NE PLÂKLAR SEVDİM, KAPAKSIZDILAR


Müziğin plâklardan dinlendiği o eski yıllarda, dinleyicinin şarkıyı söyleyen kişiye dair ilk ve bazen de tek izlenimi plâk kapağındaki fotoğraflardı. Görselliğin kirlilik boyutlarına ulaştığı günümüzde inanılabilir gelmese de, müziğin büyük şehirler dışındakilere taş plâklar ve radyo yayınları sayesinde ulaştığı zamanlarda, dinleyiciler sevdikleri seslerin yüzlerini genellikle bilmezlerdi. Yılbaşı gecesi ilk radyo programını yapan Zeki Müren, sesinin radyo aracılığıyla ulaştığı yerlerde “kadın mı, erkek mi” diye tartışmalara neden olmuştu. Yine ilk olarak radyo aracılığıyla sesini duyuran Alpay, uzun süre gizemini korumuş ve yüzünü göstermeden fenomene dönüşüp ünlü olmuştu. Eğer büyük şehirlerde yaşayıp, gazinolara gitme şansları yoksa dinleyiciler, radyodan âşina oldukları seslerin yüzlerini ancak radyo dergileri sayesinde görebilirlerdi.


Taş plâklar için hazırlanan plâk kapakları ise, kapaktan ziyade plâğı koymak için yapılan alelâde zarflardan ibaretti. Üstlerinde plâğı yayımlayan firmanın adı ve bazen de firma bünyesindeki önemli şarkıcıların küçük portreleri olurdu; böylece aynı kapak değişik şarkıcılar için kullanılabilirdi. Kişiye özel kapak tasarlanmaması taş plâktan 45likler dönemine geçildiğinde de devam etti. İlk zamanlar firma kapakları içinde yayımlanan 45likler, kısa bir süre sonra ön yüzünde şarkıcının bir fotoğrafının, arka yüzünde ise o firmadan yayımladığı plâkları gösterir bir listenin yer aldığı ortak kapaklarla yayımlanmaya başladılar. Ajda’nın Regal firmasına yaptığı pek çok 45lik aynı kapakla piyasaya çıkmıştı. O dönemde, kapakların özel bir ilgiyi hak ettiğini düşünüp, konuya ilk eğilenlerden biri Alpay’dır. Kendi firması Penguen’den yayımladığı plâkların kapağı için özel bir fotoğraf çektirip ilk grafik çalışmayı yapmıştı; kapak fotoğrafı aynı olsa da şarkı isimleri kapağa eklenmişti. Zaman içinde şarkıcıya özel kapaklar ve sonrasında ise plâktaki şarkıya özel, onu anlatan kapaklar hazırlanmaya başlandı. İlhan İrem de plâk kapaklarının dizaynıyla şahsen ilgilenen isimlerdendi. Genelin aksine, 45liklerinin büyük kısmı açılır kapaklı olarak piyasaya sürüldü ve bir kısmının iç kapak fotoğrafı da İrem tarafından çekilmişti. Ve zamanla plâk kapakları, günümüzde dijital ortamlarda “servis edilen” şarkıların albenisini oluşturan video kliplerin, o günlerdeki ilkel karşılıkları oldular.


45lik kapakları görece daha ince bir kağıttan yapıldıkları için zamanla aşınıp yırtılırlardı. Bu durumlar için firmalar, o şarkıcının fotoğrafının bulunduğu ve pek çok 45liği için kullanılabilecek ortak kapaklar veya sadece firma adı ve logosunun bulunduğu firma kapakları hazırlarlardı. Günümüzde pek çok plâk, orijinal kapağı yerine bu tip ortak veya firma kapakları içinde bulunabiliyor. Eğer plâk az sayıda basılmış, zamanında pek satmamış yani nâdir bulunanlardansa, o zaman orijinal kapağa rastlamak hayâl olabiliyor. İşte bu yüzden, sadece kapak için plâk toplayan, kapak koleksiyonerleri bile var. Sadece kapağı için alıp, plâğı hiç dinlememiş olanlar da.


Plâk kapaklarından söz ederken, başlı başına koleksiyon nesnesi olan illüstrasyon kapaklardan ve çizerlerinden bahsetmemek imkânsız. Özel takipçileri olan kapak ressamlarının en ünlüsü Prof.Dr. Betül Dengili Atlı. Led Zepplin albümü için hazırladığı illüstrasyon kapağı gören Atlantic Records yetkililerinin “Bu kapağı görmüş olsaydık, dünya genelinde bunu basardık” dediği Atlı, sadece 8 ay gibi kısa bir süre kapak çizerliği yapmasına karşın, Presley’den Feliciano’ya, Hümeyra’dan Zümrüt’e pek çok plâğın kapağını çizmiştir ve çizdiği kapaklar günümüz koleksiyonerlerinin en çok aradığı koleksiyon malzemelerindendir. Özel koleksiyonerleri olan Atlı, Nemrud, Erkin Koray ve Mustafa Özkent’in yeni yayımlanan albümlerinin kapaklarını çizerek sektöre geri döndü. Kapak illüstrasyonları hazırlayan bir diğer önemli isim, sonradan sesi ve besteleriyle büyük bir üne ulaşan Hümeyra’dır. Feliciano’nun “Rain” 45liğinin ve Grand Funk’ın “Save the land” 45liğinin kapaklarında onun imzasına rastlanır.


Plâk koleksiyonerliğinin en meşakkâtli yönlerinden biri plâğı orijinal kapağıyla bulmaktır. Çünkü plâk ve kapağı bir bütün olarak değerlendirilir. Kuşkusuz asıl önemli olan sesin kaydıdır; ancak o kaydı içinde taşıyan, o kayda özel hazırlanmış kapak, plâğın değerini yükselten, tamamlayan elemandır. Ülkemizde bu düşünce pek rağbet görmese de, uluslararası platformlarda kapak da plâk kadar önem arz eder. Aynı plâğın farklı ülkelerde, farklı kapaklarla yapılmış baskılarını toplayan koleksiyonerler vardır. Bienallerde belli tarihler arasında yayımlanmış veya belli bir konu çerçevesinde hazırlanmış plâk kapakları sergilenir. Plâk kapaklarına özel ilgi gösteren bazı sanatçıların diskografilerini kapaklar üzerinden takip etmek ve yorumlamak mümkündür.


Kapaklar bunca önemliyken, kendi koleksiyonerlerini oluşturmuşken, 1980 sonrası liberal ekonominin sıkı takipçileri plâk kapaklarına da el attı ve mertlik bozuldu. Çünkü bir süredir sahte plâk kapakları yapılıyor. Üstelik hiç öyle gizli kapaklı, el altından falan da değil; aleni, ilanlar verilerek yapılıyor. Bir çizerin, bir sanatçının emek vererek, şarkıya veya şarkıcıya yüklediği anlam üzerinden hazırladığı ve (bizde olmasa da) haklarını haiz olduğu bir kapak renkli çıktı alabilen herhangi bir paragöz tarafından kopya ediliyor ve hiç kimse bunda bir sıkıntı görmüyor. Ne basan, ne satan, ne de alan. Warhol’un veya Basquiat’ın herhangi bir çalışmasını birebir kopya edip satmaya çalıştığınızda suç ama çizdikleri albüm kapaklarının tıpkıbasımlarını yapıp satarsanız suç değil… mi? Kapağın herhangi bir yerinde orijinal olmadığı belirtilmemişse, bu durum, tabirin hafifiyle kandırmak, ağırıyla dolandırmak olmuyor mu? Plâk kapağı bile olsa, bir sanat eserinin kazanç amacıyla sahtesini yapmak, bunun için ilanlar vermek olağan mı?


Kapağın orijinalinin bulunamaması gibi bir neden bence geçerli değil. Çok gerekliyse, düz tek renk kapak veya belki firma kapağı yapılabilir ama orijinal bir kapağı yeniden basmak, koleksiyoner olarak beni rahatsız ediyor. Hem yıllarımı verdiğim koleksiyonerliği değersizleştirdiği için, hem de bir arşivci olarak ülkenin (zaten olmayan) müzik tarihini deforme edip, uyduruk bir geçmiş oluşturduğu için. Ajda’nın Regal dönemi plâklarına tıpkıbasım kapak hazırlayanlar hızlarını alamamış olacaklar ki; hiç var olmamış kapaklar da hazırlamışlar. 60’lı yılların Ajda’sına ait fotoğrafların kullanıldığı bu sahte 45lik kapaklarının bazılarında Semiramis’in fotoğrafı kullanılmıştı. Kız kardeşler benzediği için mi, yoksa bu işe soyunan paragözlerin müzikle ilişkisi hamsiyle helikopter arasındaki ilgi kadar olduğu için mi, bilmem? Bu hiçbir zaman var olmamış 45lik kapaklarının müzik yaşamımıza “hediye” edilmesi, Ajda ile sınırlı değil, Tanju Okan da nasibini almış durumda. Söz ettiğim bu kapaklar, bir süre önce bir internet sitesinde satıştaydılar. Facebook’taki plâk satış gruplarında, rastlanması kolay olmayan pek çok kapak birden arz-ı endâm edebiliyor. Bencileyin kuşkucular için yeni baskıların bir şekilde sarartılarak eskitildiği (!) de duyumlarım arasında. İşin kötü tarafı, piyasada dolaşan bu uyduruk kapaklar bir süre sonra, orijinal kabul edilmeye başlanacak; çünkü geçmişe dair genel ilgi ve bilgi “ay, ne güzel çıtırtılı albüm” düzeyinde.


Bir koleksiyoner olarak görüşüm, tıpkıbasım bir kapakla satılan plâğın “kapaksız” olduğudur. Çünkü uluslararası değerlendirme plâk ve kapak için birlikte geçerlidir; kapak derecelendirme dışı değildir. Orijinal olmayan yani sahte bir ürün ise, koleksiyon değeri teşkil etmez. Plâklar bir şekilde yaşamınıza girdiğinde, yeni plâk aramak kadar, hatta belki ondan da önemli olan konuyla ilgili okumak, araştırmak ve öğrenmektir. Neyin değerli, neyin değersiz olduğunu ayırmak, değerin fiyatla ölçülmemesi gerektiğini öğrenmek önkoşuldur. Çünkü bilgi olmadan ilgi uzun süre yaşamaz. İlginiz bittiğinde, paragözlerin elinize tutuşturduğu bir dolu çöple kalakalırsınız. Kuşkusuz söylediklerim her satıcı için geçerli değil; işini bilerek yapan ve sorduğunuzda size doğru bilgiler veren satıcılar var. Bir de diğerleri var. Geçtiğimiz yıl, internette gördüğüm bir plâğı, “plâk ve kapak iyi durumda” tanımlamasına inanarak satın almıştım. Elime ulaştığında, kapağın fotokopi olduğunu gördüm; satıcıya durumu sorduğumda verdiği cevap genel bakışı özetler şekildeydi: “Ben iyi durumda dedim, orijinal demedim ki?”

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube