Psikolog Ebru Yüksel Erer ile Söyleşi


Öncelikle sizi tanıyalım Ebru Hanım. Ebru Yüksel Erer kimdir? 1976 Berlin doğumluyum. Evliyim, on üç ve sekiz yaşlarında iki erkek çocuk annesiyim. İlköğretim ve lise hayatım Aydın’da geçti. Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümündeki lisans eğitimimden sonra 2003 yılında aynı üniversitede Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Bölümünde yüksek lisansımı tamamladım. 1999 yılından beri çeşitli özel kurumlarda çocuklar ve ailelere yönelik psikolojik hizmetler verdim. Yüksek lisanstan sonra Eskişehir’e yerleştim. Halen bebek, çocuk, ergenlik dönemine özgü yaş gruplarına ve ailelerine, bireysel olarak Eskişehir Gelişim ve Psikoloji Akademisi olarak, kendi danışmanlık merkezimde danışmanlık ve terapi hizmetleri vermeye devam ediyorum. Pandemi günlerinde sadece toplumun değil, dünyanın dengesi değişti. Pandeminin psikolojik olarak etkileri neler? Türkiye’de de dünyada da sosyal izolasyon ilan edilmesi uzun zamandır sürdürdüğümüz davranışlardan bizi alıkoydu. Kahvaltı rutinlerimiz, işe gitme ve sosyal ortamda ilişkiye girme biçimlerimiz sınırlandı ve değişti; genel olarak ev içindeki ve iş yerindeki rutin alışkanlıklarımızdan uzak kaldık. Çeşitli duygu durumlarımız tetiklendi: İlişkilerimizin niteliğinin değişmesi bizi huzursuz etti, rutinlerimizin sekteye uğraması belirsizliği öne çıkarınca belirsizlik hoşa gitmeyen biçimde kaygılı olma halini öne çıkardı. Öngörülür ve tanımlanabilir bir yer olarak algıladığımız dış dünyaya ilişkin, hali hazırda zihnimizde var olan şablonlarımızı yitirdik. Dünyayı ve dünya üzerindeki konumumuzu güvenli anlamlandıramamaya başladık. Çok yakındığımız yoğun rutinlerden uzak kalmamız sonucunda yaşadığımız huzursuzluk duygusu, bununla ilintili. Hem kendimiz hem de yakınlarımız için “Şimdi ne olacağım? Ne olacak? Ne yapmalıyım” sorguları gündelik hayata girdikçe yaşantımız için yeni tanımlamalar oluşturmak bizim için sarsıcı oldu. Ekonomik ve fiziksel kayıplarımızın yanı sıra yaşamların kaybını yas tutamadan anlamlandırmaya çalıştık, çalışıyoruz.



Psikolojimizin bozulma sebebi nedir? Konu hakkında bilgisizlik mi, gelecek endişesi mi, düzenin bozulmasıyla gelen belirsizlik mi? Pek çok sebep var. Bir yandan belirsizliğin tetiklediği bilgi alma ihtiyacı ile başa çıkmaya çalışırken, diğer yandan çok fazla bilgi akışı karşısında, bu bilgilerin yarattığı karmaşa ve kaygıyı yönetmeye çalışıyoruz. Pandemiden sonraki yaşantımıza dair yeni bir düzen için öngörüler oluşturmaya ihtiyacımız var ve bu hızlı bilgi akışı bilgi işleme süreçlerimizi sıkıntıya sokuyor. Önceki süreçlerden getirdiğimiz olumsuz yaşantılarımıza dair algılarımız ve bilgi işleme hatalarımız da devreye girince toplum genelinde yaşanan ruhsal sıkıntılar da artmış oluyor. Konu ile ilgili bilgilenmek için haberleri takip edelim ama devamlı pandemi haberleri, abartılmış olumsuz yorumlar da psikolojiyi daha kötü etkilemez mi? Sosyal medya ve basında çıkan ve güvenilir olmayan haberler, ruh sağlığımız için sorun teşkil edecektir. Bunun yanı sıra, sürekli belirsizlik ve yaşamsal tehdit içeren bir konuya takılı kalmak, pandemiden önceki yaşanmışlıklara dair travmatik algıları da tetikleyebilir. Yoğun haber takipleri sırasında çocuklarımızı da denetimsiz, kendi halinde bırakmış oluyoruz. Özellikle, uygun olmayan görselleri, haberleri ortak mekânda izlememek gerekiyor. Yetişkinler olarak teknolojiyi yeteri kadar ve güvenli kullanırsak ancak çocuklarımızın da ekran karşısında, içsel denetim mekanizmalarının aktif olması için doğru bir model olmuş oluruz.


Yetişkinler bu kadar etkilenmiş iken bu durumun çocuklar üzerindeki etkisi nedir? Pek çok çocuğun, dış dünyayı tehdit eden virüsleri kendilerine anlatırken o dış ortamda çalışmak zorunda olan ebeveynleri var. Yine pek çok çocuğun, karantinada olduğu için çocuklarıyla temas edemeyen anne-babaları; yaşlı oldukları için izole yaşayan belki de bugüne kadar büyüme sürecinde bakım veren yerine geçmiş ama şu anda görüşemedikleri büyükanne-büyükbabaları var. Pek çok ebeveyn ve öğrenci için ev, artık sadece rahatlama alanı değil; evde eğitim ve evden iş takibi yapmak zorunluluğumuz belirdi. Çocukların fiziksel rahatlama alanı zaten daralmışken, evdeki yaşam koşullarına göre daha da sınırlandırıldıkları durumda bazı evlerde çocukları fiziksel olarak engellemek de kaçınılmaz hale geldi. Bütün bunlar, çocuğa güven telkin eden rutinlerin değişmesiyle birleşince, çocuklar için oldukça kaygı verici. Çocuklar da yetişkinler gibi belirsizliğin ve engellenmişliğin yarattığı tehditlerle mücadele ediyorlar. Çocuklarla Korona Virüs (Covid-19) hakkında nasıl konuşmalıyız? Ev içerisinde koşullar nasıl olursa olsun, çocukları rahatlatmanın en iyi yolu güven duyduğu bakım veren kişilerin, rahat ve dingin bir duruşu benimseyebilmesidir. Ebeveynin bunu yapabilmesi için aile içindeki herkesin güvenlik önlemlerinin yeterli olduğunu hissetmeleri gerekir. Belirsizliğin tüm ailede yarattığı endişeyi ortadan kaldırabilmek için, korunmaya çalıştığımız virüsü basitçe tanımlamak ve virüsten korunma yöntemini çocuğumuza basit biçimde öğretmek önemlidir; bu konuşma çocuğun gelişimsel düzeyine uygun olmalıdır. En başta söylediğim gibi, bunu yaparken doğal olmak, kaygıdan uzak ve güven verici mesajlar verebilmek gerekir. Bu süreçte çocuklarımızın sorduğu tüm sorulara cevap vermek ve sormuyorsa da ayrıntılı bilgi yüklemesinden kaçınmak lazımdır. Bazı çocuklar bu konuda hiç konuşmayabilir; bazıları çok fazla soru sorabilir. Eğer bu türden bir tepki, çocuğun yeni durumlara verdiği alışılageldik bir tepkisi değilse çocuğun rahat olmadığını, yaşadığı durumu kaygı verici olarak değerlendirdiğini düşünmeliyiz. Ebeveyn bunu ayırt ettikten sonra çocuğun duygularını anlamak, kabul etmek ve güvende olduklarına dair mesajlar vermekle yükümlüdür. Çocuğumuza güvende olduğunu kanıt olarak sunabilmenin en güzel yolu da rutinleri korumaktır: Yatma saati, kahvaltı saati, masa başı akademik çalışmalar saati, sokak ve bahçe oyunları yerine evde aktif oyunlar saati, teknolojik imkânlar elveriyorsa akran paylaşımı saati, birlikte oyun saati... Değişen ev koşullarında, yeni rutinler yaratabilmek için davranış tekrarları yaratmalıyız. Bazı çocuklar ev ortamındaki değişikliklere direnç gösterebiliyor; sakin, sabırlı ve kararlı bir duruşla bu dirençler kendiliğinden kırılıyor. Yaşları ne olursa olsun, kaygı verici durumlarla başa çıkmaya çalıştıkları süre zarfında çocuklar, kendilerine bakım veren kişiler tarafından anlaşılmak isterler. Çocukla bağlantıda kalan, çocukla bağlantı içindeyken yapılan her tür aktiviteye dair çocuğunun duygusunu dinlemeye hazır olan ebeveyn duruşu benimsemek önemlidir. Duyguyu ifade edebilmek ve anlaşıldığı hissi rahatlatıcıdır. Evde kalma sürecinde nasıl aktiviteler yapmalıyız, özellikle çocuklarla? Bugüne değin evde zaman geçirememek, aile bireylerine zaman ayıramamakla ilgili endişe yaşayanlar adına en güzel aktivite, evdeki hemen her ortak uğraşıyı keyifli hale getirecek paylaşımlara dönüştürmeye çalışmak olabilir. Yetişkin aktivitesi olarak annelerin dar zamanlara sıkıştırmaya çalıştığı yemek yapma uğraşısına çocuklar dâhil edilebileceği gibi çocukların oyun uğraşılarına da ebeveynler dâhil olabilir. Önceleri yemek masasında dahi ortak saatte buluşamayan aile bireyleri için aynı saatte yemek yiyebilmek, aile içi iletişimi gözden geçirmek adına bulunmaz bir fırsata dönüşebilir. Hayatın normalleşeceği beklentimiz gerçekleştiğinde, geçen zamana bakıp hayıflanmak istemeyiz. Rutin uğraşılar haricinde, küçükten büyüğe evde kalan her bireyin kişiselleştirilmiş özel zamanlara ihtiyacı olduğunu hatırlayarak kişisel sınırların belirlenmesi bireysel aktivitelerin sağlıklı gerçekleşmesi için kritik öneme sahiptir. Çocuklara bu zaman dilimlerinde kendi başlarına yapabilecekleri fiziksel ya da bilişsel gelişim imkânı veren veya eğlence amaçlı oyun ve etkinlik önerilerinin sunulduğu internet ortamı çok zengin içerikler sunuyor; bu konuda ebeveynler içeriklerin yaşlara uygunluğu konusunda seçici olmalı. Teknolojik oyunlara hatta çevirim içi oyunlara yönelen çocukları sınırlandırmak yetmez; onların bu yolla arkadaş edinme uğraşılarını anlamak ve oyun bağımlılığına karşı ihtiyatlı olmak için alternatifler oluşturmalarına yardımcı olmak gerekir. Bu da iyi ilişki ve güçlü bağların varlığında mümkündür. Uzaktan eğitim sisteminin yararlı olması için ebeveynler olarak ne yapmalıyız? Uzaktan eğitimin içeriği ve bu süreçte çocukların ödevlendirilme sürecine dair sorumluluklarını takip etmeliyiz. Fakat bunu yaparken özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarla çatışmaya girmekten kaçınmak ve öğretmenlerle koordineli hareket etmemiz gerekir.


Uzaktan eğitim derken çocuklarda teknoloji bağımlılığının önüne geçmek için neler yapmalıyız? Pek çok eğitim kurumu, bilgiye ulaşabilmeleri adına öğrencilere sanal ortamda ulaşabilecekleri kaynaklar için kapılarını sonuna kadar açtı. Pek çok eğitimci de anaokulu düzeyinden üniversite düzeyine kadar ihtiyaç duyulan öğrenme içerikleri konusunda ebeveynler vasıtasıyla çocuklara rehberlik etmeye devam ediyor. Bizler de bilgiye ulaşabileceğimiz kapılara meraklı ebeveynler olabilirsek, çocuklarımız da ışığa koşan pervaneler gibi bizimle uçabilecekler. Teknolojiyi yararlı şekilde kullanmayı bizlerden öğreniyorlar. Çocukların sadece eğitimi değil aynı zamanda spor ve sosyal faaliyetleri de durdu (okul dışında sanat, spor eğitimi alanlar için). Bu konuda ebeveynler ne yapabilirler? Sportif ve sosyal faaliyetler; çocukları dil-bilişsel-motor becerileri konusunda birçok açıdan destekliyor; bunları evde kalma sürecinde ekranla telafi etmeye çalıştık ve çalışıyoruz. Artık çok sayıda sanatsal ya da sportif faaliyetlere internet ortamından ulaşarak teknolojiyi bu yönde kullanma seçimimiz olduğunu biliyoruz. Sosyal medya alternatifine rağmen, fiziksel olarak sosyal ortamdan izole yaşamak uzun vadede en çok sosyal-duygusal ilişkilerin bozulması konusunda risk içeriyor diye düşünüyorum. Çünkü pandemiden önceki yaşantımız, ekranda görülen salt yüz, hareket ya da salt seslerden hariç tuttuğumuz pek çok duygusal paylaşıma imkân verecek boyutta çocuğu gelişimsel olarak destekleyiciydi. Bu mahrumiyeti fiziksel mesafelere dikkat etme ölçüsünde, ortamın değişmesi zorunlu fiziksel koşullarını yeniden değerlendirerek telafi edebileceğimizi, yavaş yavaş tekrar gündeme getirebileceğimizi umuyorum. Online Ruhsal Destek hatları açıldı, ne zaman çocuk ve ergen psikiyatrisine danışmamız gerekir? Belirgin düzeyde fark edilen ve süreklilik arz eden kaygı, korku, dikkat toplayamama, mutsuzluk, uyku ve iştah değişiklikleri, takıntılı veya öfkeli olma gibi günlük yaşantıyı etkileyen davranışsal sorunların varlığını özellikle yakından gözlemlemeliyiz. Bu yakınmaların günlük işlevselliği etkilediği durumlarda mutlaka uzman desteği almalıyız. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü öncülüğünde, KORDEP adı altında çevirim içi destek hattı pandemiden etkilenen herkese ücretsiz olarak psikolojik ilkyardımda bulunuyor. Psikolojik ilk yardım sürecinde problem duruma göre sekiz seansa kadar danışmanlık hizmeti de sunuluyor. Gerekli olduğu düşünülen vakalarda daha uzun süreli psikoterapi ya da psikiyatri yönlendirmesi olanağı sistemin içerisinde mevcuttur. Bu sistem Türkiye genelinden yapılan tüm aramalara açık; tüm illere genelleyebilmek, ihtiyaca yeterli cevap verebilmek için halen pek çok meslek örgütü bir arada çalışmaya devam ediyor. -Özel gereksinimi olan çocuklar ve ebeveynleri için neler önerirsiniz? Rutinlerin bozulmasının ve eğitim sürecinden mahrum kalmanın, özel gereksinimli çocukları ve ailelerini pek çok açıdan daha olumsuz etkilediği inancındayım. Örneğin; otizmli çocuklar, aynı saatte okula gitmek ya da hafta sonları dışarıya çıkmak gibi rutinlerinin bozulmasına büyük tepkiler verebilirler. Dikkat ve odaklanma zorluğu olan pek çok çocuk, uzaktan eğitim sürecine tepkili olabiliyor ya da sağlıklı katılım gösteremeyebiliyor. İsteksiz oldukları bu zorunlu eğitim süreci ebeveynin zorlamasıyla hem ebeveyn çocuk ilişkisine zarar veriyor hem de çocukların hoşnutsuzlukları, huzursuzlukları ev ortamında yatıştırılması zor hale geliyor. Yeni durumlara adapte olmaları için aceleci olmamalıyız. Ağırlıklı biçimde görsellerden yardım alarak günlük programlarını baştan yapmak, programın değişikliğini açıklamanın yanı sıra programa direnç olsa dahi tutarlı, sakin ve kararlı biçimde oluşturulan bu yeni davranış tekrarlarını sağlamaya çalışmak önemlidir. Çocukların olumsuz duyguları ve davranış problemleri; ebeveynlerin kendi iç dünyalarında beslenen kaygı, üzüntü ve duygularla beslenir. Pandemi dönemi, nasıl ki yetişkin dünyasında aşırı uyku, aşırı yemek yeme ya da üretkenliğin azalması gibi davranışsal tepkilere sebep olabiliyorsa özel gereksinimi olan çocukların dünyasında da davranışsal aşırılıklar ya da içe çekilme yüzeye çıkabilir. Örneğin; otizmdeki sallanma ve el çırpma davranışı, eğitimle azalmış ya da sönmüşken gerileme süreci gözlenebilir. Aşırı hareketliliğini çeşitli etkinliklerle üretkenliğe dönüştürmeyi öğrenmeye başlayan ya da sportif etkinlikler içinde enerjisini boşaltabilen özel çocuklar bu dönemde daha hareketli, kurallara dirençli ve ajite olabilirler. Bu dönemde kendi değişkenliklerimize müdahale edilmesinin bizdeki huzursuzluk işaretlerini de tetiklediğini hatırlayarak özel çocuklarımıza karşı daha hoşgörülü olmalıyız. Bu hoşgörü içerisindeyken, ev ortamında etkinlik çeşitliliği ve fiziksel hareket alanı sağladıktan sonra sabırla ve tutarlılık içinde planlananları gerçekleştirmek, güven verici ve öz denetim becerilerini destekleyici olacaktır. -Önümüzdeki haftadan itibaren 20 yaş altı kısıtlı saatlerde dışarı çıkacak. Süre sonunda eve dönmek, tekrar evde tutmak ebeveynler için zor olmayacak mı? Bunu nasıl aşsınlar? Çocukları kaç yaşında olursa olsun ebeveynlerinin sınır gösterme ve sınırda durma güçlüğü çekmesi, eğitim düzeyine bakılmaksızın bizim toplumsal olarak yaşadığımız bir zorluk. Bu zorluk bir takım içsel ihtiyaçların varlığıyla ilişkili… Çocuğum üzülmesin, ağlamasın ihtiyacı; aslında çocuğunu üzmeyen ve ağlatmak istemeyen bir anne-baba olma ihtiyacından geliyor. Bu ebeveynlik ihtiyaçları erken dönemde –iki yaşından sonra- çocukların kuralların varlığına dair gereklilikleri, yaşantı içinde içselleştirememesine sebep oluyor. Yaş ilerledikçe benlik gelişimi sekteye uğruyor, kuralların varlığında hissedilen engellenmişlik duyguları ile öz denetim zorluğu yaşayan gençlerin sayısı giderek artıyor. Kendine, çevreye ve diğer insanlara zarar vermeyecek biçimde tanımlanmış kişisel özgürlüklerin sunulma biçimini öğrenememiş ebeveynler, tutarsız sınırlar göstererek ya da aşırı sert disiplin uygulayarak olgunlaşmamış bireylerin toplumumuza katılmasına vesile oluyor. Toplumsal kurallar içinde bireysel mutsuzluklar yaratsa da kuralların ihlal edilebilir olmadığını önce kabul etmeli sonra da hep birlikte yaşayarak öğrenmeliyiz; böylece aşılacak… Çocuklarımızın bu türden durumlarda yaşadıkları anlık mutsuzluklara çok büyük anlamlar yüklememeliyiz; üzülseler de direnç de gösterseler bizim duruşumuz, belirtilen vakitte eve dönme eyleminden emin olmalı… Belirlenen günlerde dışarıda yapılacak etkinlikleri önceden çocukla birlikte planlamak önemli bir ayrıntı olabilir ki bu, zamanı arzu edilen şekilde ve verimli geçirmeyi sağlar ve doyum hissini destekler. Ayrıca belirlenen süre bitimine doğru “10 dakika sonra eve gideceğiz, eğlenmeye devam edebiliriz”, “şimdi eve gitmemize beş dakika kaldı ama etkinliğimiz devam ediyor” şeklindeki kademeli açıklamalar çocukların bir süreçten diğerine geçerken içsel bir hazırlık yapmalarına yardım eder ve onları bizimle pazarlık yapmaktan uzaklaştırır. Bizimle süreyi -örneğin beş dakika daha- uzatmakla ilgili pazarlığa girişseler de talep ettikleri süreyi önden telaffuz ettiğimiz için kararlı bir duruş gösterebiliriz. Biz dokunma, sarılma hisleri kuvvetli bir toplumuz, süreç biterken çocukları dışarıda ve okulda sosyal mesafe ve diğer kurallar, özellikle hijyen için nasıl hazırlamalıyız? Kişiler arası ilişkilerin önemli olduğu toplulukçu bir kültür olmamızdan kaynaklı, kendimizi ve dünyayı ilişki ve etkileşimlerle anlamlı kıldığımız bir kültürün parçasıyız. Diğerleriyle fiziksel mesafemizin kısa olmasına alışıkken ve hatta buna el öpme gibi bir davranışla saygı ve hürmete ilişkin değerler biçerken, fiziksel mesafeyi kolaylıkla ihlal edebilecek alışkanlıklara sahibiyiz. Her şeyden önce duygularımızı fiziksel temasla ifade etmeye programlıyız. Fiziksel mesafe kuralının ihlali, bizim için samimi olmak olarak tanımladığımız bir değer verme biçimi… Kültürel değerlerimizin korunmasına ilişkin öğretilerimizi bir kenara bırakıp korku salmadan çocuklarımızı ve gençlerimize yeni değerler kazandırmak yaşantı sağlayarak olacak. Duygusal ifadelerimizi söze dökebilme ilgili repertuvarımızı genişletmeye ihtiyacımız var. Çocukların dışarıdaki yaşantılarına refakat eden yetişkinlerin sağlıklı rol model olmaları birinci derecede önem arz ediyor. Yaşantı içindeyken ve yeri geldikçe yapılacak basit tanımlamalar hijyen konusunda yeterli olacaktır. Tedbir için önden fazlaca açıklamalar yapmak çocuklarımızı kaygılı olmaya ve dış dünyayı tehdit edici algılamaya sevk edebilir. Şu dönemde; kısıtlı vakitler için de olsa, çocukların dışarıda zaman geçirebilme fırsatından yararlanmasını sağlamamız, aslında, daha sonra dış dünyada bağımsız geçirilecek uzun saatler için yapılacak önemli bir ön hazırlıktır. Özetle; her durumda ve her yaşta istendik davranışların tekrar bulduğu yaşantılar kalıcı öğrenmeler için kıymetlidir. -Son olarak okurlarımıza önerileriniz neler? Bu zor günlerin geçeceğine dair inancımızı kaybetmeyerek kendimizden ve çevremizden sorumlu birer birey olma davranışlarını yeniden gözden geçirdiğimiz bir süreç yaşıyoruz; bu özel günlerde hayatı eve sığdırmaya çalışıyoruz. Fiziksel, sosyal ya da duygusal bir aradalığa ihtiyacımızı fark etmek; yakınımızdakilerle, doğayla, dünyayla bağ kurmanın ve birbirimize bağlı olmanın önemini idrak etmemizi sağladı. Çocuklarımızın gelecekteki mutluluğu, bu gerçeği aktaracak birincil sorumlular olduğumuzu kabul etmek ve onların da bu becerilerini güçlendirmelerini sağlamaktan geçiyor. Teknolojik alışkanlıklarla kurduğumuz bağları da bir dengeye oturtarak çocuklarımızla kuşaktan kuşağa geçen bağlanma biçimlerimizi gözden geçirmeliyiz. Pandemi döneminde bize iyi gelecek öğrenmeleri ve olumlu deneyimlerimizi tutarlı hale getirebilirsek fiziksel ve psikolojik dayanıklılık, iletişim becerileri, işbirliği ve ekiple başarıya ulaşmanın önemini çocuklarımıza yaşayarak öğretiyor olacağız. Bu deneyimler; empati, duygusal farkındalıklar ve çalışmayı öğrenmek konusunda ailecek hareket etmenin önemini çocuklarımıza gösterebilmek için fırsata dönüşmüş olacaktır. Uyumlanmak için zamana ihtiyacımız var. Teşekkür ederim. Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı Oyun Terapisti Psikolog Ebru YÜKSEL ERER


Hazırlayan: Özgün Onat

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube