SAKIN YATAĞIN ALTINA BAKMA – JUAN JOSE MILLAS

En son güncellendiği tarih: Nis 25


Eğer sakar bir insansanız zaman zaman evinizdeki nesnelerin size komplo kurduğunu düşünürsünüz. Bardaklar raftan düşmek için arkanızı dönmenizi bekler, tabaklar siz uzandıkça daha geriye kaçar, varsa bıçaklar sürekli elinizi kesme girişiminde bulunur. Bunlar yetmezmiş gibi biraz da dağınıksanız kıyafetler yanlış çekmeceden çıkar, bibloların yerini asla aklınızda tutamazsınız, televizyon kumandasıysa ya koltuğun altında pusuya yatmıştır ya da pillerini yutmuştur. Bir de üstüne hayal gücünüz genişse, işler iyice karışır, cansız nesnelere kişilik yüklersiniz. Oyuncak Hikayesi, Sevimli Canavarlar tarzı animasyonlara meraklıysanız, tüm içtenliğimle tebrik ederim, nur topu gibi bir şizofreni teşhisiniz oldu…


Tabii ki abartıyorum, konu o kadar basit değil. Ama çocukken oyunlarınız sırasında sadece bebekleri değil, tüm oyuncaklarınızı seslendirdiyseniz, aklınızdan bir kez bile olsa “Acaba ben uyurken ne yapıyorlar?” sorusu geçtiyse ya da evcil hayvanların hakkınızda ne konuştuğunu merak ettiyseniz, bu kitaba bayılacaksınız.


Türkçeye Pınar Savaş tarafından çevrilen İspanyol yazar Juan José Millas’ın çok satan romanı, okumaya alışkın olduğumuz romanlar gibi başlıyor. Görevi ölümlerin zaptını tutmak olan genç savcı Elena’yla başlarız hikâyeye. Madrid metrosunda ceset peşinde koşmaktan bıkmış Elena’nın bir de yasak aşkı vardır; ki bu aşk sebebiyle Elena’yı işinin diğer yüzünde buluruz günün birinde. O satırları okurken de Elena’dan daha çok korkarız yatağın altına bakmaya.


Diğer yanda yetenekli masör Teresa vardır, bir de ayak bakım uzmanı Vincente Holgado. Elena ve Terasa’nın tanışması ikisinin de hayatını değiştirir. Hikâyeye anılar, arkadaşlar, aşklar, “Yok artık!” dedirten olaylar girerken odağımız ‘aşağıya’ kayar, ayaklara. Geceleri herkes uyuyunca, bağlı oldukları bedenden ayrılıp evde misafir olan diğer ayaklar buluşup, ayakkabılarla birlikte hayat, evren ve her şeye dair felsefi tartışmalar başlatırlar, en havalısından aforizmalar icat ederler. Ayakkabılar kendi dertlerine dalsalar da terlikleri dövüp çorap ve iç çamaşırı yemeyi de ihmal etmezler. Demem o ki, bu kitaptan hiçbir şey öğrenmeseniz bile yıllarca tekini bulamadığınız çoraplar yüzünden boşu boşuna çamaşır makinesini suçladığınızı öğreneceksiniz. Sadece 147 sayfalık kitapta korku da var, komedi de, polisiye de. Tarzınız olmasa da eğleneceğiniz kesin.


Editör: Burçin Kahraman

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube