VUSLATIN RÜYASI VE FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL

En son güncellendiği tarih: May 9


Murat Tezler //

Onunla ilk tanıştığımda yıl 1985, lise 1'deyim. Genelde Üstat Faruk Nafiz Çamlıbel'i 'Han Duvarları' şiiriyle tanırsınız ama ben onun başka bir şiirini tanıtacağım size. O yıllarda serde gençlik, bu yaşlarda insan şekillendirmeye başlıyor geleceğini. Ben fen derslerini sevmiyordum, edebiyat ilgimi çekiyordu, edebiyat kitabımızda bulunan ders harici okuma parçaları ve şiirleri bile zevkle okuyordum. Bir gün bir şiire takıldım. Okudukça ayaklarım yerden kesiliyordu sanki, tekrar okudum tekrar okudum, her seferinde yeni manalar keşfediyordum. Sordum sevgili edebiyat öğretmenim (ki o bana edebiyatı sevdiren şahsiyettir) Hüseyin ÇEK'e, neden bu şiiri derste işlemiyoruz diye. Müfredatta yokmuş. Gittikçe beynime yerleşmeye başladı şiir. Buyurun bir de siz dinleyin: " BEŞİKTEN MEZARA KADAR Seni istikbâl için önce gelmek cihâna, Ve başkasından almak sonra geliş müjdeni. Bir nefes dinlemeden yıllarca koşmak sana Aramak her tarafta...Bulmamak asla seni.

Suda, rüzgârda, kışta senin sedanı duyup

Seni beyaz çiçekli dallar içinde sanmak.

Vuslatın rüyasını görmek üzre uyuyup

Hasretin azabına ermek için uyanmak

Başka bir şekle koymak her gün güzel yüzünü

Boyamak gözlerini bir siyah, bir maviye,

Tek seni hayâl için süzerek batan günü

Gece mehtaba dalmak, sen de dalmışsın diye.

Seni anlatmak üzre yazıp her gün bir gazel

Geçirmek ömrü yalnız sana dâir eserle.

Saçlarını çözerek hülya dizinde tel tel

Bugün güllerle örmek, yarın menekşelerle...

Tesadüf ümidinin bittiği müthiş anda

Dudağa kanla çizmek yeniden tebessümü:

Seni istikbâl için artık öbür cihanda

Dosta el sallar gibi davet etmek ölümü.

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL "

Siz neler düşünüyorsunuz? Düşünmeye başladım ben de: "Vuslatın rüyasını görmek üzre uyuyup hasretin azabına ermek için uyanmak" , "Tesadüf ümidinin bittiği müthiş anda" gibi cümleler sarf eden bu büyük şairi yakından tanımayı, onunla bir kerecik olsun sohbet edebilmiş olmayı çok istedim.

Bir gün yine bahçede oturmuş bu şiiri düşünüyorum, bir de ezgi uydurmuşum ki bu şiire, keyiflerdeyim. Melodisi hala aklımdadır. Hafif serindi hava, kapalıydı, bulutların arasından altıntop göstermiyordu kendini bir türlü. Birden olağanüstü bir şey oldu. Kuvvetli bir ışık etrafı sardı, güneş ortaya çıktı ve sol cenahımda güller, sağ cenahımda menekşeler belirdi. Anladım, o geliyordu, karşımda tüm haşmetiyle sevgili üstat Faruk Nafiz Çamlıbel belirdi. "Merhaba", dedi, hafifçe öksürdü, boğazını temizledi. "Öyle yürekten çağırdın ki beni, geldim işte". Şaşkınlıkla tek kelime edemiyordum. Bir iskemle çekerek buyur ettim karşıma. "Hoş geldin Üstat, şeref verdin". İnceledim yüzünü, seyrek saçları, belli çok şey görmüş çok şey geçirmiş yüz hatlarından, ifadesinden, konuşmalarından... "Benim şiiri mırıldanıyordun az önce, ne de güzel melodi bulmuşsun?" "Öyle lirik ki çıktı işte dudaklarımdan. Üstadım bekle, çay koymuştum ocağa, içelim birer ince belli." Hemen mutfağa koştum ama heyecandan ayaklarım sekiz çiziyordu. Birer bardak çayı doldurdum ve dökmemeye gayret ederek uzattım. Çekti içine ilk yudumu hemen. "Ne demektir Üstat, 'Seni istikbal için önce gelmek cihana'? Süzdü beni. "Sen geleceksin diye demek evlat... Sen geleceksin diye senden önce dünyaya gelmek." "Ne güzel söylemişsiniz üstat, nasıl bir ruh halidir, böyle bir şiiri ortaya çıkarmak?" "Seveceksin her şeyi genç", dedi "Her şeyi ama her şeyi, dikkat edersen şu kadarcık bir şiire sevgili de sığıyor, kuşlar da çiçekler de açıkçası tüm doğa, batan gün, acıyı bile seveceksin". "Acı da sevilir mi?" "Sevilir. Acılarla yitmeyeceksin, varolacaksın. Onda da bir hayır bulunur elbet. Her şey insanlar için hayatta."

Uzun uzun baktım yüzüne. Böylesine agah biriyle konuşmakta zorlanıyordum doğrusu. "Başka bir şekle koymak her gün güzel yüzünü diyorsunuz, bir siyaha bir maviye boyamak?" "Bu da sevgiliyi kendi gönül gözünle görmek isteğidir. Sevgiliyi nasıl görmek istersen öyle görürsün. Aşkın gözü bu yüzden kördür. İnsan sevdi mi tek vücutta bütünleşir. Derler ya bir gönüle iki can sığmaz, sevdiğin zaman "o" olacaksın. Onun gibi hissedeceksin. Onu yaşayacaksın, onunla yaşayacaksın. Aşkın tanımı budur. " Daldı sonra uzaklara... "'Bulmamak asla seni' diyorsunuz Üstat, neden 'Bulmamak'?" "Gariptir aşk. Sevdiğine koşarsın ulaşana dek, bir gün senin olur belki. Platonik olmaz o zaman, biter platoniklik duygusu. Tek başına iken hissettiğin o özel duyguları kavuşunca hissedemeyeceksin bir daha. Ona ulaştığın zaman zaten senindir, hedefine ulaşmış oluyorsun. Ne kalpler çiziyorsun ondan sonra defterlerine, ne papatyaları koparıyorsun tek tek." "Doğru Üstat, hislerime tercüman oldunuz." "Çayın güzelmiş evlat, bir bardak daha içeyim kalkayım." "Hemen getiriyorum." Bir çırpıda getirdim çayları. "5 çeşit çay karıştırıyorum buna, tomurcuk çaydan tut, çay filizine kaçak çaya kadar." "Güzel. Tavsiyem sana, oku, daha çok oku. Anlamaya çalış, sevmediğin biri bile olsa, ona karşı savunacağın şeylerin olması için onu anlamaya çalış önce, onu da oku." "Sağ ol Üstadım, aa kalkıyor musunuz?" "Kalkayım ya, gelirim yine." "Söz mü?" "Söz." "Diğer şiirlerinizden konuşuruz." "Allahaısmarladık evlat."

O kuvvetli ışık yeniden peydah oldu. Her şey eski haline dönmüştü. Ne güller ne de menekşeler kalmıştı. Altıntop bir bulutun içinden çıkmak üzereydi. Gerindim uzun uzun. Düşündüm olanları. Muhayyilem bana oyun oynamış olmalıydı. Kalktım içeri geçmek için. Sonra gözlerim takıldı. İki boş çay bardağına....

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube