TECAVÜZ KAÇINILMAZSA...

En son güncellendiği tarih: Nis 25


Üniversite öğrencisi olduğum yıllarda karşıma yurt dışında çalışma fırsatı çıkınca, düşünme gereği duymamıştım bile. Çünkü, klişe tabirle ‘derdimi anlatacak kadar’ İngilizce bilsem de anadilimi konuşamadığım bir yerde yaşamak hiç cazip gelmemişti. Evet, bildiğin lisanı geliştirmek zor değil ancak sonradan öğrendiğiniz dile ne kadar hâkim olabilirsiniz? Sadece geç dönem İngilizce’ye baktığınızda bile iki yüz yıldan fazla fark çıkıyor, üç-beş yıllık dil eğitimiyle o farkı nasıl kapatabilirsiniz? Günlük hayatta akıcı konuşmayı, hızlı düşünmeyi, aksanınızı eritmeyi başarsanız bile, atasözü, deyim, özdeyiş ya da argo sözcüklerin aslında neyi temsil ettiğini kaç yılda öğrenebilirsiniz? Ben asla öğrenilemez diyenlerdenim, bu yüzden de yaban ellerde en fazla ‘inek’ lise öğrencisi düzeyinde konuşup yazmaktansa, anavatanımda kalıp imla hatası yapan arkadaşlarımı sinir etmeyi tercih ettim.


Türkçe’yi çok seviyorum, güzel ama zor bir dil olduğunu düşünüyorum. Doğduğumuz andan itibaren duyduğumuz dil olduğundan çoğumuz bunun ayırdına varamıyoruz. Tatile çıktığınızda karşılaştığınız turistlere büyük ünlü uyumunu, sert sessizlerin benzeşmesini ya da belirtili isim tamlamasını anlatmayı denesenize. Ben denedim bir keresinde, ünlü uyumunu anlattım, hatta sert sessizlerin yumuşaması ve benzeşmesini bile tarif ettim ama isim tamlamalarında çuvalladım. Sosyal medya platformlarında edindiğim yabancı uyruklu arkadaşlarım var, bazen birbirimize cevap verirken film repliklerinden alıntılar yapıyoruz ya da gündelik hayattan, sokak dilinden cümleler kullanıyoruz. Türkçe dublajlı filmlerden ya da hem orijinalini hem de çevirisini okuduğum kitaplardan iyi kötü ne demek istediklerini anlıyorum da iş bizimkileri söylemeye gelince saçmalıyorum. “Oğlum, bak git!”, “Ağzı olan konuşuyor”, “Tamamen duygusal,” ya da “Piston aşağı indi” geyiklerini nasıl açıklayabiliriz? “Şeytanın bol olsun”un iyi şans dilemek için kullanıldığı mevzusuna hiç girmiyorum. Birkaç gün önce “Tahtaya vur,” tabirinin İngilizler, Amerikanlar, Norveçliler, Filipinliler ve Avusturyalılar tarafından da kullanıldığını öğrenip mutlu oldum, evrensel kullanımları görmek çok hoş. Sonuçta diller de insanlar gibi canlı organizmalar, nasıl farklı kültürler zaman zaman iç içe geçiyorsa, diller de kaynaşıyor. Yaşıyorlar, gelişiyorlar, evriliyorlar, ölüyorlar. Bir toplumun insanları nasılsa, dili de öyle oluyor. Dil, toplumu yansıtıyor.


Güzel Türkçemize baktığımızda ilk gözüme çarpan, her sözcüğün bel altına çekilebilme potansiyeli. Panik yapmayın, çok ayıp olanlarından örnek vermeyeceğim, az ayıplardan gidelim. Örneğin “yaz” kelimesi. Hem bir mevsim hem de yazı yazma eylemi. Argodaysa birine kur yapmak. Başka bir kelime: Zarf. Mektuplarımızı koyduğumuz ambalaj ya da dilbilgisinde belirteç. Yanına “atmak” eklediğinizde anlamı “Mektubu postaya vermek”ten çıkıp biriyle flört etmeye çalışmak oluyor. Bir örnek daha vereyim mi? Düz… Eğri, dalgalı, yatay olmayan anlamlarının yanı sıra sade, süssüz anlamı var. Argodaki anlamını söylemeyeceğim, anladınız siz onu. Yapmak fiilini bile kötü emellerimize alet edebiliyoruz, daha ne diyeyim.


Buradan yola çıkıp “Türk insanının aklı şeyindedir,” demek ne kadar doğru bilemeyeceğim ama küfürlerimizin ve gündelik konuşmalarımızda kullandığımız imaların çok çirkin olduğu gerçeği sabit. Yetişkinliğe ulaştığımdan beri (artık ne kadar ‘yetişmişsem’) kullandığım dile çok dikkat ediyorum. İnsanız, hepimizin tepesi atıyor, hepimiz küfür ediyoruz. Ama kullandığımız sözcükleri seçmek elimizde. Anayı-bacıyı karışmadan, cinsiyetçi davranmadan da öfkenizi dile getirebilirsiniz, çevrenizi de uyarabilirsiniz. Çalışırken iş arkadaşlarım ne zaman söze “Ananı…” diye başlasa, her seferinde sıkılmadan “Annemi bu işe karıştırma,” dedim. Evet, hala o şekilde küfür ediyorlar ama en azından duyma mesafesindeysem ses çıkarmıyorlar artık. Bu da bir gelişmedir, belki ilerde hayatlarına yaymayı başarırlar. Dağarcığınızdan çıkarmanız gereken diğer kalıplar da, biriyle rızası dışında cinsel ilişkiye girmek üzerine kurulmuş küfürler. Eğer “Geri zekalı, pislik, şerefsiz” kesmiyorsa, dışkı üzerine kurulmuş tamlamalardan ar ediyorsanız veyahut hayvanlara olan sevginizden dolayı “Köpek, hayvan oğlu hayvan, iğrenç domuz” demek istemiyorsanız, komik kalıpları kullanarak rahatlayabilirsiniz. Şahsi favorilerim “At kafası” ve “Hıyar tarlası”. Üstelik seçenekleriniz bunlarla sınırlı değil, küfür olmayan ama küfür etkisi yaratan sözcüklere sığınabilirsiniz. Çapsız, yıkık, ezik, varoş, gevşek, armut, kütük gibi alternatifler çoğaltılabilir. Hatta bunların söz dizimi haline gelmişleri bile var: “Seni tavana asar ters smaç basarım”, “Tuvalet terliği”, “Oksijen israfı”, “Ne diyon lan sen değişik?” En sevdiğimse açık ara “Üç liraya satılan beşli plastik mandal.”


Lafı fazlasıyla dolandırdıktan sonra ciddi mevzuya gelelim. Dilimizde ne yazık ki espri olarak kullanılan bazı cümleler yaralayıcı ve seviyesiz. Spor müsabakası izliyoruz, eğer taraflardan biri diğerine fark atmışsa, yorumlar başlıyor: Resmen tecavüz etti! Günlük konuşmalarda “Kaderde varsa düzülmek, neye yarar üzülmek,” ya da “Tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak!” kulağımıza çalınıyor. Çok merak ediyorum, böyle ağzını yaya yaya konuşanlar hayatları boyunca hiç cinsel tacize uğradı mı? Tecavüze uğrayan bir yakını oldu mu? Size arama motorlarından bulabileceğiniz istatistikleri vererek durumun vehametini anlatacak değilim. İşin empati kısmına girmek istiyorum. Birkaç gün önce Pinterest’te vakit öldürürken karşıma çıkan bağlantıdan sonra içimden geçenleri paylaşmak istedim. Kadınlar (aralarında erkekler de var ancak çoğunluğu kadın olduğu için bu şekilde kullanıyorum) tecavüze uğradıkları sırada giydikleri kıyafetleri paylaşmışlar. Çoğu kişinin aklına ilk gelen mini etek, seksi ayakkabı, file çorap, dekolte gömlek gibi ayrıntılar yok. Okul formaları, pijamalar, spor takımlar, sade pantolonlar var. Hatta kot pantolon ve tişörtünü paylaşan bir kadın “Üzerimde bunlar vardı, sürtük gibi mi görünüyorum?” diye sormuş. Dilerseniz BBC’nin sitesindeki kısa videoyu izleyebilirsiniz. Rape survivors’ clothing on display yazsanız bulursunuz.


Daha çarpıcı olansa, ellerindeki dövizlere tacize uğradıkları sırada ya da sonrasında saldırganlardan duyduklarını yazan kadınlar. Bazıları da yakınlarının tepkisini belirtmiş. Hepsinin görselini paylaşmak isterdim ama mümkün değil, canımı en çok yakanları size çevirmek istiyorum.


Herkes senin için neler diyecek biliyorsun.

Seni s… sürtüğü… Ah, unutmuşum, sen feministtin.

İçine boşalamadım, neden bu kadar kanadın ki?

Kapa çeneni ve zevk al seni aptal, sarhoş sürtük. Benimle olabildiğin için şanslısın.

Neden ağlıyorsun? Çok zevkliydi.

P… Üniversitesi’ndeki doktorlar tecavüzü güvenliğe bildirmek zorunda olduğumu söylediler. 5 hafta sonra ceza alması için yeterli kanıt olmadığını söylediler. O hala öğrenci.


Eğer buraya kadar okuduklarınız midenizi bulandırmadıysa, hazır olun, daha beterleri geliyor.


“Eğer gebe kalırsan seni merdivenden yuvarlarım, şaka yapmıyorum.”

-Tecavüzcüm, bana korunmadan sahip olduktan sonra.

“Güzel. Doğum günümü mahvettiğin için bu acıyı hak ettin.”

-Eski erkek arkadaşımın bana anal yoldan tecavüz ettikten sonra gözyaşlarıma ve kanıma yaptığı yorum.

“Bu aileye ne yaptığının farkında mısın?”

-Büyükbabam, üvey babamın yıllardır beni istismar ettiğini söylediğimde.

“Bunun dikkat çekmek için son bir çaba olmadığını nerden bileyim?”

-Annem, babama tecavüze uğradığımı söylediğinde babamın söylediği. 5 yıl geçti, hala yalan olduğunu düşünüyor.

“Sen …… ile seks mi yaptın?”

-İş yerinden bir arkadaşım beni sarhoşken istismar ettiğinde en yakın arkadaşımın attığı kısa mesaj.

“Beni aldatmışsın gibi hissediyorum.”

-O zamanki erkek arkadaşımın, başıma gelenleri anlattığımda söylediği.

“İlgiden hoşlandığını sanıyordum.”

-Takip edildiğimi ve cinsel tacize uğradığımı anlattığımda rahibin yorumu. 16 yaşındaydım.

“Acele et de şu pisliği temizle.”

-Yere bulaşan kan ve semenden bahsediyordu.

“Ne yapacak ki, bir köşede saklanıp çocuklara mı saldıracak?”

-Tacizci ağabeyimin düğünüme gelmesini istemediğimi söylediğimde ailemin tepkisi.

“Seni her öptüğümde, onun da dudaklarını öptüğünden başka şey düşünemiyorum.

-Erkek arkadaşım, olaydan iki gün sonra.


***

Sizin daha fazla okumaya mecaliniz kaldı mı bilmem ama benim daha fazla tercüme etmeye gücüm kalmadı. Eğer yazdıklarımı okunmaya değer bulup buraya kadar geldiyseniz, sizden ricam sözcüklerinize dikkat etmeniz. Bir insanlık suçu, televizyon dizileri ve basıldığı kâğıdın değeri kadar etmeyen romanlarla normalleştirilmeye çalışılıyor, üstüne de ‘Ofansif mizah’ garabetiyle espri malzemesi yapılıyor. “Tek başıma neyi değiştirebilirim?” demeyin, sözcükleri değiştirmek, düşünceleri değiştirmektir; düşünceleri değiştirmek insanları değiştirmektir. Belki bizim neslimiz göremez ama çocuklarımız düşüncelerin değiştiğini, torunlarımız da insanların değiştiğini görebilirler. Onlara bu fırsatı tanıyın, hak ediyorlar. Çocuklarınız ve siz… Güvende kalın!

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube