© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

TANIMLAMAYAN UÇAN NESNE


Yetişkinlerin çocukları komaya sokan bir numaralı sorusu “Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?” ise, iki numarası da “Büyüyünce ne olacaksın?”dır herhalde. Artık kendim de yetişkin olduğum, hatta emin adımlarla orta yaşa ilerlediğim halde, bu sorunun amacını anlamış değilim. Ne bekliyorsunuz el kadar bebelerden? Komik bir cevap verecek, siz de gevrek gevrek güleceksiniz, belki arada arkadaş meclisinde alıntılayıp sanki espriyi siz yapmış gibi prim kasacaksınız diye çocuklara ecel teri döktürmeye utanmıyor musunuz? Çocuk doktor, öğretmen, mühendis gibi klişe cevap verirse yırttı. Yok efendim şarkıcı olacağım, futbolcu olacağım falan derse yandı gülüm keten helva… Yıllarca dalga geçecekler, kesin. Hele bir de biraz eksantrik bir çocuksa, astronot olacağım, dansöz olacağım demeye kalkarsa, hayatının kalanında yakasını kurtaramayacak demektir.


Oğlumun bu konudaki yaklaşımını çok takdir ediyorum, uzun süre, anneannesinin “Oğlum doktor olacak,” manipülasyonuna kanmadan, çok net şekilde “Pasta ustası,” diyerek tavrını koydu. Aşçı, fırıncı, simitçi, ekmekçi değil, pasta ustası. Tamam, dört yaşındayken anaokulu öğretmeni parmak kasları gelişsin diye oyun hamuru vermemi önerdiğinde eline poğaça hamuru tutuşturmuş olabilirim. Beş yaşındaki bebeye kurabiye yaptırmış da olabilirim. Ama pasta işine hiç bulaştırmadım. Bu amaca nereden ulaştığı hakkında hiçbir fikrim yok, yine de sonuna kadar destekliyorum. Tek kaygım, sosyal medya maymunu olması. Eğer pasta süslemelerini çedar peyniriyle yapar ya da pudra şekerini kolunu insan üstü açıyla bükerek serperse evlatlıktan reddedeceğim, bu da böyle biline.


Oğlumun cevabını çok beğensem de en takdir ettiğim yanıtlar yeğenlerimden gelenler. Açık açık “Bilmiyorum,” diyorlar, “Nasıl bilmezsin, hiç mi istediğin bir meslek yok?” diye sıkıştırmaya devam edenlere de gaza gelmeden “Karar vermedim,” diyorlar. Elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin, haklı değil mi bu çocuklar? Üniversitede okurken bile mezun olduğunuzda ne iş yapacağınız belli değilken, yedi yaşındaki çocuğun on beş yıllık kalkınma planı hazırlamasını nasıl bekliyorsunuz? Ziraat fakültesinde okuyorsunuz bankacı oluyorsunuz, iktisadi idari bilimler okuyorsunuz bir AVM’de reyoncu oluyorsunuz, eğitim fakültesinde okuyorsunuz inşaat işçisi oluyorsunuz. Tıp fakültesinden mezun olup doktor olacağınızın bile garantisi yok, “Tıp fakültesinden ara sıra doktor çıkar” diye söz var dilimizde! O yüzden yasaklansın çocuklara bu soruyu sormak, hapislerde sürüm sürüm sürünsün soranlar. Gözlerinin yaşına bakmayalım!

Sızlanmalarımdan anlamışsınızdır, ben de çocukken astronot olmak isteyenlerdendim. Alay konusu olmak da hevesimi kırmadı, sadece dile getirmekten vazgeçtim. O zamanlar zihnini tanı, yüzde yüz düşünce gücü, çok istersen olur bence türü kitapların çıkış zamanı, okuyup okuyup gaza geliyorum. Çok çalışırsam başaracağıma inanıyorum, Astronomi ve Uzay Bilimleri Fakültesi’ne kaç puanla girilir araştırıyorum. Neyse, orta okuldayken, orta okul seviyesindeki trigonometriyi zorla öğrenince, bunun daha logaritması var, türevi-integrali, analitik geometrisi, lineer cebiri var diyerek benden astronot olmayacağına karar verdim. Diğer dersleri geçiyorum, sadece matematikte bile yeterli düzeye ulaşamayacağımı vakitlice kavradım. O zamandan beri de “Keşke matematiğim daha iyi olsaydı,” diye hayıflanırım.


Amaaaa 20 Eylül’de Pentagon’un da doğruladığı UFO görüntüleri medyaya düşünce anladım ki matematikten önce ciddiyet seviyem yeterli değilmiş zaten. İki eğitimli jet pilotu garip bir nesne görüyor, bu cisim bir anda kaybolup başka bir yerde ortaya çıkıyor. O iki nokta arasındaki mesafeyi kat edebilmesi için saatte 3900 km hızla gidiyor olması gerekiyor. Ve bu adamlar “Vay maşallah” demek yerine, drone mu, filo mu diye gayet ciddi ne olabileceğini konuşuyor! Ben o pilotlardan biri olsam cep telefonumu kapıp kankimi arar, “Geldiler işte, yeminle geldiler bacım, havlunu kap, ilk gemiye otostop çekiyoruz! Ne demek uyduruyorsun, radarda görüyorum tabak gibi, rüzgâra karşı uçuyor…” diye kendimi rezil ederdim. NASA beni bünyesine katmamakla doğru kararı vermiş. Zaten Mars’ta unutulsam patates yetiştirmeyi de beceremem, dünyada kalmam en iyisi.


Benim evrendeki yerim kesin de bu görüntülerin yeri neresi? Birden fazla yerde radarlara yakalanan, birden fazla insanın şahit olduğu görüntülerin gerçekliğini Pentagon kabul etti, ancak dünya dışı yaşam işareti olup olmadığına dair yorum yapmadı. Bilemeyiz deyip geçtiler, ki doğrusu da buydu. Nesneler, UFO yani Tanımlanamayan Uçan Nesne (Unidentified Flying Object) olarak tanıtıldı. Durum böyle olunca da meydan komplo teorisyenleriyle toplumu mantığa davet eden bilim insanlarına kaldı.


Görüntülerle ilgili üç teori var şimdilik. İlkini tahmin edersiniz: İnsan hatası. Sensörlerde ya da ekipmanda sorun yaşanması veya personelin kayda alınan görüntüleri yanlış yorumlaması. İkinci teori bir klasik. Gizli devlet görevi. O kadar gizli ki projede çalışanlar bile tam olarak konuya hâkim değil. Son teoriyse “İnanmak istiyorum,” (I want to believe) diyerek X-Files’ın Fox Mulder’ına selam çakıyor: Dünya dışı yaşamın kanıtları.

İflah olmaz bir hayalperest ve romantik olarak elbette favorim üçüncü teori. Ama hayaller aleminde yaşamakla aptal olmak arasında hayli kalın bir çizgi vardır, sırf parlak cisimler gördük diye E.T. bize telefon edecek zannetmiyoruz. Ama ne yalan söyleyeyim, bu görüntülerin O’na ait olmasını isterdim. Belki birkaç yıl sonra, belki onlarca yıl sonra, belki yüzlerce yıl sonra dünya dışı yaşamın kesin kanıtlarını bulacağız. O gün geldiğinde hala hayatta olursak, bu bilgiyi ilk öğrenmiş Âdem oğulları ve Havva kızları bizler olacağız. Belki sonumuz kötü olacak, uzaylılar gezegenimizi ele geçirip hepimizi çorba yapmak isteyecekler ama yine de ilk işaretleri gördüğümüzü bileceğiz. Yaşadığımız yüzyılın saymakla bitmeyecek kadar çirkin yanları olsa da bilimsel açıdan attığımız adımların büyüklüğü tartışılamaz. Geleceğe tanıklık ediyoruz, dünyanın değişimini bizzat yaşıyoruz. Belki de hala umut edebileceğimiz şeyler vardır, ne dersiniz?