PERG EFSANELERİ

En son güncellendiği tarih: May 9

Editör : Burçin KAHRAMAN

Çok değil, bundan 15-20 yıl öncesinde, “Türkçe fantastik edebiyat olur mu?” kavgası yapıyorduk. O zamanlar, bırakın Türkçe yazılmış olanlarını, tercümelerini bile bulmak zordu. E-kitap falan da yoktu ki, yabancı diline güvenen internetten satın alıp okusun? Çoğu kişinin tek bildiği Yüzüklerin Efendisi serisiydi, Ejderha Mızrağı, belki Unutulmuş Diyarlar… Bu türün meraklıları için karanlık günlerdi anlayacağınız. Neyse ki, FRP (fantasy role playing) oyunları vardı da, o dönemi kazasız belasız atlattık.

Türkçe yazılmış ilk fantastik romanı okumam üniversite bittikten hemen sonraki, bir işsiz bir çalışan olduğum döneme rastlar. İş yerime çok yakın bir sahaf vardı sürekli gittiğim. Yine bir öğle tatilinde 2-3 kitaba karar vermiş ancak aç gözlülükle diğerlerini incelerken Bataklık Ülke isminde bir kitap dikkatimi çekti. Arka kapak ilginç gelince, onu da attım çantaya sahaftan çıkarken.

Bataklık Ülke’nin ‘yalnız kovboy’ olmadığını, aslında Korkak ve Canavar ile Merderan’ın Sırrı isimli iki romanın ardından gelen devam romanı olduğunu eve gelip de ilk sayfaları açınca anladım. Kediyi merak öldürür, yine de okuyup o gece bitirdim. Sonrasını tahmin edersiniz, koşa koşa gidip ilk iki kitabı edinmek ve dördüncü parçayı merakla beklemek.

Kitapların yayınlandığı tarihlerde Barış Müstecaplıoğlu özel bir bankanın İnsan Kaynakları biriminde çalışıyordu. Bir dönem bankacılık yapmış ve ayrıldığı günü 21 pare top atışı ile kutlamış biri olarak açıkçası hala merak ederim, nasıl vakit buldu ya da daha önemlisi, mesleğinin yaratıcılığını öldürmesini nasıl engelledi diye.

Kitaplara gelecek olursak, Korkak ve Canavar, yolları tuhaf bir şekilde kesişen Guorin ve Leofold adında iki genç adam ile başlıyor. Tahmin edersiniz, biri Korkak’ımız, diğeri de Canavar’ımız. Bu genç adamlar, başta birbirlerine şüphe ile yaklaşsalar da, sırlarını kendilerine saklayıp iletişimlerini yüzeysel tutmaya gayret etseler de, kısa zamanda dosttan öte olurlar, bir nevi ağabey-kardeş.

İki gencin de içini kemiren noktalar vardır, ikisinin de zayıflıkları, korkuları, kullanılmaya açık noktaları vardır. Ancak birlikteyken güçlüdürler çünkü birbirlerinin eksiklerini kapatmaya gönüllüdürler. Büyücü Geryan bir pazarlıkla geldiğinde, teklifini birlikte kabul ederler, o noktadan sonra üçü birlikte hareket etmeye başlar. Amaçlarına adım adım ilerlerken, dünyayı başka gözle görmeye başlarlar, acılarla olgunlaşırken güzel anılar da biriktirirler ve yeni bir müttefik daha kazanırlar: Savaşçı Nume.

Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrendiğimiz Korkak ve Canavar’ın ardından gelen Merderan’ın Sırrı yine aynı doğrultuda ilerler. Çözülmesi gereken gizemler, er geç ortaya çıkacak gerçekler, ödenmesi gereken bedeller ve teslim alınması gereken kutsal emanetler vardır. Yeni ve epey renkli karakterlerle tanışırız, genç ama güçlü büyücü Nela, belalı korsan Korman, onurlu şövalye Ais. Önce hepsinin yolları bir noktada birleşir ancak bu birliktelik kısa ömürlü olmak zorundadır, bitirilmesi gereken görev için herkes kendi rotasını çizer. Bataklık Ülke de bu noktadan sonra başlar.

Bataklık Ülke belki de serinin en sakin ilerleyen kitabı. Ancak içeriği açısından en ağırı desem yalan olmaz. Barış Müstecaplıoğlu’nun yaratıcılığını takdir etmeden geçmez olmaz, seri boyunca bizi farklı ırklarla tanıştırıyor ancak Bataklık Ülke’de bunu zirveye çıkarıyor. Karşımıza çıkan ırklar, Hurglar, Promlar, insanlar, büyücüler, hayal gücünü zorlayan hayvanlar ve bitkiler çok güzel, ancak Bataklık Ülke’nin yerlileri Burfenleri zihinde canlandırmak epey güç. Tüm ırklar biz insanların özellerinden bazılarını taşıyor. Burfenler de öyle. Bazı inançlara körü körüne bağlanmak ya da otoriteye gözü kapalı biat etmek kesinlikle insanlara özgü. Ancak

burfenlerin bizden büyük farkları var. Yaş statüsüne değer vermemeleri, verdikleri sözleri tutmaktaki kararlılıkları, yaşadıkları doğa ile mükemmel uyumları kesinlikle insanlarınkinden daha üstün.

Bataklık Ülke bittiğinde, kafanızdaki soruların bir kısmı cevaplanıyor ancak yeni sorularla bitiyor. Tanrıların Alfabesi’ni okumaya başladığınızda, daha önceden ziyaret ettiğimiz bir mekanın başka bir yüzünü görüyoruz. Kahramanlarımız bu kez onları ilgilendirmeyen bir savaşın içinde buluyorlar kendilerini. Çocukların büyümediği, insanların yaşlanmadığı, sadece hayvanların üreyip çoğalabildiği bir dünya bu. Kimsenin bilmediği bir savaş, sona yaklaştıkça, diğer toprakları da tehlikeye sokan cinsten. Gönüllü olarak dahil oldukları bu son çarpışmada, habis büyüler, doğa üstü güçler, kadim rünler, çılgın-dahi mucitler, zorlu koşullar derken, kendi sınırlarını zorluyor, iç hesaplaşmalarını bitiriyor, sonsuza kadar kaybettiklerini zannettiklerini geri kazanıyorlar. Savaşı da kazanıyorlar, ancak savaş kazanmak her zaman mutlu son demek değil. Seri huzurlu şekilde kapanıyor ancak biliyoruz ki, huzuru ve barışı korumak için sürekli çaba harcamak gerekiyor.

Bu türü seven çoğu okurun, seri bittikten sonra özleyeceğine eminim. 1002. Gece Masalları’nda geçen kısa hikaye, özleminizi biraz dindirebilir. Ancak daha iyisi var, farklı bir coğrafyada başlayan ancak sonunda Perg diyarı ile bütünleşen Şamanlar Diyarı serisi. Perg Efsaneleri’ni severseniz, Şamanlar Diyarını daha çok seversiniz, çünkü yazarın olgunluk eserlerinden. Şimdilik bu yazıyı kapatalım, belki daha sonra Şamanlar Diyarı’na da birlikte bir göz atarız.

Nazan DUMAN TÜRKŞEN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube