© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

“Parazit” nasıl “Elit” oldu?


Parazit, yönetmenliği ve senaristliği Bong Joon-ho tarafından yapılan 2019 çıkışlı Güney Kore kara komedi, gerilim filmi. Şüphesiz yılın açık ara en fazla ses getiren filmi olan bu film 92. Oscar Ödülleri'nde sadece En İyi Yabancı Film ödülünü almakla kalmadı ayrıca oyuncudan bağımsız en iyi senaryo, en iyi film ve en iyi yönetmen alanında Oscar alarak tarihe geçti.


Salt ilk yabancı film olarak en iyi film Oscar'ının yanında bu anlamda da bir çığır açmıştır,zira oyuncuları ödül almadan hat trick yapan bir film Oscar tarihinde yok. Amerikan seyircisi altyazılı film izlemeyi sevmezken Parazit filminin hem yabancı dilde hem de en iyi filmde ödül alması bir tarihsel başarıdır.


Film ayrıca Altın Küre En İyi Yabancı Dilde Film Ödülü'nü kazandı. BAFTA ödüllerinde de En İyi Yabancı Dilde Film ve En İyi Özgün Senaryo dallarında ödüle layık görüldü.

Parazit'in yakaladığı başarı sonrası Amerikan HBO kanalı, filmin devamı niteliğinde bir dizi için çalışmalara başladı.


Kadroya şöyle bir bakacak olursak filmin senaryosu yönetmen Bong Joon-ho tarafından Han Jin-won ile birlikte yazmıştır. Başlıca oyuncuları Song Kang-ho, Lee Sun-kyun, Cho Yeo-jeong, Choi Woo-shik ve Park So-dam'dır.


Peki daha önce İngilizce olmayan bir film, En İyi Film ödülünü nasıl aldı?

İncelemeye başlamadan evvel Kore sinemasına kısa bir bakış atmak istiyorum. Kore, sinema ile 20.yüzyılın başlarında kısa Fransız filmleri gösterimi ile tanışıyor. Dönem dönem işgal yaşadığı ve savaşta olduğu için Kore tarihi gibi sineması da çalkantılı dönemler geçiriyor.


1990'ların sonlarından günümüze kadar Güney Kore'de Hollywood filmleri yerli pazardaki hâkimiyetini kaybetmiş ancak ABD ile yapılan anlaşmalar sonucu bu durum 2000’li yıllara kadar devam etmiştir. Çoğu Kore filmi Kore halkının birleşme özlemlerini ve ayrılıktan doğan acıyı yansıtmaktadır. Duygulara verilen hareket Kore filmlerini Fransız filmlerine benzer kılsa da Kore film sanayi tüm türlerde ürün vermeye devam etmektedir.


Uluslararası festivallerde de başarı kazanan Kore sineması artık Hollywood tarafından yadsınamaz hale geldi. İşte bu tarihçe ile Parazit filmi aldığı ödüllerin ve ilklerin Kore sinemasının yükselişinin geldiği son nokta oldu.


Filmin başarısındaki bir diğer etken de yapılan PR çalışmalarıdır. Diğer yönetmenler filmini sade bir PR çalışmasıyla fazla kasmadan tanıtmaya çalışırken Bong Joon-ho birçok festival gezerek tek tek ne amaçladığını ortaya koydu. Ortada büyük bir emek var ve bu emek Hollywood tarafından inanılmaz bir sevgiyle kucaklandı. Martin Scorsese ve Quentin Tarantino tarafından da listelerinde yer verilip, ayakta alkışlanarak.

Konusuna gelince, film fakir bir aileden gelen genç bir adamın zengin bir ailenin kızına özel ders vermesiyle başlıyor. Bu genç adam, ebeveynleri ve kardeşiyle birlikte yavaş yavaş zengin ailenin özel hayatına sızmaya başlıyor. Zengin ev sahibi ve ailesi ise ulaşılmaz ve izole bir yaşam profilinde. Baba Kim ve ailesi bu zengin evde tam istedikleri konuma ulaşmışken patron ve ailesinin çıktıkları tatille birlikte beklenmedik olaylar zinciri başlar.


Bu noktada spoiler vermeden filmi anlatmak elbette çok zor ancak birkaç cümle ile filmi bu kadar çarpıcı yapan değerleri anlatmak isterim. Yine de izlemediyseniz tam bu noktada fili izleyip yazıya geri dönebilirsiniz.


Filmi böylesine başyapıt yapan birden fazla sebep var elbette.

Öncelikle hangi ülkede olursa olsun insan ırkının yaşadığımız yüzyılda her açıdan mücadelesini verdiği, bozulmanın kaçınılmaz sonucu olan sınıf farkını film yüzeyine onlarca metaforla yaymış olan film bu yönüyle hemen hemen her karede seyirciyi kaçınılmaz olarak sarıyor. Zengin ve yoksul kavramından bağımsız olarak varlığın ve yokluğun sadece ekonomik değil psikolojik yansımalarını durağanlığın sakinliğin içinde bir kabullenişle iyilik ve kötülük, saflık ve kurnazlık gibi gayet insana özgü duygular üzerinden, adeta duymaktan kaçamayacağınız bir sesin içinizi kanırtması kıvamında, ince ince işleyerek gözler önüne seriyor.


Kahramanımız Bay Kim ve ailesinin oturmuş olduğu bodrum kat da bu sembollerden biri. Parazit bir kurgu yapım olsa da Seul'de binlerce kişi banjiha adı verilen bu bodrum katındaki dairelerde yaşıyor. Filmde anlatıldığı gibi ilk başta sığınak olarak tasarlanmış bu bodrum katlar 80’lerde artan konut ihtiyacı sebebiyle kiralanması yasallaştırılmış ve halen dar gelirli aileler tarafından kullanılıyor.


Yaşam alanının sınıfsal sembolünün dışında ayrı bir vurgu da merdivenlerle yapılmış. Özel olarak film için tasarlanmış iki platoda da sınıf hiyerarşisinin en açık sembollerinden olan merdiveni birçok sahnede görüyoruz.


Diğer bir sembol ise koku, bodrum insanlarının üzerinden çıkmayan, aynı tarz yaşama sahip insanları damgalayan sınıfsal belirginliği artıran koku, ilerleyen sahnelerde gittikçe önemini artırıyor.


Ve tabii yoksul yaşamın en önemli insan dışı varlığı hamamböcekleri, görünmediği sürece sizi rahatsız etmeyen, karşılaştığınızda en yakın deliğe girmek ya da kaçmak gibi bu yaratıkların karakteristik özelliklerinin alt sınıf tarafından kıyafet gibi üzerine giydirildiği o çarpıcı sahne…


Bu kadar çok vurgu bazı izleyicileri hatta eleştirmenleri rahatsız etse de bana göre bazen uzun uzun anlatmaktansa semboller üzerinden bir anlatım, dopdolu bir özete dönüşerek daha etkileyici bir mesaja dönüşebilir.


Bizim gibi yoksulluğa aşina halkların, zor hayatlara sahip insanların çok olduğu ülkelerin yabancı olmadığı, bizim de kendi filmlerimizden bildiğimiz kötü fabrikatörler, korkunç kahkahalar atan zenginler fakir ama gururlu gençler gibi üç aşağı beş yukarı bir şeyler yakalayabileceği sahnelerde bile gayet estetik göndermelerin, hırçın ama zarif dokunuşların, tam yerinde ve zamanında yerleştirildiği bu filmi, kendi çıkarımlarınızı da bulmak adına, bir değil birkaç kere izlemenizi tavsiye ederim.


Son olarak Bay Kim ve oğlu arasındaki beni çok etkileyen şu diyaloğu da eklemek isterim.

-Bir planım var demiştin baba planın ne ?

-Hangi tür plan başarısız olmaz biliyor musun oğlum ? Plan yapmamak… hiç planın olmaması. Neden biliyor musun? Çünkü hayat planlanabilecek bir şey değildir. Etrafına bak, sence bu insanlar güne başladıklarında seninle bu spor salonunda uyuyacaklarını planlamışlar mıydı? Fakat işte gördüğün gibi , şimdi hepimiz birlikte burada yerde uyumaya çalışıyoruz. Yani hiçbir zaman plana ihtiyaç yoktur. Planın yoksa işlerin terse gitme ihtimali de olmaz. Hiçbir şey için plan yapmamız gerekmiyor. Sırada ne olacağının hiçbir önemi yok. Ülke işgal edilse hatta satılsa bile, kimse umursamaz. Beni anladın mı oğlum?

İyi seyirler…