En son güncellendiği tarih: Nis 20


Yetmiyor, ne kadar su içsem de yetmiyor. Nasıl susamak ama, içim yanmıyor, adeta kavruluyor. Ne yapsam kurtulamıyorum bu histen. Önce kullandığım ilaçlardan zannettim, yaş ilerledikçe avuç avuç hap yutuyorsun ne de olsa. Doktorum onlardan olmadığını söyledi. Ağız kuruluğu yapsa da günlük içtiğim su, tükettiğim sıvı, yan etkileri karşılarmış. Yine de birkaçını değiştirdi, fayda etmedi. Sonra kedilerden sandım. Biriyle on, diğeriyle sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz; belki birikim olmuştur dedim. Gittim test yaptırdım, çıkmadı alerji. Doktor doktor gezdim, aklıma gelen her kontrolü yaptırdım. Verdikleri her ilacı kullandım, ecza dolabını yedekleriyle doldurdum. Ama susuzluk geçmedi. Sonunda kabullendim, yaşlanmanın etkisi olmalıydı. İş telaşı, evdeki işler, günlük koşuşturmalar… Kesin kendimi çok yoruyorum, çok terliyorum, beden su istiyor.

İş yerindeki masamda hep su şişesi olurdu, yerimden kalktığımda da elimde bardakla gezmeye başladım. Evde her odaya sürahi koydum, aklıma geldikçe yuvarlıyorum bir bardak. Banyoda bile. Yok geçmiyor. Susuzluk yetmezmiş gibi hep yorgunum, nasıl yorgunum hem de. Önce hafta sonu gezilerini bıraktım, evde güzelce oturup dinlendim. Sonra iş çıkışı buluşmaları kaldırdım. Halim yok zaten, çıkış saatini zor buluyorum. Eskisi gibi merdivenleri kullanmak, saat başı masadan kalkıp beş dakika tur atmak, öğle tatilinin yarım saatini yürüyüş yaparak geçirmek yok artık. Terlememem lazım, zaten sıvı ihtiyacımı karşılayamıyorum. Yemek pişirirken terlemeyeyim diye hep salata yiyorum, dışarda yemek yediğimde soğuyana kadar bekliyorum. Kara kışta dahi soba yakmıyorum, duşumu soğuk suyla alıyorum ama ferahlayamıyorum. Su faturası elektrikten yüksek geliyor, su içmekten parmaklarımın arasında perde oluşacak neredeyse, bu susuzluk bitmiyor.


Sonunda baktım olmuyor, yıllık iznimden bir hafta kullanayım dedim. Önce gittim markete, alışveriş sepetini hazır gıdalar ve envaiçeşit içecekle doldurdum. Her markadan şişe şişe su, ayran, kefir, meyve suyu, süt, sporcu içeceği ne ararsan… Bir maaşı bıraktım markette. Ama işe yararsa hiç üzülmem. Hiç evden çıkmayacağım hafta boyunca, sürekli aldıklarımı içeceğim, yemek yemek için bile yataktan çıkmayacağım, sürekli uyuyacağım. Bakalım kış uykusu gibi minimum enerjiyle yaşarsam içtiğim su yetecek mi?


***

İlk iki gün çok güzel geçti. Zaten işin yorgunluğu var, uyudum, uyandım, ilaçlarımla, suyumu içtim. Tuvalete gitmek dışında kalkmadım yataktan. Bir de Tekir ile Minnoş’un yemlerini tazeledim. Arada telefon çalıyordu, kıstım sesini gitti.

Üçüncü gün acıktım. Aldığım paketlerden birini açıp ziyafet çektim kendime. Yemek yiyince uykum açıldı, önce iki gündür dönmediğim çağrılara döndüm. Hala çok yorgundum, hâl hatır soran arkadaşlarla konuşmak bile zor geliyordu, bol bol su içip uyudum yine. Ama önceki iki gün gibi kolay dalamıyordum, yatakta kitap okumaya başladım. Uyanıkken boğazımdaki yangın daha belirgin olduğundan bir elimde şişeyle okuyordum kitapları. Çok zor oluyordu ama içimin yanması kesildiği sürece sorun değildi.


Dördüncü gün kitap okumak uykumu getirmez oldu. Yastıkları-yorganları salona taşıdım. Televizyonun karşısında yatmaya başladım. Titreşimi dikkatimi dağıtıyor diye cebimi tümden kapattım, ev telefonunu fişten çektim. Bu arada su içmekten de sıkılmaya başlamıştım, markadan markaya tadı çok fark ediyordu. Birini ayırıp diğerlerini çiçeklere ve kedilerimin kaplarına döktüm. Sırayla diğer içecekleri de tüketmeye başladım ağzımın tadı düzelsin diye.


Beşinci gün yemek yemeyi bıraktım. Düşük kalorili, tuzsuz, şekersiz, yağsız ürünleri seçmiş olduğum halde verdiği enerji uyanık kalmama sebep oluyordu. Acıktığımda kefir içip devam ettim uyuma çalışmalarına. Başım da çok ağrıyordu, ağrı kesici içince daha çok terlemeye başladığımdan, dikkatimi kedilerime vermeye çalıştım, onlara sarılıp huzursuz mırıldanmalarıyla rahatlamaya uğraştım.


Altıncı gün hala uyuyamadığım için her gün içtiğim ilaçlara uyku hapları ekledim. Bir-iki tane yetmeyince şuruplarla karıştırdım. İşe yaradı ama bu kez daha çok susamış uyandım. Üstelik dayak yemiş gibi her yerim ağrıyordu. Kaslarım öyle katılaşmıştı ki banyoya yürümekte bile zorlanıyordum. Biraz esnemek için hareket edeyim dedim, bacaklarıma giren kramplar yüzünden nefes alamadım. Çaresiz yattım yine. Bu kez bitkisel uyku ilaçlarına yöneldim, çok etkili değillerdi ama yan etkileri azdı hiç olmazsa. Gözlerim bulanıklaşana kadar bütün şişeyi içtim, üstüne de bir litre su, sonra uyudum nasıl olduysa.


Yedinci günün sabahı çarpıntıyla uyandım, kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Midem felaket bulanıyordu, zor attım tuvalete kendimi, midemde kalan suyu da kustum. Kaybettiğim sıvıyı telafi etmek için ne içsem geri çıkıyordu. Açlıktan olmalı diye düşündüm. İstemeye istemeye bir şeyler yedim, ilaçlarımı içtim. Biraz meyve suyu içeyim dedim, boğazımı daha çok yakınca hepsini çöpe attım. Uykuya dalmadan önce karnımda yatan Tekir benimle konuşuyordu. Ne dediğini kulaklarımın uğultusundan anlayamıyordum ama konuşuyordu. “Uyanınca,” diye fısıldadım, sonrasını hatırlamıyorum.


Sekizinci günün sabahı bilincim yerine geldiğinde, başucuma dizdiğim şişelerin hepsinin boş olduğunu gördüm. Arada uyanıp ilaçlarımı da içmiştim anlaşılan, paketler boştu. Günlerdir yıkanmadığım geldi aklıma. Ne kadar kötü kokuyorsam Minnoş ve Tekir bile odanın öbür ucuna kaçmıştı. O günün ilaçlarını içip yerimden kalktım, ağrıyan kaslarım, dönen başım, hala düzensiz atan kalbimle yürüdüğüm mesafe dünyanın en uzak noktası gibi görünüyordu gözüme. Soğuk su iyi geldi biraz. Başımı kaldırıp duştan akan soğuk suyu içmeye başladım kana kana, boğazım hala kupkuruydu. Güç bela çıkıp temiz bir gecelik geçirdim. Çiçekleri sulayıp mama kaplarını doldurmak için salona gittim tekrar. Her şey çok tuhaftı. Saksılar uzayıp kısalıyor, çiçekler dans ediyor, koltuklar hareket ediyordu. Kulaklarımdaki uğultu değişmişti, sanki bir yerlerden yüksek sesli müzik geliyordu. Mama poşetini tutan ellerime baktım, kocaman olmuşlardı. Ayaklarım da. Yanaklarıma, kollarıma, bacaklarımın üstüne dokundum. İnsan ödemden bu kadar şişer miydi? Hayati organlarıma gitmesi gereken su neden cildimin altında toplanıyordu ki? Ayaklarımın etrafında dönerek iki sıra halinde ilerleyen karınca sürüsüne baktım, cevap bekler gibi. O anda içimdeki yanmanın bittiğini fark ettim. Günlerdir ne kadar su içmiştim ben? Su zehirlenmesi kaç litreden sonra başlardı? Yangını söndürmek için o kadar ileri gitmiştim ki hayatımı tehlikeye atmıştım.

Ama kalbimde tuhaf bir huzur vardı. Koltuğa çökerken “Olsun,” dedim kedilerime, “Nihayet susuzluk hissi geçti.”


***

Gözlerimi tekrar açtığımda kaç gün sonrasıydı bilmiyorum. Bir hastane yatağındaydım, her yerimden hortumlar ve kablolar çıkıyordu. Beynim hala pelte gibiydi, hemşirelerin ve doktorların söylediği çoğu kelimeyi anlamıyordum bile. Sonra yoğun bakımdan çıkardılar beni. Umurumda değildi aslında, her şey çok karanlıktı çünkü. Tek başıma kalacağım yeni odamda bir ziyaretçim vardı, liseden beri arkadaşım olan Seda. Telefonlarına cevap vermeyince polise haber verip kapımı kırdıran da oymuş zaten. Kızgın gibiydi, hiç konuşmadı ama yüz ifadesinden hayal kırıklığı okunuyordu. Birkaç saat yanımda kaldıktan sonra gitti. İki-üç günde bir uğruyor, bazen yanında Burcu’yu da getiriyor, yatağın ucunda oturuyor ama konuşmadan gidiyordu. Gün geçtikçe nerede olduğumu, neler yaşadığımı, gösterdiğim ilerleme ve gerilemeyi algılamaya başladım. Karanlık azaldı. Sonsuzluk kadar uzun bir süre sonra tekrar evime gitmeme izin verdiklerinde Burcu ve Seda çıkardı hastaneden beni. Eve varana kadar konuşmadık. İçeri girdiğimizde evimin toplandığını ve temizlendiğini gördüm. Kapının hemen yanında tıka basa dolu, Jumbo boy çöp poşeti vardı.


“Bu doğru mu?” diye sordu Seda, yüzünden aylardır eksik olmayan kırgın ifadesiyle, “Gerçekten intihara mı kalkıştın?”

Çöp poşetinde şişeler ve kutular vardı. Çeşit çeşit alkol ve renkli reçeteli ilaçlar. Hepsini ben mi içmiştim? Ne zaman almıştım bütün bunları? Ne zaman yutmuştum o kadar şeyi?

Önce cevap veremedim, daha önce susuzluğun yaktığı boğazımı şimdi sözcükler yakıyordu. “Sadece biraz dinlenmek istemiştim,” dedim güç duyulan bir sesle. Başımı kaldırdığımda arkadaşlarımın yüzündeki ihanete uğramışlık daha da belirgindi.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube