ONLAR ŞİMDİ NEREDELER?

En son güncellendiği tarih: May 6


Galata'da büyük bir ev. Rumlardan kalma. Türkler oturuyor o evlerde artık. Uzun kapıları var, uzun tavanları. Koridorları yürü yürü bitmez. İnsanı tarihe götüren kendine has bir kokusu var o evlerin. Sıcaklığı, insanın içini ısıtır, neşesi gözleri güldürür. Evin kendine has sihri kadar o evde yaşayanların büyüsü daha ağır basıyordur aslında.


Kendi çocukluğumu görüyorum o evin büyük salonunda. Kırmızı kadife elbisem üzerimde. Kırmızı rugan pabuçlarım ayağımda. Simsiyah uzun, lüle lüle saçlarım dökülmüş omuzlarıma. Dönme dolap gibi dönüyorum ortada. İçimde bir müzik var Yeşilçam filmlerinde çalan müzikler gibi mutluluk ve huzur veriyor insana. Kırmızı kadife elbisemi ve kırmızı rugan pabuçlarımı Eminönü Mahmutpaşa 'dan aldık. Onları giymek için sabaha kadar uyumadım. Ellerimle elbisemin eteklerini iki yana açıp koşuyorum evin içinde.


Sofralar kuruluyor bir yandan neşeyle. Bir telaş bir heyecan, gülen gözler, dudaklarda tebessüm. Mis gibi yemek kokuları geliyor mutfaktan. Babaannem yine o meşhur İzmir köftesinden yapmış. Mis gibi arpacıklı pilav. Dedem koca bir karpuz almış toplamış bizi başına. Bakalım karpuz nasıl çıkacak. Ya kabaksa içi. Elleriyle kesiyor dedem karpuzu bir dağ gibi ikiye ayrılıyor. İçi elbisem gibi kıpkırmızı. Sofrada yerini alıyor karpuz. O meşhur fıstıklı baklayı unutmamış dedem. Ekmekler sıcak, sofra bereketli, radyo da bir şarkı '' ağlama değmez hayat bu gözyaşlarına '' yıl çok eski. Aylardan huzur günlerden...


Evin büyük balkonu açılmış ılık bir yel esiyor perdeler uçuşuyor dışarıdan. Güllerin, leylakların, sümbüllerin kokusu dolmuş evin içine. Babaannem yine saçlarını bülbül yuvası topuzu yapmış. Yeşil tafta eteğini ve taşlı bluzunu giymiş. Dedem asil İstanbul beyefendisi, süveter altında kravatı görünür. Annem mutfak telaşında, babam bakkaldan sıcak ekmekleri almış. Kapı zili çaldı işte. Herkesten önce ben koşuyorum kapıya. Kapıda boyumdan yüksek zemberek. Babaannem yetişiyor arkamdan açıyor kapıyı. Kapı önünde gülen yüzler gülen gözler doluşuyor. Aile büyüklerimiz kuzenlerimiz geliyor, amcam yine beni kucağına alıp öpüp kokluyor. Sarmaşık gibi dolanıyoruz birbirimize, kucaklaşmanın tadın bir başka oluyor böyle bir günde.


Herkes geçiyor içeri. Kardeşler eltiler kuzenler selamlaşıyor, sarılıyor birbirine. Biz çocuklar koşturuyoruz yine bir odadan diğerine. Herkes oturmuş bordo kadife koltuklara Zeki Müren evi diyorlar babaannemin evine. Türk filmlerini aratmayacak şekilde düzenlemiş Cumhuriyet kadını babaannem. Dedem yine başına topluyor tüm torunlarını cebinden çıkarıyor payımıza düşenleri. E, bugün günlerden bayram çünkü. Bayram bugün. Bayram en çok çocuklara güzel. Harçlıklarımızı veriyor dedem öpüyor

hepinizi tek tek. Sırada babaannem var tabi.O da koyuyor ceplerimize liraları...

Haydi diyor sofraya. Bir bayram günü yıllarca böyle huzurla kutlanıyor. Peki, şimdi neredeler? Peki, ya çocukluğum? Kadife elbisem, kırmızı pabuçlarım?


Dedem ve babaannem onları da alıp bizden gittiler. Bayram neydi? Bir avuç şeker mi? Cebimize konan harçlıklarımız mı? Mis gibi kokan çiçekler mi? Ağız tadı ile yenen yemekler mi? Bayram aileydi. Sarılmak ve kucaklaşmaktı. Değerlerimizi hatırladığımız bayramlar kaldı geriye. Özlemler kaldı. Ve gitti canımızın parçaları uzaklara...


Editör: Kemal Albayrak

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube