TÜKENİŞ

En son güncellendiği tarih: May 9


Nejla ASLAN // Editör : Burçin Kahraman


Boğulduğunu hissediyordu. Sanki biri boğazına sarılmış onu öldürecekmiş gibi boğazlıyordu. Ter içinde kalmıştı. Bir ara küçük oğlu geldi yanına. Çok zayıf görünüyordu. Kemikleri sayılabilirdi birer birer. ’’ Anne süt var mı?’’ dedi. Süt olmazsa olmazıydı onun . Annesi her zaman, yatmadan önce süt veriyordu ona. Hemen dolaba yöneldi. Dolabın kapağını açtı. Bomboştu. Süt yoktu. Annesi ‘’Tamam oğlum, alırız.’’ diyordu. Ama bir taraftan da nasıl alacağını düşünüyordu. Sonra büyük oğlu geldi. O da bitkin haldeydi. Çocuk sordu. ‘’Anneciğim acıktım ben. Ekmek versene bana. ‘’dedi. Ekmek de yoktu. Ama ‘’Yok’’ diyemiyordu. Nasıl diyebilirdi ki? ‘’Nereden bulabilirim acaba?’’ diye düşündü. Ayağa kalkmak istedi ama kendisi de bitkin haldeydi. Günlerdir boğazından bir lokma yemek geçmemişti. Ne kadar bitkin düştüğünü hissetti. Hala boğazının sıkıldığını hissediyordu. Ağzı kurumuş, susuzluktan yutkunamaz hale gelmişti. Hayal mi, rüyamı, gerçek mi karmaşası arasında geçen birkaç dakika sonrasında bir çığlıkla oturdu yatağında. Uyanmıştı. Yatağın diğer ucunda eşini aradı elleri. Boştu yastık. Elini yüzüne götürdü. Gözlerini ovuşturdu. Tekrar baktı yan tarafına ama eşi hala yoktu. Uyur uyanık yataktan indi. Yan odaya geçti. Oğulları da yataklarında yoktu. Endişelendi. ‘’Nereye gitmiş olabilir bunlar? ’’ diye geçirdi içinden. Mutfağa koştu. Banyoya baktı. Diğer odalara baktı. Yoklardı. Bir gürültüyle irkildi. Kapıya doğru koştu. Kapı kapalıydı. ‘’Aman Allah’ım, neler oluyor? ‘’ diye düşündü. Bu sırada çocukların odasından gelen çığlık sesleri ile bir kez daha irkildi. Hemen çocukların odasına koştu. Sesler çocukların yataklarının arasındaki boşluktan geliyordu. İki kardeş birbirine sarılmış vaziyette korku içinde bağırmaktaydılar. Hemen yanlarına sokulup onlara sarıldı ve sakin olmalarını fısıldadı . Ama kendisi de sakın değildi. Korkudan zangır zangır titriyordu. Onları sakinleştirdikten sonra neler olduğunu neden buraya sakladıklarını sordu. Daha önce de şiddetli sesler duyduklarını söyledi çocuklar. Ama o hiçbir şey duymamıştı. ‘’Ölüm uykusu dedikleri şey bu olsa gerek.’’ diye düşündü. Kocası aklına geldi yine. ‘’Babanız nerede? ‘’ diye bir gafletle çocuklara sordu. Ama onların babalarından haberi yoktu. O sırada yine bir ses duydular. Bu daha da şiddetliydi. Hepsi birbirine sokularak orada beklediler. Çocuklar yine çığlık çığlığa kalmıştı. Orada uzunca bir süre öylece kaldılar. Kadın kendini cesaretlendirmeye çalıştı. Aklından bin bir türlü senaryo geçiyordu. ’’ Nedir bu sesler?’’ diye düşündü. Kocası neredeydi? Nereye gitmiş olabileceğini düşündü. Hiç yaptığı şey değildi gece dışarı çıkmak. Aklı karıştı. Kimi arayıp sorabilirdi gece gece. Çocukları da yanına alıp salona geçti. Hemen cep telefonuna yöneldi. Rehberde eşinin numarasını ararken elleri titriyordu. Aradığını buldu ama kulağına gelen ‘’Aradığınız kişiye ulaşılamıyor.’’ sesiyle bir kez daha irkildi. O sırada sokaktan sesler geldiğini duydu. Hemen pencereye koştu. Sokak asker kaynıyordu. Tekrar içeri döndü. Çocuklara baktı korkudan birbirlerine sokulmuş, korku dolu gözlerle annelerine bakıyorlardı. Telefonu eline alıp internete bakmak istedi. Ancak İnternet yoktu. Hemen televizyonu açtı. Gözlerine inanamadı. Televizyon kanallarındaki görüntüler dehşet vericiydi. Kalbinin gümbürtüsü çok uzaklardan duyulabilirdi. Televizyonda bir sunucunun ağzından dökülen ‘savaş’ kelimesi balyoz gibi indi omuzlarına . Sanki spikerin ağzından çıkan kelimeler ağır taşlar gibi onun üstüne dökülüyordu. Panik oldu. Evin içinde koşturmaya başladı. ‘’Neler oluyor Allah’ım ? Nedir bu olanlar? Nasıl olur bu? ‘’ diye diye evin içinde dolanmaya başladı. Panik atak geçiriyor gibiydi. Nefesi kendine yetmiyordu. Ölecekmiş gibi hissetti. Durdu, derin derin nefes aldı. ‘’Ben ne yapacağım şimdi? ‘’ diye düşündü. O anda aklına eşi geldi. Nereye gitmişti bu adam? ‘’Nasıl ulaşacağım, nereden bulacağım, kimden soracağım ben? ‘’ diye düşündü. Saate baktı. Saat sabahın beşi olmuştu. Tekrar çocuklarının yanına koştu. Onlara sımsıkı sarıldı. Bir yandan da sürekli Allah’a yalvarıyor, dualar ediyordu . ‘’Ya Rabbim bize yardım et. Ailemi, ülkemi, devletimi, milletimi koru. Allah’ım bizi düşmana muhtaç etme. Vatansız koyma. Bayraksız koyma. ‘’ Çocuklarına sarılmış vaziyette ne kadar kaldı orada bilmiyordu. Kapının sesiyle irkildi. Kapı çalıyordu. Zil üst üste çalınırken bir yandan da kapı yumruklanıyordu. Korkmaya başlamıştı ama kapıyı açmalıydı. Kapıya gitti. Kapıdaki mercekten bakınca dışarıda kalabalık birilerinin olduğunu gördü. Daha da paniklemişti. Kapıyı açtı. Karşısında üniformalı beş altı kişi vardı. Soluğunun kesildiğini hissetti. Oracıkta bayılabilirdi. Yok, olmazdı… Bayılmamalıydı. İçeride çocukları vardı. Onlar için dik durmalıydı. Ve güçlü olmalıydı. ‘’Ne... Ne oldu? “ diyebildi güçlükle. Karşısındaki asker “Hanımefendi, biz tekrar duyurana kadar sokağa çıkmayın. Evinizde oturun hatta apartmanda sığınak varsa oraya inin. Sakın dışarıya çıkmayın. ‘’ dedi. “Ama nasıl olur? Neden? Savaş da neyin nesi? Neden böyle bir şey oldu? Bu neyi çözecek? Ama benim çocuklarım var. Nasıl dışarı çıkmam? ‘’ demek istedi. Daha bir sürü soracağı şey vardı ama hiçbir şey diyemeden oracığa yığılıp kaldı. Kendinden geçmişti. Uzunca bir süre orada öyle kaldı. On iki yaşındaki büyük oğlunun ’’ Anne neden orada oturuyorsun? “ sorusuyla irkildi. Hemen ayağa kalktı. Gülümsemeye çalışarak “Ben.. Ben... Geliyorum oğlum. “ diyerek ayağa kalktı. Oğlunu kardeşinin yanına geri götürerek hemen geleceğini söyleyip evden çıktı. Kapıyı açtığında üst kattan sesler geliyordu. Hemen üst kata koştu. Orada oturan komşusu yaşça apartmanın en yaşlı ve aklı selim olanı idi. Diğer komşuları da onun gibi düşünmüş olacaklar ki onlar da üst komşunun kapısına yığılmışlardı. Herkes ‘’Ne yapacağız?’’ diye soruyordu. Üst komşusu önce ‘’Sakin olun.’’ dedi. ’’ Neler yapacağımızı bir düşünelim. ‘’ Bu sırada dışarıdan gök gürlemesine benzeyen sesler geliyordu. Herkes bir ağızdan ‘’Allah’ım yardım et!’’ dedi. Sonra tekrar üst komşuya bakıp beklediler. Üst komşu ‘’Şimdi herkes evine gitsin. Çocukları telaşlandırmayın. Korkuyorsanız da onlara hissettirmeyin. Evlerinizden yiyecek içecek ve acil lazım olan eşyalarınızı alıp sığınağa inin.’’ Herkes dağıldı. Eve geldiğinde çocuklar kapının önünde onu bekliyorlardı. ‘’Anne neler oluyor? Dışarıdan sesler geliyor.’’ dediler. Ne diyeceğini bilemedi önce, biraz durdu düşündü. ‘’Evet anneciğim, dışarıdan sesler geliyor, ben de duyuyorum. Şimdi biz hep birlikte aşağıya ineceğiz. Apartmandaki herkes de bizimle gelecek’’ dedi. ‘’Bunun için hemen eşyalarımızı alıp sığınağa inmeliyiz.’’ dedi. Alabildikleri kadar malzeme alıp aşağıya indiler. Annesinin battaniye ve yastık aldığını gören çocuklar durumu biraz yadırgadılar. Annesi bu durumu ‘’Belki orada uyumak zorunda kalırız .’’ diyerek geçiştirdi ama çocukların aklında soru işareti kalmıştı. Aşağıda diğer komşuların çocukları da vardı. Bu yüzden durumu biraz daha kabullenir göründüler. Sığınakta günler geçmesine rağmen gelen giden yoktu. Hiçkimse ‘’Eve çıkabilirsiniz.’’ dememişti. Sürekli sesler geliyordu. Artık çocukları kandıramaz hale gelmişlerdi. Üst komşu masal anlatmaktan ve masal uydurmaktan yorulmuştu artık. Yanlarına alabildikleri erzakları da bitmişti . Kadınlar çocuklarını nasıl doyuracaklarını düşünüyorlardı. Dışarı çıkmayı deneyenler olmuştu ama kimse cesaret edip çıkamamıştı. Çocuklar bitkin düşmeye başlamışlardı. Anne süt diyen çocuklara ‘’Alacağız yavrum.’’ diyorlardı. Ama nasıl alacaklarını bilmiyorlardı...

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube