Noktanın Seyri: Bir’den Bir’e

En son güncellendiği tarih: Nis 20


Nokta, bazen bir tümceyi bazen de bir ilişkiyi bitirmek için koyulur. Kendisi küçük etkisi büyüktür. Hem görünür hem de içsel anlamları vardır. Nokta denli değeri olmaz bazılarının. Öyle işe yaramazdırlar. Kimi süre de noktayı koyduğunuz yerde biten işlerimiz, oluşlarımız vardır. Kendimize güveni yansıtır. Bet (sayfa) üzerinde bir izdir. Genelde de karadır, vargıdır, yargıdır kimi anlarda da. Değiştirilemez olanı anlatır. Bittiği yerden başlatmaz bir daha. Ancak noktanın bir de tanrısal yönü vardır. Herkesin bildiği, kimilerinin usunun (aklının) almadığı, kiminin yüreğini titreten bir yön. Herkesin bildiği adıyla “Büyük Patlama” (Big Bang). ve sonrasında ortaya çıkan evrenimiz. O da patlamadan önce bir nokta idi.


Bilim adamları evrenin genişlediğini öğrendiğinden beri bu eylemi geriye doğru sardırdılar ve sonunda insan usunun almadığı bir küçüklükte ve yoğunlukta bir “nokta”ya ulaştılar. Milyarlarca yıl öncesinde, şu günün bilimsel hesabıyla yaklaşık 14 milyar (13.738 milyar) yıl, hiçbir şey yokken ani bir patlamayla başlayan, oldukça büyük bir hızla genişleyen ve bizim şu an gözlemlediğimiz ve içinde yaşadığımız evren oluşmaya başladı. Ondan önce ne vardı kimse bilmiyor, bilemiyor. Yalnızca Tanrı biliyor, ki zaten öncesi ve sonrası olmayan bir tek O var. Akıp giden süreden ve evrendeki herhangi bir yerden bağımsız olan, ancak kendisinin her şeyi kuşattığı, hiçbir şeyin O’ndan izinsiz devinimde bile bulunamadığı bir evren yarattı Tanrı. Öylesine görkemliydi ki bu evren, sırlarını bilimsel yollarla bulmakla bitmiyordu, bitmeyecek de. Fizik kuralları, doğa yasaları, matematiksel dengeler ve bin bir türlü canlı. İşte bunların hepsini bir “nokta”dan yarattı. Bu tanrısal yönüyle baktığımızda nokta bir sona değil, bir başlangıca neden olmuş oluyor.


Bir’den gelen bir çeşitlilik söz konusu ve hepsi Bir’e ulaşmak için yol almakta, kendisinin bir üst basamağına yükselerek en üste varmanın çabasında. Bir ağacın tohumunu düşünün. Tek bir tohum. Toprağa atılınca nasıl da ormana dönüşüyor. Güneş ışığın düşünün. Ak renkli bir ışık, bir prizmaya düştüğünde 7 renge ayrılıyor. Gökkuşağı da buna bir örnektir. Güneş ışığının yağmur damlalarının içinden geçerken kırılması sonucu oluşur. Bir’den çoğa nasıl da geçiyorlar öyle değil mi? Her şeyin özü Bir’dir aslında. Her şey o noktadan geldi ve o nokta da Tanrı’nın buyruğu ile oluştu. Yalnızca “ol” dedi ve her şey olmaya başladı. Evrendeki her şeyin yaşı aslında birdir. Yani bizler de 14 milyar yıl önce oluşmuş atomlardan oluşuyoruz. Evren içerisinde hiçbir şey vardan yok, yoktan var edilemez. İlginç değil mi? Herkes bir bakıma bir yıldız çocuğu, bir ay parçası ya da evrendeki herhangi bir şeyden bir parça. Öylesine güzel bir orantıyla bir araya getirilmiş ki, ortaya insan çıkmış. Yalnızca bunu bile düşünmek tüyler ürpertiyor.


Yazıya başlığını veren ise değerli bir fizikçi olan Taşkın Tuna’nın yazdığı betik. Kendisi evrenin nasıl meydana geldiğini bilimsel açıklamalar ile yalın bir dille anlatırken, Kur’an’ı Kerim’de bu konulara değinilen ayetlerle de bezeyerek, biz okurların beğenisine sunuyor. Atom altı parçacıklar olan kuarklardan, evrende bulunan en büyük gezegenlere ve üstelik ötesine dek uzanan bir yolculuk. Hiçbir şeyin rastlantısal olmadığının bir kanıtı. Çünkü bunca şey, kendi başına ortaya çıkmış olamazdı. Bir örnek vereyim. Diyelim ki bir depoda bir uçak yapmak için gerekli tüm parçalar var olsun. İstediğinizce süreniz var. Esen sonsuz bir rüzgârın bu parçaları bir araya getirerek bir uçak oluşturma olasılığı nedir? Ben söyleyeyim, yoktur.


Bir insanın ortaya çıkıp onu yapması gerekmektedir. Kendi kendine oluşamaz. Bırakın uçağı, bir küp şeker bile pancardan çıkıp küp şeklini alamaz. Dolayısıyla evrenin kendi kendine oluştuğunu düşünenlerin de bu betiği okumasını öneririm. Hadi diyelim ki böyle bir şey oldu. Neden insan gibi hem kendisini hem de doğayı yok edebilen bir canlı türü oluştursun evren ya da doğa? Hayvanları katmıyorum çünkü onlar çevreye insanlar gibi zarar vermiyorlar. Matematikçi ve filozof Gottfried Leibniz’e ait “Neden hiçbir şey yok da bir şey var?” sözüne bir yanıt niteliğinde okuyacaklarınız.


Çeşitli uzay görüntülerinin de basılı olduğu betlerde en son bilimsel gelişmelerin anlatıldığı bu eseri mutlaka okumanızı ve iyice üzerine düşünmenizi salık veriyorum. İnanın, üzüntü duymayacaksınız. Diğer yazdıklarını da zaten okumak isteyeceksinizdir yazarın. Bilim adamlarının çoğu görüşünün de yer alması, ki burada Einstein, Newton, Stephen Hawking gibi bilim dünyasına damgasını vuranları da içeriyor, sizlerin bir daha etrafınıza ve gökyüzüne benzer biçimde bakamamanıza neden olacak. Bir üst seviyeye geçince bir daha asla önceki durumuna gelmek istemez insanoğlu, gelemez de. Artık bilgilenmiştir ve daha çok şeyi görür, inceler, yorumlar ve anlamaya, anlamlandırmaya başlar. Zaten Allah da demiyor mu yüce betiğinde “Hiç düşünmez misiniz?”, “Ne de az düşünüyorsunuz?” diye. İşte “Oku” diye başlayan bir dini en güzel biçimde anlamak için de size bir fırsat. Kur’an’ın nasıl bilimle iç içe olduğunu, “Dinsiz bilim topal, bilimsiz din kördür.” sözünü nasıl desteklediğine tanık olacaksınız. Şimdiden iyi okumalar dilerim.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube