SEVİNÇ KUŞLARI I-II-III

En son güncellendiği tarih: May 9



Kitap okurken hepimizin farklı beklentileri olur. Kimisi aksiyon bekler. Hareket olmalıdır. Gizem sonuna kadar sürmeli, finalde her şey aydınlanmalıdır. Kimisi ise gerçek hayatı yansıtan eserleri sever. Hayat gibi ağır akan, nereye varacağı belli olmayan kitaplar. Bazen de hikâyeden çok anlatım tarzını seversiniz, sözcüklerin seçimini... Her okur farklı tarzlardan hoşlanır. İnce ayrıntılarla bezenmiş bir roman Ayşe için mükemmelken, Fatma için baş ağrısı sebebi olabilir.

En sevdiğim romanlara hızlı bir bakış attığımda görüyorum ki genellikle uzun kitapları seviyorum, hatta bin sayfayı aşan. Hem baştan sonra hareketin olduğu hem de karakterlerin iç dünyasını görebildiğim, kişiliklerini analiz edebildiğim kitaplar. Örnekler çok elbette ancak ben ‘’Sevinç Kuşları’’ serisi üzerinde durmak istiyorum.

Yazarı Sezgin Kaymaz, eski hentbol oyuncusu ve antrenörü. Kaptanın Teknesi’ni okuduğumdan beri, en sevdiğim yazarlardandır. Romanları ayrı, öyküleri ayrı tatlıdır. Sıklıkla ölüm kadar sert ve karamsar bir konuyu yazdığı halde gülümseterek okutur. Kısa öyküleri ise kahkaha attıran cinstendir. Toplu taşıma araçlarında veya umuma açık yerlerde okumanız halinde, deli zannedilme ihtimaliniz yüksektir. Ancak bu riske girmeye değer. Çünkü hem yakın arkadaşlarımın tecrübelerinden hem de kendi hayatımdan çıkardığım sonuçlara bakılırsa, hikayeleri antidepresan etkisi yaratmakta.

‘’Deccal’in Hatırı’’ ile başlayıp ‘’Kısas’’ ile devam eden ve ‘’Son Şura’’ ile tamamlanan serinin toplam sayfa sayısı yaklaşık bin dört yüz. Bu da benim gibiler için bir tür cennet demek. Konunun etrafında döndüğü ana karakterin bolluğu yetmezmiş gibi, yan karakterler de detaylı anlatılıyor. Sürekli yeni kişiler girip çıkıyor olay akışına. Çoğunun hikayesini, hayatta kapladığı alanı görüyoruz. Şamata, kavga, gürültü, tehlike, kapışma hiç bitmiyor. Aynı zamanda da bazen satır aralarında, bazen bütün çıplaklığıyla mesajlar okuyoruz. Kimisi çok rahatsız ediyor, kimisi ise yüz güldürüyor. Ancak heyecan hiç azalmıyor.

Konuya gelirsek, hikayemiz seksenli yılların Ankara’sında geçiyor. ‘’Sokak kedileri’’ dediği kimsesiz çocuklara sahip çıkmaya çalışan genç polis komiseri Hayri ve arkadaşı Celil, nerdeyse her konunun uzmanı doktor Veysel, dertli hastane müdürü Naim, rant peşinde müteahhit Teoman, ölümüne işkence görmüş hamile hayat kadını Seher ve meslektaşı Berna, tikli teyze Kübra, şehrin en korkulan mafya babası Deccal diye bilinen Celal ile fedaileri ve hepsinin yolunun çıktığı, kendine nadide bir fobi seçkisi hazırlamış çılgın Zila.

Seher, kendisini zorla çalıştıran pezevenkleri tarafından ağır şekilde darp edilerek kaldırılmıştır hastaneye. Anne komada olduğu halde bebek sağ olarak doğar ama neredeyse annesi kadar hasarlıdır. Hayri ve Celil’in suçu araştırmak için hastaneye geldiği sırada, Veysel de ameliyathanede bebeği kurtarmaya çalışıyordur. Hastanenin dışında ise Ankara’nın namlı kabadayılarıyla hesaplarını gören Deccal, Seher’in başına geleni duyar. Bu tarz münferit olaylarda adaleti sağlamak Deccal için bir nevi hobidir ve bunlara bir şekilde müdahil olur. Aynı dönemde Zila’nın evine çökme derdindeki müteahhit Teoman Kemani, Deccal’in adı kullanılarak dolandırılınca tatlı su kurnazı Teoman da dahil olur hikâyeye. Hayatlar birbirine dokundukça, karakterler birbiriyle tanıştıkça, hepsi geri dönülmez şekilde değişir.

Sezgin Kaymaz bu romanda, tabu sayılan pek çok konuya dokunmaktan çekinmiyor. Üstelik bunu çok incelikle yapıyor. Adını ilk kez seksenlerde duyduğumuz AIDS hastalığından bahsediyor örneğin. Ya da hala tartıştığımız organ naklinden. Trans ve eşcinsel karakterler var hikâyede. Toplumun önyargılarından bağımsız anlatıyor onları, mizah unsuru olarak kullanmaktan uzak. Başka bir dokunulmaz konu olarak psikiyatrik sorunlar var mesela hepimizin yaşayabileceği, hepimizin yanlış anlayabileceği. Cinayet var, mafya çatışması var, fuhuş var, ölüm var, ihanet var, en kötüsü de çocuk istismarı var. Ancak çekilen tüm acıları hissederken, okuduğunuza değdiğini hissediyorsunuz. Asık yüzlü konular işlendiği halde, yüz güldüren sayfalar daha çok. Hayri ve Celil’in atışmaları, Zila’nın yanında aptallaşan erkek tayfası, Kübra’nın bitmek bilmeyen tikleri, Naim ve Veysel’in kavgaları, Deccal’in intikam şekilleri, Teoman’ın problemli ailesi derken her sayfayı daha büyük bir hevesle çeviriyorsunuz. Satır aralarına sıkıştırılmış toplumsal mesajlar ve ince alaylar da cabası. Kısacası, anlatmakla olmaz. Okumak lazım diyerek sözümü bitiriyorum.

Edebiyatla kalın!


Editör: Burçin KAHRAMAN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube