REFAKATÇİ

En son güncellendiği tarih: May 9



Yazar Adı: KUZEY ÜMİT MUTLU

Kitap Adı: REFAKATÇİ

Yayınevi: KERASUS

Basım Yılı: TEMMUZ 2018 (1. BASKI)

Türü: ROMAN

Sayfa Sayısı: 247

*Nihayet bende K. Ümit Mutlu’dan “Refakatçi” adlı kitabı okudum. Kitabı bana hediye eden Masal Deniz kardeşime teşekkürler, iyi ki varsın. Herkesin okuduğu kitaba nasıl yorum yazacağız?

* Kitabımız K. Ümit Mutlu’nun kaleminden ön sözle başlıyor. “Kamu Spotu” başlıklı, tamamen aynı fikirde olduğum ironik bir bölümle devam ediyor ve hikâyemiz başlıyor. Aile fotoğrafları ve o dönemde yapılmış sosyal medya yorumları ilgili bölümlere serpiştirilmiş. Ve bu dönemde yardımcı olanlara teşekkürle bitiyor. Akıcı bir dille yazılmış, çok rahat okunuyor ( tabii olanları yüreğiniz kaldırırsa ).

* K. Ümit bu kitabı eşi Duygu`nun isteğiyle, organ bağışının önemine dikkat çekmek için yazmış. (Kalemine sağlık, iyi etmiş.) Üzerine düşülmesi, halkın bilinçlendirilmesi gereken hayati bir konu. Bu konu ile ilgili daha öncede Ahmet Uygun’un kaleminden “ Sakız Ağacı (Proje 0571)” adlı kitabı okumuştum.

* Hikâye Ümit ve Duygunun yollarının kesişmesi, evlenmeleri ve hayatlarını çocukları ile taçlandırmaları ile başlıyor. Ve bir gün ansızın gelen karın ağrısı ile hayatlarının kâbusa dönüşmesi ile devam ediyor. Bu kâbus günleri; yanlış yapılan operasyon, hastaneden hastaneye nakil, organ nakli sırasını beklerken yaşananlar vb. hayatın görmek istemediğimiz, yok saydığımız acı gerçekleriyle devam ediyor. Hiç birimiz bir gün bizimde onlardan biri olabileceğimizi düşünmüyoruz.

*Konu can alıcı; ( ve hala toplumumuzda yeterli ilgiyi görmüyor) organ nakli. Kanunlar yetersiz, toplum bilinçsiz ama araştırıp öğrenme niyetinde de değil. “Organ Nakli Haftası” olduğunu kaç kişi biliyor? Başkent Üniversitesi Kurucusu, Dünya Organ Nakli Derneğinin Seçilmiş Başkanı Prof. Dr. Mehmet Haberal, 43 yıl önce, 3 Kasım 1975'te Hacettepe Hastanesinde ilk böbrek naklini gerçekleştirdi. Türkiye, bugün dünyada lider konumda. Tıp tarihine altın harflerle yazılan o gün, 3-9 Kasım tarihleri arasında Organ Nakli Haftası olarak kutlanıyor. Prof. Dr. Mehmet Haberal, ilk böbrek naklinin ardından birçok ilke de imza attı.O ilklerin önünü açan, yine Prof. Dr. Haberal'ın çabası ile 25 Mayıs 1979 tarihinde çıkan organ nakli yasasıydı. Yasanın amacı; organ ticaretini önlemek, özellikle de yasal zeminde kadavradan organ bağışı sayısını artırmak. 2004 yılında ise yapılan değişiklik ile Türkiye'de, 25 Mayıs 1979 tarihinde yürürlüğe giren 2238 sayılı kanunla yürütülen organ ve doku naklinde yaşanan aksaklıkları gidermek amacıyla hazırlanan kanun tasarısı taslağının 5'inci maddesinde, ülke genelinde canlıdan yapılan organ nakillerinin kontrol altına alınması amaçlanıyor. 01.02.2012’de Resmi Gazetede yayınlanan ORGAN VE DOKU NAKLİ HİZMETLERİ YÖNETMELİĞİ ile de eksikler giderilmeye, gerekli düzenlemeler yapılmaya çalışılıyor ama yeterli mi? Değil tabii ki. Halk bilinçlendirilip eğitilmedikçe yapılan yasaların bir faydası yok.

* Sağlık konusundaki eksikler hem yasa hem toplum bilinçlenmesi olarak sadece organ bağışı ile sınırlı değil. Bunun dışında ötanazi hakkı da var. Ötanazi; yaşamından umut kesilen, öleceği kesinlikle bilinen bir hastanın acısını bir an önce dindirmek amacıyla ve hastanın isteği üzerine, yaşamına bir hekimce son verilmesi biçiminde gerçekleşen ölüm şeklidir. Okurken ne kadar acı geliyor ama ya umutsuzca, ne kadar süreceği belli olmayan belli sonu acılar içinde çaresizce beklemek, sonun bir an önce gelmesi için dualar edip yakarmak daha mı acısız? ( Yanlış anlama olmasın ben ötanazi taraftarı değilim, ama bu gibi konulara onkoloji servisinde senelerce bulunmuş, 4 hasta kaybetmiş, oralarda olanları birebir görmüş, yaşamış biri olarak objektif bakmaya çalışıyorum.) Bu konu ile ilgili ilk aklıma gelen gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanan “İçimdeki Deniz” filmi.

* Bağış bekleyen hastalar sadece organ beklemiyorlar çok daha kolay olan ilik, eritrosit, trombosit nakilleri de hayat kurtarıyor. Kan bağışı ise çok daha kolay ama mecbur kalmadıkça hasta yakınları dışında pek bağışçı yok. İlik nakli: Özel iğneler kullanılarak kemik içine girilerek ilik enjektörlere çekilir. Belirli miktarda alınan ana-kök- hücreler özel torbalarda, filtre edilerek bekletilmeden lösemi hastasına damar yoluyla verilir. Ana-kök- hücrelerin çok çok az bir kısmı alındığından verici-donör- için yapılan işlemin hiçbir sakıncası yoktur. Eritrosit ve trombosit nakli ise çok daha kolay. Eritrosit, kanın içinde bulunurlar ve alyuvar miktarı tam kan sayımı ile tespit edilebilir. Eritrositler ( kırmızı kan hücreleri), vücudun her hücresine kan taşınmasından sorumludur. Kan parçacıkları (trombosit‎) kan pıhtılaşmasından sorumludur. Trombositlerin sayısı çok düşerse (trombositopeni) kanama tehlikesi oluşur. Bir mikrolitre kanda kan parçacıklarının sayısı 150.000 miktarının altına düşerse trombositopeni var demektir. (Bu duruma örneğin lösemi hastalarında sıkça rastlanır.)

* Yazarımız K. Ümit Mutlu’ya tekrar teşekkürler, böyle önemli bir konuya dikkat çektiği için. Umarım ilerleyen günlerde kamu kurumları ve sosyal amaçlı dernekler bu konuya daha çok önem verir. Cihan padişahı Sultan Süleyman’ın sözleri ile yoruma nokta koyalım; “Olmaya devlet cihanda bir nefes ‘sıhhat’ gibi. Sağlıklı günlerde buluşmak dileğiyle kitapla kalın…

*İstanbul’a ayak bastığımız gün kader ağlarını örmeye başlamış; hayatın o acımasız, o merhametsiz iyi ve kötü sürprizlerle dolu çemberine girmiştik.

* Kitaptan birkaç alıntı: Gözlerimden akan bu yaşlar sadece sevinç gözyaşları olsaydı keşke, keşke.

* İşte o gün, açgözlü iradesiz ve maymun iştahlı insanoğlunun bu hayatta muhtaç olduğu tek şeyin aslında sağlık olduğunu anlamıştım.

*Demek ki acı verirken ders almamızı da sağlayan bir yüzü de varmış bu hayatın.

* Günler günleri aylar ayları peşi sıra kovalıyordu hastanede, müebbet yemiş mahkumlar gibi yıllardır buradaydık sanki.


Editör: Burçin KAHRAMAN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube