ON DAKİKA OTUZ SEKİZ SANİYE / ELİF ŞAFAK

En son güncellendiği tarih: Nis 20


Yazar Adı : ELİF ŞAFAK

Kitap Adı : ON DAKİKA OTUZ SEKİZ SANİYE

Yayın evi : DOĞAN KİTAP

Basım Yılı : MAYIS 2019 (1. BASKI)

Türü : ROMAN

Sayfa Sayısı : 386

*Elif Şafak'ın son kitabı "On Dakika Otuz Sekiz Saniye" adlı kitabını okudum. Elif Şafak okumayı sevdiğim, takip ettiğim yazarlar arasında değil. Kitaplığımda "Med Cezir" adlı kitabı 8-9 senedir duruyor ama nereden geldiğini, okuyup okumadığımı hatırlamıyorum. Bizim onunla kopuşumuz "İskender" yüzünden oldu. 2- 3 senede bir değişik zamanlarda okumayı denedim (3 kere) ama başaramadım. Üç seferde de yarım kaldı, asla ilerleyemedim ve Şafak ile elektriğimizin tutmadığına karar verdim. Üstelik bu kitabın çıkışı sonrasında sosyaledebiyat.com da bu konulu ile ilgili "Kirli Oyun / PR Savaşları" adlı bir yazı yazmıştım, kitap ve tanıtımı ile ilgili ve okuma niyetim yoktu. Ama arkadaşımın elinde görünce dayanamadım, ödünç aldım ve okudum. Bir daha Elif Şafak okur muyum, bilmiyorum.  

*Elif Şafak, 25 Ekim 1971 günü, babasının o sırada doktora yapmakta olduğu Strazburg'da dünyaya geldi. Babası sosyal psikolog ve akademisyen Nuri Bilgin, annesi diplomat Şafak Atayman'dır. Doğumundan kısa süre sonra anne ve babası ayrıldı, annesi tarafından büyütüldü. Soyadı olarak annesinin adını kullandı.  ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdi. Yüksek lisansını aynı üniversitede Kadın Çalışmaları Bölümünde yaptı. Elif Şafak'ın İslamiyet, kadın ve mistisizm hakkındaki yüksek lisans tezi Sosyal Bilimler Derneği tarafından ödüllendirildi. Yüksek lisans çalışması sırasında Kem Gözlere Anadolu (1994) adlı öykü kitabını ve ilk romanı Pinhan'ı (1997) yayımladı. Bu eserle Kombassan Vakfı tarafından verilen 1998 Mevlana Büyük Ödülü'nü kazandı. 2000 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü'nü kazanan Mahrem romanı ile geniş okur kesimi tarafından tanındı. Bunu iki yıl ara ile yayımlanan Bit Palas (2002) ve İngilizce olarak yazdığı Araf (2004) adlı kitapları izledi. Sanatçılara verilen bir bursla doktora sonrası çalışması için ABD'ye giden Şafak, çeşitli üniversitelerde dersler vermiştir. 2006'da yayımlanan Baba ve Piç adlı romanını İngilizce olarak kaleme aldı. Aynı yıl Şehrazat Zelda isimli kızı dünyaya geldi. Doğum sonrası yaşadığı depresyonu, İngilizce olarak kaleme aldığı Siyah Süt adlı otobiyografik romanda anlattı. 2009 yılının Mart ayında yayımlanan AŞK isimli roman, Türk edebiyat tarihinin en kısa sürede en çok satan edebi eseri unvanına sahip olmuştur. 2010 Kasım ayında Firarperest adlı deneme türündeki ikinci eseri piyasaya çıktı. Eserin içindeki illüstrasyonlar M. K. Perker'e aittir. Sonraki yıl Doğan Kitap'tan "İskender" isimli eseri piyasaya çıkmıştır. Kitabın kapak resminde, makyajla erkek haline gelen Elif Şafak'ın kendi fotoğrafı vardır. Kitapları otuzdan fazla dile çevrilmiştir. Forbes dergisine göre Türkiye'nin en çok kazanan yazarıdır.  

*Omca A. Korugan, 1969’da Ankara’da doğdu. Kadıköy Anadolu Lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesinde ki öğrenimini tamamladıktan sonra gittiği ABD’nin Boston kentinde on yıl yaşadı. Northeastern Üniversitesinden yüksek lisans derecesi aldıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü doktora programına girdi. Halen tez çalışmalarını sürdürmekte ve çevirmenlikle uğraşmaktadır. Bu kitabı yazar ile birlikte çevirmiştir.

* Dünyanın en seçkin edebiyat ödüllerinden Booker Prize’ın 13 kitaplık aday listesine ve 6 kitabın yer aldığı kısa listeye de giren “10 Dakika 38 Saniye”, kolay olmayan konuları konuşabilmek isteyen bir roman. Bu romanında, son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarla insan beyninin öldükten bir süre sonra çalışmaya devam ettiği ve bu sürenin 10 dakika 38 saniyeye kadar uzayabildiği bilgisinin peşinden giden Şafak; İstanbul’da yaşayan bir hayat kadını Tekila Leyla’nın ölümünün ardından geçen 10 dakika 38 saniyeye odaklanıyor. Leyla’nın son dakikaları, Türkiye’nin yakın siyasi tarihi, kadın ve LGBTİ hakları, şehir hafızası, aile, dostluk, göç ve öteki olma gibi birbirinden beslenen ve Türkiye’de yaşamın neredeyse bütününü oluşturan ögelerle bezeniyor.

*Kitabın başında hikayenin geçtiği dönemde ki Galata ve çevresinin haritası ve benim için etkileyici bir ithaf var: " İstanbullu kadınlara ve ezelden beridir dişi bir şehir olan İstanbul'a..." Kitabın ithaf edildiği kişilerden biri olarak okumamak olmazdı.  

*Bir bölümde; hamile anne örümcek ağına parmağını sokuyor ve her gün ağı kontrol ediyor. Eğer örümcek ağı tekrar yaparsa doğacak bebeği erkek, yapmazsa kız olacak. Maalesef bu boş inançlar, hurafeler hala devam ediyor. Ellerindeki android, tablete gelince teknolojiyi kabul ediyorlar; ultrasonografiye gelince kabul etmeyip örümcek ağı, makas/bıçak üzerine oturtmaya, aş ermeye inanan büyük bir kesim var.

*Köyde, kasabada, şehir merkezinde bile olsa Suzan, Binnaz, Leyla gibi evden çık(a)mayan birçok kadın, bana 40 metrekare Almanya filmini hatırlattı. Ev sınırları (duvarları) içinde, dünyadan habersiz, dünya onlardan habersiz yaşanan hayatlar...

*Hep anlatılır, yazılır, belki bazılarımızın başına gelmiştir; ölüm anında ya da onun gibi hayatımız risk altında olduğu zaman saniyeler içinde tüm hayatımız film gibi gözümüzün önünden geçer, tüm yaşadıklarımız, yaşamadıklarımız aklımıza gelir. Kitabı okurken bu söylence aklıma geldi.

*"Üç Dakika" adlı bölüm ve kitabın çoğu kısmı bana baş rollerinde Hakan Balamir ve Serpil Çakmaklının olduğu"14 Numara" adlı filmi hatırlattı, sanki filmin senaryosunu okuyordum, öyle örtüşen detaylar vardı.  

*Ummadığım kadar hızlı okudum. Sanki okuyamadığım İskender'i ve bu kitabı farklı kişiler yazmış gibi. Kitap tesadüfen tanışan kahramanların birbirine geçmiş hikayelerinden oluşuyor. Bu hikayeler çok bilinen, daha öncede yazılmış, her gün basında gördüğümüz hikayeler. Ama akıcı dili, kurgusu, hikayelerin geçişi merak uyandırıyor ve hızlıca okumanızı sağlıyor.

*On Dakika Otuz Sekiz Saniye'den birkaç dakikada okuyacağınız alıntılar:

+Zannediyorlardı ki evlilik defterine imza atar atmaz insan hemen "koca" olur, "eş" olur. Oysa işin aslı şuydu ki, evlilik denilen müesseseyi anlamak uzun yıllar sürüyordu.

+Hayat birbirinden kopuk ve kesik kategorilerden değil, birbirine iplik iplik dolanan süreçlerden örülüydü.

+Bir kadının kocasını düşündüğünde aşk değil, sevgi değil, korku hissetmesi ne acıydı.

+Bazı bebekler, sanki önlerindeki zorlukları sezercesine, hayatı denememeyi seçiyordu ta en baştan. Bu dünyaya ayak basmış olsalar bile burada kalmamaya kararlıydılar.

+Hadiselerin göründüğü gibi olmayabileceğini ilk kez fark ettiği andı bu. Bu dünya zıtlıklar alemiydi bir bakıma. Ekşi ile tatlının birbirinin içine saklanabilmesi gibi, her akıllı insanın içinde bir delilik kalıntısı vardı ve her deliliğin derinliklerinde de bir aklıselim tohumu ışıldıyordu.

+İnsanlara en zayıf noktanı söylersen kesinlikle orayı hedef alıyorlardı.

+İnsan doğduğu coğrafyayı değiştiremez ama kaderini değiştirebilir.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube