Sahipsiz Konuşmalar


Boşver, sen, harflerin peşine takıl da git...

“Sevgili okuyucu mükerrer olacak belki ama kitaba başlarken yazar arkadaşlarla kafamızda oluşturduğumuz ilk taslak şöyle idi: Damarları belirgin yabanıl bakışlı bir adam olacak, sonra bu karakter tıpkı bazı tıp öğrencileri gibi mezarlıktan insan kemikleri çalıp kaynatacak. Bu kemikleri Anatomi Kürsüsüne bağışlayıp kürsünün güvenini kazanacak ve orada taşeron personel olarak işe başlayacaktı. Mavi damarlı, seyrek sakallı bu adam, birçoğu sahipsiz cenazelerden oluşan –Ömer Seyfettin’in cenazesinin de kısa süreliğine böyle bir tecrübesi vardı- kadavra salonlarında sapkın yönleri ağır basan tuhaf işlere imza atacak ve o böyle Lucifer’in bile ağzını açıkta bırakan, cinsel içerikli ayinler düzenlerken, kitabın asıl kahramanı Kadavra her gece kalkıp sokaklarda onun asıl trajedisinden sorumlu olan adam ve kadınları öldürecekti.


Kaynağı hiçbir zaman belirlenemeyen bu cinayetleri işleyen Kadavra sonrasında daha farklı bir aydınlanma yaşayıp içinde bulunduğu topluluğunun intikamını almak için mavi damarlı, seyrek sakallı adamı öldürüp, onun bağışlanan gövdesinin uzun yıllar boyunca kabir azabına benzer bir durumda kalmasını sağlayacaktı. Böylece Amerikan filmlerindeki gibi biten hikâyemiz sizlerin ve bizlerin yani bu kitabın çok sevgili okuyucularının ve anlatıcılarının aslında ne kadar şanslı olduğunu hatırlatıp, bulunduğumuz mevzilere ve mevkilere sıkı sıkı sarılıp mutlu olmamızı sağlayacaktı.”

İçinde binlerce sahipsiz ve ülkesiz insanın yaşadığı odaların ağızlarına minnet dolu gözlerle bakılan, uzun ve geniş koridorlarda pamuk yorganlar altında yere serili kocaman bir hasta yatağında yatan Bay K: “Aslında birçok yol ayrımı ve tartışma oldu,” dedi.


Sigara dumanıyla ısınan ve aydınlanan bu alanda kapı ağızlarından ona bakan binlerce gözün etkisi altında daha bir gizlenen ve bir çizgi mesafesinde araladığı aralıktan bana bakmaya başlayan Bay K: “Kadavra bir zaman sonra adam öldürme işinin kendisine âşık oluyor ve bir sinema filmine öykünerek kendine subjektif yeni intikam alanları yaratmaya başlıyor,” diye devam etti.


“İşte bizim için bir kırılma noktası oldu,” dedim ve şöyle devam ettim: “Tutarlı bir bütünlük yaratma meselesi ile birlikte olayın korku-gerilim ve hatta belki fantastiğe kayacağını fark ettik. Fantastik bir yana her ne kadar saygı duysak da biz korku-gerilim yazarları değildik ve kendi lisanımızda anlatmamız gereken meselelerimiz vardı. Kısa ama kesin bir tartışma sonrası şimdiye kadar ortaya konan metni yazmaya karar verdik.”

Bana değil de kardelen misali gezinen insanlara bakan Bay K’nın bir çizgi mesafesinde beliren ışıklı parlak gözlerine bakan Azat Karataş: “Bu tartışmaya açık bir konu ama bir de şöyle bir problemle karşılaştık. Biliyorsun kadın bir karakterin intiharı ve bu durumu bekleme süreci dört farklı göz tarafından “bilinç akışı” tekniği kullanılarak anlatılacaktı. Önce, bu intiharın gerçekleşmemesi gerektiğini düşündük, sonra bekleme sürecini uzun uzun anlatmaya karar verdik ve en sonunda da tüm bu teknik ve temaları işleyen çok sağlam iki kitap olduğunu fark ettik. Ayrıca yaptığımız araştırmalar sonucu mevzu bahis mekânda farklı zamanlarda bunlardan biri kısa, küt kollu kadın olmak üzere iki ayrı intihar vakası olduğunu keşfettik. İşin doğrusu bunları bire indirmek için çabalarken ikisinden de vazgeçtik ki biliyorsun ikisi de yüksekten kendini boşluğa bırakmıştı,” dedi.

Karuzi: “Biri bırakmıştı.” Azat: “Uzun boylu olan da bırakmıştı.” Karuzi: “O uzun bir ip kullanmıştı ve çok güzeldi” Azat: “Kısa, küt kollu olan değildi.” Karuzi: “O da çok alımlı idi.” Azat: “Değildi.” Karuzi: “İkisi de erkeklerinin ihanetine uğramıştı.” Azat: “Biri uğramıştı.” Karuzi: “Uzun boylu olanın kocası çok içerdi ve her gün onu döverdi.” Azat: “Kuğu gibi boynu olan çok güzeldi.” Kuğu gibi boynu kırılan ve sağ tarafına bükülen kadın: “Kısa, küt kollu kadın güzeldi,” dedi. Kısa, küt kollu kadına dövülmüş köpek gibi acı ve kederle ya da bu hayattaki yerini ve konumunu sorgulayan incinmiş, yaralı, şaşkın ve öfkeli kadınlara bakar gibi bakan Azat Karataş bir önceki kitaba da gönderme yaparak: “Kısa, küt kollu kadın, kusurları ile güzeldi,” dedi.

Bu konuşma ölü bir yıldızın yok olan kuyruğu gibi devam ederken, sağ ayakucuna basarak, ağırlık merkezini sol kalça ve bacağının üzerinde sabitleyip altında yüksekçe bir tabure varmış gibi iskeletinin üst bölgesini arkasındaki boşluğa dayayıp konuşmaya devam eden Azat Karataş'a değil de, merak dolu gözlerle bana bakan Nurettin: “Bu konuda ben de bir kaç şey söylemek isterim,” deyince “Gerek yok,” dedim.

Çevresinde gezinen insanlar tarafından üzerindeki örtü kaldırılan ve Don Kişot’un yel değirmenlerine saldırması gibi kocaman bir ekmek parçası ile derin ve geniş bir tavanın zeminini merkezden çevreye doğru sirküler hareketler ile temizlemeye başlayan ve sonrasında da tombul beyaz kıllı ve yağlı ellerine bakan Bay K: “Kabalığa gerek yok, lütfen biraz zarafet,” dedi. Bay K’ ya değil de Azat Karataş'a bakan Nurettin: “Bir de hastalığının farkında olan ve tuhaf bir huzur içinde ölümü bekleyen bir karakter vardı,” diye devam etti.

Azat: “Kitap kendi içinde konuşup nefes alırken o aradan kayboldu,” dedi. Nurettin: “Aslında güçlü de bir karakterdi.” dedi. Azat:“……….” Nurettin “……….”Azat: “……….” İçinden “Karakaş” diye konuşan Nurettin: “Karısı ile poliklinik kapısının önünde bekleyecek sonra karısı ona sıkı sıkı sarılacak. Ortadoğulular gibi değil de doğru bir kırılganlıkla beslenen bir hoşgörü içinde ölüm hazırlıkları yapmaya başlayacak ve tüm çocukluğuna bakan o büyü gibi tepeden ikili bir mezarlık ayarlayıp toprağın altında üşümemek için battaniyelerden biri kırmızı bir diğeri lacivert olmak şartı ile temiz ve kalın iki yün battaniye rica edecekti,” dedi.

Azat: “Tepe çocukluk aşkına bakmaktaydı,” dedi. Nurettin: “Karakaş” dedi. Kısa süren bir sessizlik sonrası Bay K’ a değil de Nurettin’e bakan ve bu sırada da ten rengi olması gereken eski dingin halini yakalayan anlatıcı yani ben: “Bu önemli bir yol ayrımıydı ve ikisi de güzeldi,” dedim ve hızla bir sonraki sayfaya seğirttim.


Yazan: İnan Palacı


Dipnot:

[1] “Başta Lucifer yerine Sade’nin düşünüldüğünden bahsetmedi.” “Gerek görmedi demek.”


[2] “Kriptonit etkisin de olmayan Süpermen’in mesela on kaplan gücün de bir başka süper kahraman tarafından alt edilmesini kabul etmeyeceğinden bahsediyor.” “………………………………….”

[3] “Bu kadın karakteri çok daha güçlü ve içli kılmak için ilgili filme gönderme yaparak “Dilsiz siyah kuğu” diye bir tanımlama geliştirsek.” “Kavramı kadın yazardan duymamıza rağmen metne hâkim olmadığımız için şık durmaz.”


[4] “Unutma Ortadoğu mitlerinde Oedipus ya da Kronos gibi batı kaynaklı mitlerden farklı olarak her zaman baba oğlunu öldürür. Kronos zaman misali sonsuza kadar hayatta kalır ve öldürülmeden öldürmeye devam eder.” “………………………………….”

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube