SABAHLARIN BİRİNDE…




Hani bazı sabahlar vardır, erkenden odaya dolan güneşin içine açarsınız gözünüzü. Perdeler hafif hafif sallanırken. Yanı başınızda, ayakucunuzda uyuklayan kediler tek gözleriyle kontrol ediyorlardır, “tamam mı, kalkıyor muyuz” dercesine… Huzur…


Böyle sabahlarda çay suyunu koymadan pikabın kapağını açarım. Nedense çok kendime ait hissettiğim saatlerdir bunlar. Yaşın gereği midir, bilmem ama elim önce Türk Müziği albümlerine gider. Sabahın sükûnuna uygun klâsik bir peşrev eşliğinde kahvaltıyı hazırlamaya başlayabilirim artık. Bir Zeki Müren albümü bu: Güneşin Oğlu. 1976 yılının sonlarına doğru yayımlanmış. 15 Kasım 1976 tarihli Hey Dergisi’nde 5 üzerinden 5 yıldız verilerek tanıtıldığına dair www.diskotek.info sitesinde not düşülmüş. Muhayyerkürdî peşrevi takiben Nikoğos Ağa’nın şarkısı başlıyor,


“Var mı hâcet söyleyim ey gül-tenim


Ben kulunum, sen efendimsin benim…”


Hicâz ve muhayyerkürdî şarkılardan hazırlanmış albümde birbirinden güzel neo-klâsik eserler vardır. Ali Erköse’nin “Virân olan kalbimde sevgilimi özlerim” ve Şekip Ayhan Özışık’ın “O beni bir bahar akşamı terk edip gitti” şarkılarını da çok severim. Zeki Müren’in yorum gücü için zaten söz söylemeye gerek yok. Geçtiğimiz günlerde, eşcinselliği üzerinden yine polemik konusu edilmeye çalışılsa da, hem besteci, hem yorumcu kimliğiyle Türk Müziğine yaptığı katkılar kifâyetsiz muhterisler için bile reddedilemeyecek düzeyde. Onun için de belden aşağı vurma gayretindeler. Neyse, sabahın huzurunu kaçırmamak gerek.


Çay demlenir, kahvaltı hazırlanırken havayı bozmadan plâğı değiştirip yumuşak ve duygulu bir sesle devam edeyim. Yüksel Uzel’in 1983 yılında yayımlanan ilk albümünün açılış şarkısı “Seni andıkça içim yanıyor” hoparlörlerden yayılmaya başlıyor. Müziğe çok emek vermiş, pek çok ünlüyü tanıtmış, müziğin gizli kahramanlarından, Atlas Plâk’ın kurucusu udî besteci Polat Tezel’in güzel bir şarkısı bu. Bir başka güzel ve duygulu sese geçip, platoya bir Seçil Heper plâğı yerleştiriyorum. 1974 yılından bir 45lik: “Hasret rüzgârı”. Plâk üzerinde besteci olarak İskender Şencemal ismi görünse de, aslında bir Arap şarkısı. O yıllarda Arap şarkılarını alıp, altına besteci olarak isim yazmak çok rağbet gören bir uğraşmış. Bu yolla, besteci olarak kendisine koca bir kariyer inşa etmiş isimler var ülkede. Hatta 45-50 dakika süren, içinde makamsal geçişleri olan uzun şarkıların belli bölümlerini alıp, ayrı ayrı şarkılar hâline getiren ve herhangi bir şarkıcının albümünde bu “besteleri” değerlendirmiş bestecilerimiz var. Bu yetenekli (!) bestecilerimizin şarkıları yıllardır TRT Repertuarındadır, zamanında plâkları satış rekorları kırmıştır ve isimleri saygıyla anılır. Her çalındığında telifleri ödenir. Sonra gün gelmiş, internet denen bir erişim ağı ortaya çıkmıştır. Arap şarkılarına ulaştığınızda sanat müziği, Yunan şarkılarına ulaştığınızda ise pop müziği bestecilerimizin ilhâm kaynakları önünüze seriliverir. Hem öyle 3-4 mezür de değil, şarkının tümü aynen alınmıştır. Sabah sabah, sükûndu, kediydi, plâktı derken nerelere gittim yine? Adamlar çalmış çırpmış, kariyerini yapmış, besteleyen memnun, söyleyen memnun, dinleyen aldırmaz. Bana ne? Ben yine plâğı değiştireyim. En sevdiğim seslerden Gönül Akkor’u dinlemeden asla olmaz. Türk Müziği kadar arabesk şarkılarını da severim ve 1976 yılı 45liği “Sabah” sevdiklerimden. Şarkının sözü ve müziği Mustafa Sayan’a ait görünse de Araplardan aşırılmış şarkılardan bu da.


45liklere geçmişken bir Zeki Müren daha dinleyeyim; bu kez bir pop şarkı söylüyor. Müzik ve düzenlemenin Norayr Demirci’ye ait olduğu şarkının sözlerini Ülkü Aker yazmış. “Mutluluğun sırrı” 1974 yılında yayımlanmış. Bazı şarkılar eskimiyor. Asla eskimeyen ve her dinleyişte insanı saran, keyiflendiren bir şarkı da “Viens dans ma vie”. Ajda Pekkan’ın 1977 yılı 45liğinde yer alan ve eski bir İran şarkısından alınıp Fransızca sözler yazılmış bu şarkı çok büyük sükse yapmıştı. Fransızca bilmeden ezberlenip yığınlara ulaşan bir şarkıydı. Gerçi ulaştığı hâli Fransızca’dan epey uzağa düşse de çok büyük hit olmuştu. Hâlâ zevkle dinlenir. Keyifli sabahlar için birebir.


Hafif oryantal havayı hiç bozmadan bir de Aylâ Algan dinlesem diyorum ve “Gönlümdeki saraya” 45liğini kabından çıkarıp pikaba yerleştiriyorum. Fikret Şeneş’in sözleriyle, Algan sevdiğini gönlündeki saraya sultan olmaya davet ediyor. Kim sultanlığa hayır der ki? Gerçi bir zaman sonra gün geliyor ve tüm sultanlar, boş damacana misâli, saray kapılarının önüne konuluveriyor. Bu keyifli şarkıdan sonra Tavernalar Kraliçesi Nermin Candan’ın, yine çok keyifli, sevdiğim bir şarkısını çalayım. 1971 yılında yayımlanan bu şarkının sözlerini de Fikret Şeneş yazmış.


“Bir hâl oldu sana da, bu son günlerde


İnsan böyle mi yapar, öper sever de


Neyin var, neyin var? Belânı mı ararsın?


Bıktın mı benden zâlim, güzellere bakarsın?


Neyin var, neyin var? Hiç Allah’tan korkmaz mısın?


Ateş kesildi âhım, cehennemde yanarsın”


Az sayıda plâk yapmış ama bir döneme damgasını vurmuş bir isim Nermin Candan. Genellikle Yunan ve Balkan kökenli şarkılar söylemiş. Bu eğlenceli şarkısında, gönlündeki saraya yerleşmiş olan sultanın gözlerinin başka güzellere kaymasına sitem etmektedir. Sultanın olaya bakış açısını da “Güzelleri severim” diyen Zerrin Zeren dillendirmiş. Bu şarkının sözleri de Fikret Şeneş’e ait.


“Güzelleri severim, güzelleri severim


Çirkinler sizin olsun, güzel benim yanıma


Ben güzeli isterim”


diyen sultana, pardon, Zerrin Zeren’e hak vermemek elde değil. Bu arada, sabahın sükûnuna uygun diyerek klâsik peşrevle başladığım plâk yolculuğum tavernaya bağlandı. Son bir plâk çalıp, artık kahvaltı masasını toplamak lâzım. Bu kez sözleri Çiğdem Talû tarafından yazılmış erken dönem bir Gülden Karaböcek şarkısı dinliyorum. “Güleceksin ağlanacak hâline” ortalığı birbirine katmış “This world today is a mess” isimli şarkının Türkçe versiyonlarından biri. 1973 yılında yayımlanan bu şarkıda Talû, şöyle yazmış:


“Eninde sonunda alışırsın sen de bu yalnızlığa


İnan bana, nasıl olsa yalnız gelmedin mi sen bu dünyaya


İnan bana, nasıl olsa alışırsın sen de bu yalnızlığa,


Dostlarının yokluğuna, tek başına dertlere katlanmaya”


Öyle ya, huzurdu, sultandı diye kahvaltıyı hazırlayan ben, toplayan ben, müziği çalan ben. Biraz mânidar mı oldu, ne?...

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube