SON AV / JEAN-CHRİSTOPHE GRANGE


Bu gergin günlerde iyice gerilmek için sevdiğim yazarlar listesinde ilk üçte olan Jean - Christophe Grange'ın yeni kitabı "SON AV"ı okudum. Hoş daha Ölüler Diyarını okuyamadım ama olsun.

Yazar Adı: JEAN - CHRISTOPHE GRANGE Kitap Adı: SON AV Çeviri: TANKUT GÖKÇE Yayın evi: DOĞAN KİTAP Basım Yılı:  ŞUBAT 2020 (1. BASIM) Türü: ROMAN  / POLİSİYE - GERİLİM Sayfa Sayısı: 300 📚 Kitaptan önce kapak hakkında bir şeyler söylemek isterim; etkileyici, ürpertici bir kapak olmuş. Tasarlayan Serkan Yolcu'nun emeğine sağlık. Orijinal kapağa benzemekle birlikte çok daha dikkat çekici ve etkileyici olmuş. 📚 KARA ORMAN’DA SON AV BAŞLADI… ARDINDA HİÇBİR İZ BIRAKMAYAN AVCI KİM? Komiser Niémans, yardımcısı Ivana Bogdović’le Alsace bölgesinde işlenen vahşi bir cinayeti çözmeye gider. Kendi karanlık geçmişlerini de yanlarında götüren iki polis, Kara Orman’da saklanan bir sırrın peşine düşerler. Kızıl Nehirler’in başkahramanı Niémans’ın dönüşünü müjdeleyen Son Av, kökeni Nazi Almanyası’na kadar giden sürprizlerle dolu bir gerilim… ( Tanıtım yazısı) 📚 Ölüler Diyarı hariç tüm kitaplarını okumuş bir hayranı olarak; bence Grange kitaplarının bir özelliği ( bize öğretilen standart yazma kuralında: giriş, gelişme ve sonuç bölümleri olmalı) standartlara uymadan, giriş bölümü olmadan, ilk sayfada olaylar başlıyor. Bir anda kendinizi cesetle ve onlarca soruyla, karmaşa içinde buluyorsunuz. 📚 Bir bölümde: "İyilik yapmak adına her şeyi yasaklamak isteyen toplumdan artık tiksiniyordu. İçten pazarlıklı, mide bulandırıcı, vicdanları rahatlatmak için başvurulan bu en berbat diktatörlüğe asla ortak olmayacaktı." diyor. Yasaklayarak iyilik yapma kavramını anlamamakla birlikte aslında düşünmek lazım. Bu iyilik kimin iyiliği? Herhalde yasağı koyanın iyiliği... Kraldan çok kralcı olmak, iyilik adına yasak getirmek ne kadar doğru? Yasaklamak, empoze etmek yerine; eğitmek, bilgilendirmek, zorlamadan seçenek sunmak daha iyi değil mi? 📚 On beşinci bölümde; Mozart'ın Requiem parçasından bahsediliyordu. Hemen buldum ve bu bölümü parça eşliğinde okudum. Sonrada Requiem'in hikayesini araştırdım. İlginç bilgiler vardı ama bunlarla konuyu dağıtmayacağım. Nasıl adlandıracağım bilmiyorum; tesadüf / kader / kısmet nasıl adlandırmak isterseniz? Mozart, Requiem'i bitiremeden ölüyor ve eşinin isteği ile öğrencileri tamamlıyor. İlginç olan ise Requiem'in anlamı: Ölü Ruhlara Dua. Bu parça içerik olarak kitaba uymuş, ne de olsa konu av olmakla birlikte ölüm ve ölüler. 📚 Okurken çok zorluk çektim. Neden derseniz? Olaylar "KARA ORMAN" da geçiyor. Bu zorluğun sebebi zannettiğiniz gibi korku ya da gerilim değil... İştah!!! ( aman cinayetlere imrenip, iştahım kabardı zannetmeyin) Çocukluğumun / gençliğimin en sevdiğim pastası, Divan'dan Kara Orman ( Forêt Noire). O dönemde sadece Divan'da vardı, sonrasında başka yerlerde yaptı ama hiç biri onun tadında olmadı. Okurken canım pasta çekti... 📚 Kontes Laura Geyersberg'in sahte mütevaziliğinin ardındaki kibri, ırk, soy ve kan üstünlüğüne inanması, Nazi yöntemlerini ve köpeklerini kullanması bu zihniyetin hala devam ettiğini gösteriyor. Üstün ırk, diktatörlük gibi kavramların insanlığa verdiği bu kadar zarara rağmen hala rağbet görmesi acı. Tabii soylular ve aristokratlara karşı nefret dolu olan yetimhanede yetişmiş polis Ivana Bogdović’ hikayenin denge unsuru olmuş. Komiser Niémans'ın da geçen 20 senede yaşlanmış olması doğallığı, inandırıcılığı arttırıyor.         📚 Kitap bitince yorumlara göz attım; olumsuz olanlarda vardı. Bence beklentiyi çok yüksek tutmamak gerekiyor. Kendimizi düşünsek her işi her zaman aynı performansta yapamıyoruz. Yazarında ara sıra düşük performans çıkarması normal. Şöylede bir durum var. Bu kitap Grange standartlarının altında olabilir ki bence iyiydi. Piyasadaki birçok kitaptan çok daha güzel. Grange'ın kötüsü bile piyasanın üst çizgisinde. Bu sefer katil baştan belli gibi olsa da, yan sorularla hedef şaşırtılmış olsa da aslında en baştan cevap aranan soru: katil kim? değil; cinayet neden işlendi?     📚 Son Av'dan avladığım cümleler: 📌 Polis düşüncelerine yoğunlaştı. Araba sürmek onun nöronlarını harekete geçiriyordu. Cinayet yöntemiyle ilgili ilk bilgiler içini kemiriyor ve aklına birbirine zıt düşünceler getiriyordu. 📌 Katillerin peşinden koşmak, onların beyinlerinin içine nüfuz etmek ve onlara yaptıkları eylemleri itiraf ettirmek. Her seferinde, ona engel çıkaran kişinin babası olduğunu anlamak için Freud olmaya gerek yoktu.  📌 Klasik bir "Katil Kim" oyunu diye düşündü: bir av köşkü, saygın davetliler, cep telefonu ve araba yok (bu av partisinin bir başka özelliği: herkes arabasını Geyersberg Malikanesinin girişine, yani av alanından on kilometreden daha uzağa park etmek zorundaydı) ve kuşkusuz bu seçkin topluluğun arasında bir katil.   📌 Kontesin birkaç anlama çekilebilecek karşılamasından ve gece yatıya kalmaları için yaptığı anlamsız davetin ardından şimdi bir Agatha Christie romanındaymış gibi şöminenin başında aperatiflerini içiyorlardı.  📌 -Jürgen'i öldürürken, dünyanın dengesini yeniden sağladı.  Ivana haklıydı: Katil, avcılarında söylediği gibi evrenin uyumunu tehdit eden bir unsuru "kesip çıkarmıştı." Ama tam olarak hangi evrendi?" Ve Jürgen herhangi bir düzeni rahatsız edecek ne yapmıştı?  📌 "Ormanda ilerlerken düşünmek, tahlil yapmak, öngörmek söz konusu değildir. Sadece gözlemlersin. Yalnızsındır, yavaş hareket edersin, ağaçların arasında yitip gidersin. Yüzde 100 ana odaklanırsın. Çıkabilecek tek gürültü, avının çıkaracağı gürültüdür... Önemli olan tek şey budur."  📌 "Bütün pirsch avcıları bunu bilir: Yürürsünüz, ararsınız ama çoktan hedefinize kilitlenmişsinizdir. Bir tür titreşim, bir elektrik akımı sizi ona bağlar..."  📚 "Zaman ve mekan kavramı yitirilir. Gerçekten uzaklaşılır. Ormanın içinde yüzülür. Bu bir transtır..."

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube