TÜKENİŞ (II.BÖLÜM)

En son güncellendiği tarih: May 9

Editör: Burçin KAHRAMAN

Günler geçerken hastalıklar baş göstermeye başladı. Üst komşu çok hastaydı. Vücut bitap düşmüş artık ağzından ses alamaz olmuşlardı. Kadınların ağzını bıçak açmaz olmuştu. Durumun verdiği acziyetten olsa gerek kimse kimseyle konuşmuyordu. Ortalıkta ölesiye bir sessizlik hüküm sürmekteydi. Üst komşunun hastalanması herkesi endişeye sürüklüyordu ama kimsenin elinden gelen bir şey yoktu. Amcanın yaşayıp yaşamayacağı bile belli değildi. Ağzına kaşık kaşık su veriyorlar bununla yaşamasını ümit ediyorlardı. Ama sanki onun yaşamayacağı kabul görmüş bir gerçek gibiydi artık. Sadece bu duruma çocuklarının ya da kendilerinin de düşmesinden endişe ediyorlardı. Zamanla yaşanacak olan senaryo bundan başka bir şey değildi. Çünkü çocuklar da açlıktan ve susuzluktan harap ve bitap düşmüşlerdi. Üzerlerindeki elbiseler olmasa kemikleri birer birer sayılabilirdi. Yiyecek içecek hiçbir şey kalmamıştı, hatta birkaç gündür kadınların korka korka evlerinden getirdikleri önceden kışlık olarak hazırlanmış dondurulmuş şeyleri yiyerek idare ediyorlardı. Son birkaç parça bir şey kalmıştı. Kadın çocuklarını yanına almış bir köşede sessiz sedasız otururken küçük oğlunun’' Babam ne zaman gelecek ?’’ sorusuyla irkildi. Ama ne verecek cevabı vardı ne de çocukları teselli edecek dermanı. Sadece omzunu yukarı kaldırıp indirerek hiçbir fikrinin olmadığını ifade etmeye çalıştı. Kendisi de yorgun düşmüştü artık bunu düşünmekten. Neredeydi, ne zaman gelecekti ya da gelecek miydi hiçbir fikri yoktu. ‘’Belki de ölmüştür.’’ diye düşündü. Düşüncesinden kendisi bile ürperdi ve içinden binlerce kere ‘’tövbe tövbe ‘’diye geçirdi. Önceleri de boş zamanlarında kafasının içinde binlerce senaryo yazmaya alışık olan kadın yine senaryolar üretmeye başlamıştı. ‘’O gece askerler alıp götürdüler, tekrar askere aldılar, ne deniyordu ona...? Hah... seferberlik ilan edildi, onu da askere aldılar. Yolda giderken bu patlamalardan birinde öldü belki de. Paramparça mI oldu acaba? Gözünün önüne insanın içinin almayacağı, canice bir sahne geldi. Kendi zihninin kendine kurduğu bir oyun gibiydi görüntüler. Kadın öğürerek sığınağın bir köşesine doğru koşturdu. Kusmaya başlamıştı. Zihninde canlanan görüntüleri içi kaldırmamıştı. Çocukları korku ile yanına koştular. ‘’Midemi üşüttüm galiba .’’dedi kadın. Nasıl desindi ki’’ zihnimde babanızın kayboluşunu canlandırdım.’’ diye. Hep beraber tekrar sığınakta kendilerine ayırdıkları köşeye geçip birbirlerine sokularak oturdular. Kadın zihninden görüntüleri atmaya çalıştıkça film sahnesi gibi yenileri ekleniyor, o tövbe çektikçe görüntüler dayanılmaz bir hal alıyordu. Gözlerini kapatıp açıyor, görüntülerden kurtulmak istiyordu ama nafile.. Ayağa kalkarak gidip köşedeki muslukta elini yüzünü yıkadı. İçinden’’ Allah’ım bana sabır ver .’’diye geçirdi. Bu sırada komşu kadınların telaşlı halleri dikkatini çekti. .’’Hayırdır inşallah.’’ diyerek oraya yöneldi. Amcanın durumu iyice kötüleşmişti. Artık nefes alışı bile hissedilmiyordu. Kadınlar çaresizlik içinde saldırıya uğramış kuş sürüsü gibi dolanıp duruyorlardı. Kadın çocuklarına baktı. Onlarda köşede büzülmüş korku ile onlara bakıyorlardı. Yanlarına gitti. Korkmamalarını söyledi. Küçük oğlu ‘’Neler oluyor anne, amcaya ne olacak şimdi?’’ diye sordu. Kadın ne söyleyebileceğini düşündü. Saklanabilecek bir durum değildi yaşananlar. Derin bir nefes aldı ve’’ Oğlum amca çok hasta. Onu kaybedebiliriz. Ama bu kötü bir şey değil. Yeni bir başlangıç. Yeni bir hayat başlayacak onun için. Amca cennete kendi ailesinin yanına gidecek. Eminim kendi ailesinin yanında da mutlu olacaktır.’’ dedi. Bu sırada kadınlardan birinin çığlığı ile irkildiler. Amca ölmüştü. Kadın çocuklarına yerlerinden kalkmamalarını tembihleyerek amcanın yattığı yere gitti. Sanki huzura ermiş gibi dingin bir şekilde yatıyordu amca. Kadınlar dövünerek ağlaşıyor, sesler birbirine karışıyordu. Kadının beyninde uğultular dönmeye başladı. Anlamsız duygular içindeydi. Hayat başladı mı bitti mi diye duygu ikilemleri içinde kıvranıyor ne yapacaklarını düşünüyordu. Şimdi ne olacaktı. Bu adamın buradan çıkarılması gerekiyordu. Nasıl çıkaracaklardı kadın başlarına. Kadınlar ağlamayı kesmişler sessiz sedasız çocuklarının yanlarına toplanmış onları teskin etmeye çalışıyorlardı. Kadın zihnini toparlayıp merdivenlerden yukarı doğru koştu. Amacı sokakta birilerinden yardım istemekti. Koşarak kapıya geldi. Sokağa baktı. Her yer yıkık döküktü. Binalar yerle birdi. Uzaklardan hala sesler gelmeye

devam ediyordu. Gök yüzünde bir helikopter gördü. Hemen kafasını içeri kaçırdı. Ses kaybolunca kapıdan çıkıp otuz kırk metre ileri gitti. Kimsecikler yoktu sokakta. Biraz daha gitti ama yine kimsecikler yoktu. Bildiği kadarı ile yakınlarda mezarlık yoktu. Binanın küçük bir bahçesi vardı. Acaba oraya mı gömsek diye düşündü. Olabilirdi aslında ama kadın başlarına başarabilirler miydi acaba? Hemen geri döndü. Kapıdan girip sığınağa indi hızlıca. Bu yaz mevsiminde fazla beklemezdi cenaze. Kadınları başına toplayıp neler yapabileceklerini sordu. Binanın bahçesi fikrini hepsi desteklediler. Kadınlardan birkaçı bahçeye çıkıp mezar kazacak diğerleri sığınakta kalıp hem çocukları eğleyecek hem de diğer işleri halledeceklerdi. Bir gurup bahçeye çıktı sığınakta bulunan kazma ve kürekleri almışlardı. Alalacele bir çukur kazdılar. İçeri döndüklerinde diğerleri cenazeyi hazırlamışlardı. Dört kadın kefenin dört tarafından tutarak mezara taşıdılar. Taşınması hiç zor olmamıştı. Çünkü günlerdir hasta yatmaktan bir deri bir kemik kalmıştı zaten. Mezara koyup üstünü kapattılar. Tam içeri döneceklerdi ki....

NEJLA ASLAN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube