© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

VAHŞETİN ÇAĞRISI – JACK LONDON



Sinemaların gelecek programlarına bakarken Vahşetin Çağrısı’nın afişlerini görünce, tekrar okumanın zamanı geldi diye düşündüm. Aslına bakarsanız okurken hiç yadırgamasam da aslında kitabın adındaki vahşet, ilk akla geldiği gibi şiddet ya da kan dökme anlamına gelmiyor. Doğa, vahşi yaşam, yaban hayatı gibi anlamlara geliyor. Romanın üçüncü ağızdan, yani Tanrısal bakış açısıyla yazılmasına rağmen, olayların Buck’ın (ana karakterimiz olan köpek) algılarına uygun anlatılmış olması özgün isminin (Call of the wild) çok yerinde olduğunu gösteriyor.


Buck, iyi bakılmış ve şımartılmış bir ev köpeği. Çoban köpeği ve Sen Bernar kırması, hayli iri ve güçlü bir oğlan. Çiftlik çalışanlarından biri tarafından kumar borcuna karşılık kızak köpeği olarak satıldığında, alıştığı ortamdan ve yaşamdan uzaklaşır. Tıpkı memleketinden ilk defa ayrılan bir insan gibi.


Çalışmaya, gücünün sınırlarını keşfetmeye, insanları ve diğer köpekleri öğrenmeye başlar. Doğaya yavaş yavaş uyum sağlar, ırkdaşlarıyla arasındaki hiyerarşiyi kavrar, liderlik kavgasına girer, yaralanır, hastalanır, bağlanır, sever ve doğanın çağrısını duyar. Kulağa çok basit ve sıradan gibi gelen bu konu, Jack London’ın kalemiyle büyüleyici bir masala dönüşür.


Modern klasikler listesinde yer alan kitap, daha önce defalarca farklı çevirmenler tarafından Türkçe’ye tercüme edildi ve farklı yayınevleri tarafından basıldı. Seçkin Selvi, Kahraman Türel, Ceyda Kılınç ve Nilgün Özcan benim bildiklerim. Yanlış hatırlamıyorsam ilk okuldayken okuduğum çeviri Güler Fındıklı’nın elinden çıkmaydı. Yeni baskı ise Levent Cinemre çevirisi ileydi. Hangi yılın basımını okuduğunuz pek fark etmiyor açıkçası, iyi öykü mutlaka kendini gösteriyor.


Film uyarlamasının nasıl olduğunu bilmiyorum. Açıkçası son dönemde izlediğim uyarlama filmlerin genellikle hüsranla sonuçlanması hevesimi törpülüyor. Ancak İndiana Jones (Yoksa Henry Jones, Jr. mı desek?) ve Han Solo karakterleriyle kalbimizde taht kurmuş Harrison Ford’un baş rolde oluşu merakımı arttırıyor. Üstelik yönetmen koltuğunda da Chris Sanders var. Ejderhanı Nasıl Eğitirsin? Serisine ailece çok bağlı olduğumuzdan varış gidiş kendimizi sinemada bulacağız gibi görünüyor. Kim bilir, belki önümüzdeki ayın sayısında da filmi tartışırız.