Neden Hüznü Hep Kadına Yakıştırdınız?



Oysa birlikte yaratılmıştınız! Bir bütünün iki parçası. Elmanın iki yarısı. Yarım bir kalbin tamamlayıcısı… Dünyayı keşfeden Adem bir tek kadını sığdıramadı o dünyaya. Yıldızları çözen Adem yıldızlardan bir taç yapmak yerine o güzelim başa, oralardan çok uzağa, karanlığa bıraktı onu...


Has kültürümüzde "Han" iken kadın, başka kültürleşmelerle köle oldu şimdi. Alınıp satılan bir mal oldu bazen, horlanan ezilen varlığı hiçle bir tutulan. Oysa unuttunuz çoktan; sizi dünyaya getiren de o horladığınız kadındı... Kucağına sığındığınız, kollarında avunduğunuz, yaradanın bahşettiği sütüyle doyduğunuz… Ne zaman unuttunuz onun size verilen en değerli en kutsal emanet olduğunu? Ne zaman unuttunuz cennetin ayaklarının altında olduğunu? Ne zaman unuttunuz bir anadan doğduğunuzu?

Oysa lotus çiçeği gibiydi kadın. Çamurlu sularda bile tertemiz kalmayı, güzelliğini korumayı, etrafına güzellikler salmayı başarırdı. Gece karanlığında suyun dibinde olsa da yeni günde yeniden parlayarak çıkardı suyun yüzüne. Demem o ki; bu hayatta en büyük umuttu, hep yeniden doğuştu kadın...


Egonuza tersti, ikinci sınıf dediniz. Yetersiz hissettiniz aşağıladınız. Özgürlük tekelinizdeydi, siz eğlenirken gönlünüzce, onu dört duvarla baş başa bıraktınız. Seviyorum derken bile o kerte bencildiniz ki “kıskanırım” kisvesiyle yine yeniden kısıtladınız. Öyle ya sahiptiniz çünkü... Oysa sevmek neydi hiç anlamadınız...

Sevmek paylaşmaktı, sevmek anlamak, ayrı gözlerden aynı rüyalara bakmaktı. Vefaydı, fedakârlıktı, güven vermek güven duymaktı. İncinirse diye korkmak, üzüldüyse beraber üzülmek, mutluysa mutlu olmak, heyecanlandıysa birlikte coşmaktı... Önce içindeki küçük güzel kızı öldürmeyle başladınız. Sonra koruma içgüdüsüyle olsa gerek özgürlüklerini, önce ailede kısıtlamaya başladınız. Erkek çocuklarınızla hayata dair birçok şeyi deneyimlerken kız çocuklarınıza daha çok evde kalmayı kanıksattınız. Oyunlarında dahi itaatle hizmet etmeyi öğrettiniz!!!


Anneleri, “Kız çocuğu okur muymuş!” engeliyle yaşamış bir annenin kızıyım ben. Bizim nesil benzer kısıtlanmış anne hikâyeleriyle biraz daha bilenmiştir bu hayata!!! Misal ben; yıllarca bu hırsla attım adımlarımı. Kızlarımı da hayatlarına her zaman ve önce kendilerinin sahip çıkması konusunda bu örnekleri gösteriyorum. Sevmenin acıtmak, kıskanmak, küçük düşürmek, değersizleştirmek, kısıtlamak, yaralamak, sövmek dövmek hatta öldürmek olmadığını olamayacağını, sevmenin en büyük değerlerden biri ve belki de en büyüğü olduğunu, insanı sevmekle sahip olmak arasındaki farkı anlamalarını, hepimizin anlamasını ve düşünmesini istiyorum...


Anlayamadığınız hem çok küçük hem de kocaman o beş harf işte, “sevgi"... Sadece sevgi bizi bir tutabilir bu hayatta, sadece sevgi her güzel olguyu beraberinde getirir. Sadece sevmek mümkün kılar hem de her şeyi.


Şimdi hal buyken soruyorum; “Neden hüznü hep kadına yakıştırdınız?”


"Kadını sevecektiniz

Aldınız, ver bırakmadınız...

Sevi’ye yer bırakmadınız

O'na ben değil, sen diyecektiniz. "

Özdemir Asaf.


Yazan: Şule Uysal

20/07/2020

Editör: Demet Yener


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube