YÜKSEKLERDE

En son güncellendiği tarih: Nis 20


Yazar Adı: PAUL BOWLES

Kitap Adı: YÜKSEKLERDE

Çeviri: İLKNUR ÖZDEMİR

Yayın evi: CAN SANAT YAYINLARI

Basım Yılı:  ŞUBAT 2018 (2. BASIM)

Türü: ROMAN

Sayfa Sayısı: 229

📚 Kalemini tanımak amacıyla her yazardan, özellikle ödüllü yazarlardan en az bir kitap okumak takıntım için Paul Bowles'ın "Yükseklerde" adlı kitabını okudum.

📚 Paul Bowles (tam adı Paul Frederic Bowles, d. 30 Aralık 1910, Jamaica, Queens, New York – ö. 18 Kasım 1999, Tangier, Fas), Amerikalı yazar, besteci ve gezgin. Öğrenimini Virginia Üniversitesinde tamamladıktan sonra 1930'larda birkaç kez Paris'e gitti. Paris'te Gertrude Stein'in edebiyat ve sanat çevresi ile tanıştı. Stein'in önerisi üzerine 1931'de Tanca'ya gitti. 1937'de New York'a döndü. 1947'de Tanca'ya yerleşti. En ünlü romanı, Çölde Çay adıyla filme de uyarlanan The Sheltering Sky (Esirgeyen Gökyüzü)'dür. Bernardo Bertolucci'nin yönettiği 1990 yapımı filmde John Malkovich ve Debra Winger oynamıştır. Time dergisi tarafından 1923'ten beri İngilizce’de yazılmış en iyi 100 kitap arasında gösterilen Esirgeyen Gökyüzü insan ruhunun ıssızlığını ve yalnızlığını sorgular. Romanın, yazarın iyi bildiği Sahra Çölü'nde geçmesi de bu sorgulamayı simgeselleştirir. Yükseklerde Amerikalı yazar Paul Bowles’un 1966’da yazdığı, hayli ilginç bir roman. Bowles 89 yıllık yaşamının 53 yılını Fas'ta geçirmiştir. Yine bir yazar olan Jane Bowles ile evli olan Paul Bowles, kısa öykülerini topladığı 14 kitabının yanı sıra, 3 cilt şiir kitabı, sayısız çeviri, gezi yazısı ve bir otobiyografi yayımlamıştır. Yazılarında yüksek oranda "rahatsız edici" öğeye yer verir. Bowles, ayrıca, müzik etnoloğudur. Geleneksel Fas müziğine hayran olmuştur. 1991 yılında, Rea Kısa Öykü Ödülüne değer görülmüştür.

📚 İlknur Özdemir, İstanbul'da doğdu. İstanbul Alman Lisesini ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü'nü bitirdi. 1990 yılına kadar çeşitli şirketlerde çalıştı. Yayıncılık ve edebiyat ortamına aktif olarak 1991 yılında katıldı. Almanca ve İngilizceden çok sayıda çeviri yaptı. Başlıca çevirileri arasında Yalnızlığın Keşfi- Paul Auster, Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz, Amok Koşucusu - Stefan Zweig, İrlanda Güncesi - Heinrich Böll, Saatler - Michael Cunningham, Katran Bebek -Toni Morrison, Küçük Şeylerin Tanrısı - Arundhati Roy sayılabilir.

📚 Yaşlı bir Amerikalı profesör ile çocuğu yaşındaki karısı, kendilerini Latin Amerika’nın gizemli ortamında gelişen bir öykünün içinde bulurlar. Genç ve yakışıklı Grove ve güzel metresi Luchita’yla tanıştıktan sonra profesör ile karısının dingin yolculuğu, yerini anlaşılmaz olaylarla dolu bir serüvene bırakır. Görünüşte rastlantısal olan bu tanışma, romanın baş kişilerinin hayatını tümüyle değiştirir, beklenmedik bir sona ulaştırır. İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan edebiyatının seçkin adlarından Paul Bowles’un en nitelikli romanı olarak tanımlanan Yükseklerde, baştan sona şaşırtmacalarla dolu, sürükleyici bir serüven. (Arka kapak- tanıtım yazısı)

📚 Yazar mekanı bir karakter olarak işlemiş. İlginç çiftin ilişkilerindeki çarpıklıklar, Latin Amerika’nın sıcağı, boğucu havası ve tropik ortamıyla iyice kasvetli bir hale geliyor. Öyle ki okurken sizde roman karakterleri ile birlikte sıcaktan boğulup, nefes alamıyorsunuz. Her şey bir tesadüf gibi gözükürken, rastlantıların sonu gelmezken kendinizi bir anda ince ince motif gibi işlenmiş bir planın içinde buluyorsunuz. Ve olayları anlayıp, çözmeye çalışırken şaşırtıcı bir sona ulaşıyorsunuz.

📚 Kitabı okurken aklınıza ister istemez Latin Amerika'da geçen Yüz Yıllık Yalnızlık, Kolera Günlerinde Aşk, Tarçın Kokulu Kız gibi kitaplar geliyor. Gözünüzün önüne ise Evita, Motosiklet Günlüğü, Örümcek Kadının Öpücüğü gibi filmler geliyor. Ama nedense özellikle boğucu sıcakların anlatıldığı bölümlerde benim gözümün önüne; uçak kanadının gölgesine uzanmış, şapkasını yelpaze gibi kullanan "Mister No" geldi. Kendileri en sevdiğim karakter, favori çizgi romanımdı.  

📚 Sıcaktan bayılıp, karakterleri tanıyıp, olayları anlamaya çalışırken, tenis topu gibi şoktan şoka giriyor, bir bilinmezden bir anlaşılmaza sürükleniyorsunuz. Her şey ağır çekim film gibi hareket ederken, zaman ağır ilerlerken, olayları anlamaya çalışan gri hücreleriniz hızla çalışıyor. Baygın başladığınız kitabın, elinizden bırakamadan nasıl bittiğini anlamıyorsunuz.

📚 Denemekten pişman olmadığım, yarısından sonra aslında keyifle okuduğumu fark ettiğim kitabı sizlerde okursanız, pişman olmazsınız. Sizlere "Yükseklerde"n birkaç parçacık:

📌 Birden aklına birbirine çok yakın olan iki insanın kimi zaman birbirinden bütünüyle kopuk olabileceği düşüncesi geldi.

📌 Az ışıklı, dümdüz, upuzun caddeler kilometrelerce uzanıp gerideki taşlık araziye karışıyorlardı. Dağlardan gelen soğuk yel bir - iki saat boyunca yükseklerde dolanıyor, sonra hava duruluyordu. Gece sessizlik bazen öyle uzuyordu ki, insanın kulaklarına sivri bir iğne gibi saplanıyordu.

📌 Kentler arası yola çıktığında unutma sakın, frenle gaz pedalı arasındaki fark, hayatla ölüm arasındaki fark demektir.

📌 Sözcükler yanıltıcıydı, en çok da en kısaları; kısacık bir sözcüğün ne kadar da önemli olduğunu düşündü.

📌 "Bu ülkede," dedi ağır ağır,"gereksiz öğütlerde bulunmak siyasal nutuk atmakla birdir derler. Her ikisini de dinleyen çıkmaz."

📌 Doğru olduğunu bildiğiniz şeyi yapana kadar mutlu olamazsınız. Ne de olsa hayatın anlamı bu.

📌 Hayatta asıl önemli olan, pisliği kimin temizleyeceğidir.    

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube