NEFES NEFESE

En son güncellendiği tarih: Nis 20


Ayşe Kulin’i çok severim, kalemi güçlüdür. Nefes Nefese kitabını bir solukta okumuştum, hiç unutmadığım kitaptır. Son Osmanlı Padişahlarından Fazıl Reşat Paşa’nın Leman Hanımla evliliğinden Sabiha ve Selva adında iki kızı vardır. Sabiha ve kardeşi Selva kolejlerde okuyup, piyano ile dil dersleri aldılar ve çok kültürlü iki kız oldular. Sabiha arkadaşlarıyla çay partilerine gidiyordu; orada Macit adında bir gençle tanıştı ve 6 ay sonra evlendiler. Selva ise liseden beri hoşlandığı arkadaşı Rafael Alfandiri’yi seviyordu ama Rafo Yahudi olduğundan babası bir türlü razı olmuyordu. O sırada tüm Avrupa’da savaş vardı, Türkiye’de etkileniyordu. Türkiye kimin yanında olacağına karar veremiyordu.


Ruslar, şartları kabul edilmezse boğazları alacaklar, İngilizler ordu yardımında bulunmayacaklar, Almanlar ise Yahudilerin yanında olduğumuz taktirde saldıracaklardı. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık hesabı ama Türkiye akılcı bir politika izliyor, kimsenin yanında değilmiş gibi davranıyordu. Bu oyalama taktiğiydi yani Türkiye, savaşın ateşine bulaşmadan, Almanlarla Müttefikler arasında gerili ince ipte, bir cambaz maharetiyle yürümeye çalışmaktaydı.


Macit üst düzeye yükselmişti ve ani gelen telefonlar ardından sabahlara kadar süren toplantılar, Macit ile Sabiha’yı birbirinden uzaklaştırıyordu git gide. Sabiha ile Macit’in Hülya adında yedi yaşında bir de kızları vardı. O sırada Selva ise babasından aldığı keçi inadıyla Rafo’nun da ailesinin ısrarlarına dayanamayıp birlikte Marsilya ya yerleşiyorlar. Ama Naziler her yere zehirli bir gaz gibi sızıyorlar. Naziler,Türk pasaportu ya da pasaportu yanında olmayanları ve Yahudileri bir yük vagonuna doldurup esir kamplarına götürüyorlar ya da sokağın ortasında iç çamaşırlarını indirip sünnetliler mi diye kontrol ediyorlardı. Ama Selva her şeyi göze alıp hamile bile kalmıştı. Ankara’ya o sıra, Macit'in yanına Tarık diye yeni bir çocuk atanmıştı, dürüst bir Anadolu çocuğuydu Tarık ve Sabiha da Macit de onu çok seviyorlardı. Tarık kısa zamanda yükseldi ve Fransız(Paris) konsolosluğuna atandı. Bu arada Sabiha’nın en yakın arkadaşı olmuş, birbirlerinden ayrılacakları için çok üzülmüşlerdi. Selva ile ilgili her şeyi anlatmıştı Tarık’a Sabiha ve Tarık gidince ona yardım edeceğine söz vermişti. Tarık, Paris’e iner inmez aradı Selva’yı tam trenden indiğinde Naziler yine işbaşındaydı zaten hiç durmuyorlardı ki.


Tarık, Selva’ya Fransız konsolosu Nazım Kenter den bir randevu ayarladı. Çünkü herkes SS’ler den kurtulmak için Türk konsolosluğunun önünde pasaport için uzun kuyruklar oluşturmuştu. Kocasının ve kendinin pasaportunu aldı. Selva bu arada Türkçe bilmeyenlere Naziler yakalarsa diye Türkçe öğretiyordu. Komşularından biri Selva’ya geldi ve konsolosu tanıdığı için kızı ve oğluna pasaport istedi. Selva çok iyi yürekli olduğu için kabul etti. Tarık ise İstanbul’dan bir arkadaşı Muhsin ile ev tutmuştu. Muhsin’in eve sürekli arkadaşları gidip geliyordu, bunlardan biri de Ferit idi. Ferit ile Tarık çok iyi dost oldular. Hatta Tarık Ferit’in arkadaşı Margot’la çıkmaya başladı, Ferit zaten evliydi. Ferit gizli bir kuruluşta çalışıyordu ve Yahudi olan Türkleri ve pasaportu olmayanları ek bir vagona doldurup İstanbul’a göndermek istiyorlardı. Bu trenden bakanlıktan duymuş olan Tarık’ın da haberi vardı. Selva’da Tarık’tan öğrendi, babasından dolayı gitmeyi düşünmüyordu. Ama doğan küçük çocuğu Fazıl olunca ve Rofo’yu Naziler esir alınca fikrini değiştirdi. Ama Selva kurtulup diğer insanları orada bırakamazdı. Ne yapıp ne edip Tarık ve konsolosu yardım etmeye razı edince, oğlu ve kızına pasaport isteyen kadını, çevre komşularını, Rafo’nun kuzeninin ailesini herkesi bir evde topladılar, sahte pasaportlar alındı, resimler yapıştırıldı.


Bu arada Selva herkese ihtiyaç duyacağı Türkçe cümleleri öğretiyordu. Marsilya’da gelişmeler böyleyken Ankara’da da durum karışıktı. Sabiha kocasının ilgisizliğinden çocuğuyla ilgilenmemeye başlar ve depresyona girer. Macit anne ve babasını çağırdı yanına, bir müddet orada kaldılar. Bu sırada Macit karısını briç partilerinden tanıdığı bir ruh doktoruna götürdü. Karısı içinde gizli kalmış bütün duyguları, ihtirasları ve kıskançlıklarını cerahat gibi akıtıyordu doktora, hatta kocasına bile söylemişti doktorunun yanında kendini çırılçıplak hissettiğini. Kocası bu durumdan şüphelenmişti ama sonra kendini ayıplamıştı. Fakat Sabiha kocasından bulamadığı ilgi ve şefkati, en yakın arkadaşı doktoru, sırdaşın da bulmuştu ve aralarında bir yakınlaşma olmuştu. Fakat bunu durdurup bir şey olmamış gibi hasta doktor ilişkilerine devam ettiler. Ama Sabiha gerçekten de bir gel git de idi ve tedaviler ona çok iyi geliyordu. Vatikan’ın İstanbul temsilcisinden sahte vaftiz belgeleri geldi bunları çocuklar için kullanacaklardı. Selva,Rafo ve Ferit sahte pasaport ve kimlikleri hazırlamışlardı ve herkes gerektiğince Türkçe biliyordu. Fakat trenin yolunu nereden geçeceğini bulamıyorlardı bir türlü, derken Ferit’in aklına geldi ve tam Berlin’in ortasından geçeceklerdi, zaten Berlin’in ortasından geçen bir trenden kim şüphelenirdi ki? Gel zaman git zaman trenin kalkacağı bildirildi ve trene bindiler, durduklarında birkaç kez Naziler kolaçan ettiler ama bir sorun çıkmadı.


ALINTILAR


+"Hayat dediğin nedir ki? Eninde sonunda hepimiz ölecek değil miyiz? Bari yaşam süremizi şerefli emellerle dolduralım da yaşadığımıza değsin."


+"Allah’ım" dedi içinden, "Çocuğuma bunları yaşatmamak için, neresine gideyim bu dünyanın? Koskoca yeryüzünde insanoğlunun birbirine eziyet etmeden yaşayacağı bir köşe bulunamaz mı acaba?"


+Çiçeklerin arasında en çok papatyayı severdi nedense Selva. Onun gibi, başına buyruk ama mütevazi kır çiçeği, diye düşündü Leman Hanım.


Editör: Kemal Albayrak

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube