdaki kişiye göre değişir. Güncel olayları seven bir okur ise kesinlikle "Ben Soffie"yi tavsiye ederim. Tarihi romanları seviyorsa "Hanan Bey" i öneririm. Psikolojik romanları seven biriyse "Almancıyı" tavsiye ederim.


Sesli kitap ve e- kitap hakkında ne düşünüyorsunuz? Faydalı mı?


Dürüst olmak gerekirse hem sesli kitap olsun hem de e-kitap okur oranlarını bilmiyorum. Ama günümüz çağında teknolojinin ilerlemesiyle o tarz okurların oranlarının da günden güne arttığını düşünüyorum. Hatta gelecekte çok önemli bir yere sahip olacağı kanaatindeyim.


Çağımız iletişim çağı, siz sosyal ağlarda ne kadar zaman geçiriyorsunuz?


Özellikle bu yıl kendimi tamamen yazmaya verdiğim için sosyal medyada fazla varlık gösteremedim. Ama bir yazar için sosyal medyanın gerekli olduğuna inanıyorum.


Okurlarınızla iletişim kurmak için sosyal ağları mı; söyleşi, imza günü gibi etkinlikleri mi tercih edersiniz?


Yazar-okur iletişimi her alanda çok güzel. Söyleşi ve imza günü organizasyonlarını daha çok tercih ediyorum. Çünkü okurla birebir iletişim kurmak karşılıklı sohbet her iki taraf için de keyifli oluyor. Fakat son dönemlerde sosyal medya üzerinden iletişimde olduğum çok iyi kitap grupları var. O gruplarda tanışma fırsatı bulduğum okurlarımla da iletişimim çok iyi.

Facebook’ta ki kitap gurupları hakkında ne düşünüyorsunuz? Okuma oranının artmasına katkıları var mı? Yoksa boşa zaman kaybı mı?


Bir kere insanların grup kurarak boşu boşuna böyle bir işe kalkışacaklarını sanmıyorum. Kitap için kurulan grupların birçok amacı var. Yazar-okur söyleşileri dışında kitaplar hakkında çok ciddi yorumlar yapıyorlar. Örneğin bir kitabı alarak okuma etkinliği düzenliyor, akabinde o kitap üzerine sohbet ediyorlar. Kendi şahsım adına birçok Facebook, İnstagram ve Whatsapp kitap gruplarına saygı duyuyorum.


Son söz olarak Sosyal edebiyat okurlarına ne söylemek istersiniz?


Her şeyden önce bana bu fırsatı tanıdığınız için Sosyal Edebiyat Dergisi ailesine teşekkür etmek istiyorum. Derginizin okurlarına verecek mesajım “Okuyun, sorgulayın ve yorumlayın” olacaktır. Son olarak okurlarınızla birlikte bu söyleşide emeği geçen herkese kitaplar ışığında mutlu bir yaşam diliyorum.


Hazırlayan: Özgün Onat