© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

UCUZ SERSERİLER - ÖFKE SİRKİ / MAZHAR FURKAN TORUN


Yazar Adı: MAZHAR FURKAN TORUN

Kitap Adı: UCUZ SERSERİLER - ÖFKE SİRKİ

Yayın evi: PUSLU YAYINCILIK

Basım Yılı: MART 2019 (1. BASIM)

Türü: ROMAN

Sayfa Sayısı: 204


📚 Bu sefer bir değişilik olsun dedim ve farklı bir tür okudum. Mazhar Furkan Torun'un "Ucuz Serseriler & Öfke Sirki" adlı üçüncü kitabını okudum. Roman olarak geçiyor ama sıradan bir roman değil; ülkemizde çok gündeme gelmese de belli bir okur kitlesi olan yeraltı edebiyatına ait bir eser.


📚 Genç yazarımızın biyografisine göz atarsak; 1 Şubat 1993 yılında Bursa'da doğmuş. Doğma büyüme Bursa'lı. Sonrasında üniversite eğitimi için İstanbul'a gelmiş. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Bölümünde okumuş. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesinde Tarih Bölümünde okuyarak; çift ana dal eğitimi alıyor. Okumayı seven ebeveynlerine uyarak oda okumaya başlamış. Sonrasında da 2017 yılında "Kral Soytarı Donu Giyer", 2018 yılında "70’lerin Tuvaleti" ve 2019'da "Ucuz Serseriler & Öfke Sirki" adlı kitaplarını yazmış.


📚 « Bu bir kişisel yıkım romanıdır. » Sokakta müzik yapan iki kadını izleyen kalabalığın önünde durdum. Kimse rahatsız olmadı. Bir, iki adım yana kayarak kadınları izlemeye devam ettiler. Görünürdüm ama kimse bundan rahatsız değildi. Yapmak istediğim şey de tam olarak buydu. Gözlerinin önünde olacaktım, amaçsızca yıkacaktım, ama onlar bunu anlamayacaklardı bile. (arka kapak tanıtım yazısı)


📚 Yeraltı edebiyatı, dili zincirlerinden kurtarmak için 19. yüzyılın ortaları ile 20. yüzyılın başlarında oluşmaya başlayan ben özgürüm diye bağıran edebiyat. Sert, aykırı, eleştirel, çoğunlukla gerçekle hayalin ince çizgisinde var olmaya çalışan yeraltı edebiyatı; alkolizmin, cinselliğin, sıra dışılığın, küfrün dışa vurumudur. Kısaca Yeraltı Edebiyatı sıra dışı, bir başkaldırı edebiyatı. Kökleri yeteri kadar eşelendiğinde Marquis de Sade'e (1740-1814) kadar varılabilir. Birçok edebiyat kalıbını hiçe sayan yeraltı edebiyatı, Charles Bukowski'yi (1920-1994) tanımamıza neden olmuştur. Korku ve kötülük, yeraltı kültürünün vazgeçilmez iki öğesi konumundadır. Geleneksel açıdan “normal” kabul edileni dışlayan yeraltı edebiyatı, toplumsal olarak kabul gören her şeyi de reddeder. Yeraltı edebiyatı; boyun eğmemenin, başkaldırının, takdir edilmemenin, düzensizliğin, dışlananların, ayıplananların edebiyatıdır. Ancak tüm bunlara rağmen “yeraltı edebiyatı, sınırları tam çizilebilmiş bir alan değildir. Bu sahada yapılan çalışmalar da oldukça sınırlıdır. Sistemle barışık olmayan bir yönü vardır; aynı zamanda mevcut değerlere karşı çıkar. (Yeri geldi, elime düştünüz, sizi bilgiye boğdum...)


📚 Yeraltı Edebiyatını anlamaya çalışıyorum. Dünya Edebiyatında ki örnekleri olmasa bile Türk Edebiyatından okuduğum örnekler; bu edebiyatın bizde biraz yanlış anlaşıldığı izlenimini bıraktı. Türk Yeraltı Edebiyatı = Küfür gibi. Küfürleri çıkardığınızda kitap bize bir şeyler vermeli. Bu edebiyat sadece küfür demek değil; bunun öfkesi var, isyanı var en önemlisi klasik kalıpta olmasa bile edebiyatı var. Bu sözlerim okuduğum "Ucuz Serseriler & Öfke Sirki" için değil. Daha önce okuduğum örneklerle ilgili. Yeri geldi, fikrimi, daha önce okuduklarımın bıraktığı izlenimleri paylaştım.Yoksa Mazhar Furkan'ın

kitabında umduğumdan az küfür vardı. Benim sözünü ettiklerim 'Dilaltı' ve 'Bunaltı'( Burak P.) gibi kitaplar.


📚 Bir bölümde;"İşin önemi, nasıl baktığınla alakalıydı sanırım. Sonuçta Charlie Chaplin ile Hitler, aynı bıyığı taşıyordu." demiş. Okuyunca önce çok güldüm, sonra gri hücrelerim harekete geçti. Fazlasıyla doğru bir cümle. Chaplin'i sevenler kadar sevmeyenler, beğenmeyenler hatta kıskanıp, nefret edenler olduğu gibi; Hitler'i sevenler, inananlar, idol yapanlar da var(dı). Bu nasıl baktığımıza bağlı.


📚 Bir bölümde; "Yanlışı ve yalanı gizlemek isteyen herkes gibi gerçek kelimesini çokça kullanarak insanların inanmalarını bekliyordu." Aslında cümle her şeyi gayet açık anlatıyor. "Bir şeyi kırk kere söylersen olurmuş" misali yalana, tekrar tekrar gerçek diyerek, gerçekmiş gibi algılanması sağlanıyor. (aslında bu psikolojide mitomani olarak adlandırılıyor; kendi yalanını tekrar tekrar söyleyerek gerçek olduğuna inanma ve inandırma) Böyle algı operasyonları maalesef medyada çok kullanılıyor.


📚 Başta biraz kuşku ile yaklaşarak okumaya başlasam da, ilk sayfalar umduğum gibi çıksa da; sonrasında bir baktım ki hikaye beni sarmış, akıp gidiyor. Aslında hikayeler; çünkü iki ayrı hikaye paralel olarak işleniyor ve kitabın sonunda bu iki hikaye birleşiyor. Hayat (kurgu) onların yollarını kesiştiriyor. Kitabın bitmesi iki gün sürdü. (yılbaşı yoğunluğu olmasa bu kadar bile sürmezdi, elimden bırakmazdım)


📚 Küçük bir öneri: Kitapta ismi yazılmayan, -2 olarak adlandırılan karakterin ofiste iş yaparken dinlediği; bara gittiğinde ilk notadan tanıyıp, bildiği şarkıları dinlemeniz.

📚 Ucuz serserilik yapıp, sizi kızdırıp, buraları 'Öfke Sirki'ne çevirmeden alıntılarla vedalaşalım:


📌 Artık adım attığı dünya sadece ciğerlerini değil, elinde ne varsa yakacaktı.

📌Panzehiri satmak için zehirlemek gerekiyordu sonuçta.

📌İnsanı olduğu şey değil, olmak istediği şeyler canavarlaştırıyordu.

📌Bir insandan kontrolü almanın yolu, kontrolü ona vermekten geçiyordu. Fikirle ve bedenle zehirleyerek, acele ve hızlı karar verecek duruma getirmek, kadının istediği şeye ulaşması için yeterliydi.

📌Kazanmayı başaran herkes gibi çok şey kaybettiğini henüz anlamıyordu.



Editör: Kemal Albayrak