NE DÜŞÜNÜYORLAR NE HİSSEDİYORLAR?

En son güncellendiği tarih: Haz 21


Onlar edebiyat dünyasının yazarları ama aynı zamanda sıradan insanlar. En başta onlar da bir babanın evlatları; zaman içinde kendileri de baba oldular. BABALAR GÜNÜ için hem evlat hem baba olan yazarlarımızın bu konuda fikirlerini aldık; evlat - baba, baba - evlat ilişkileri hakkında ne düşünüyorlar ne hissediyorlar biz sorduk, onlar söyledi. 



*BABAM AĞLARKEN

 Ben çocuktum, bir gece tuvalete kalktığımda babamın yalnız başına salonda oturmuş kısık bir sesle ağladığına şahit oldum. Yanında gittiğim, başımı okşadı “Ağlıyor musun baba?" diye sordum . Gözlerini sildi “Hayır az önce mutfakta soğan doğramıştım gözlerim ondan yaşardı,” diye cevap verdi. Ama ben anlamıştım babam ağlıyordu. O yaşta bir çocuk için, baba güvendir, dağdır, demirden kapıdır karanlık gecelerin ışığıdır, güçtür yaşama kaynağıdır. Babasını ağlarken gördüğünde ne olur onu da bilir misiniz ? Hayır yaşamayan bunu asla bilemez, bunu ancak yaşayan bilir, cehennemin resmine bakmakla cehennemde olmak farklı şeydir. O yaşta bir çocuğun babasını ağlarken görmesi ardındaki o dağın yok olması, güvenin sıfırlanması, demirden kapının kırılması, karanlık gecelerinde yanan ve yol gösteren ışığın sönmesidir. Babanın ölmesinden daha kötüdür, çünkü baba ölünce insan bir şey beklemez ama yaşayan bir babanın çaresizce ağlamasına şahit olan çocuğun içi acır, korkar, titrer, hayattan ve yaşamaktan çekinir. Babası var olduğu halde çaresiz kalışı çocuğu yaşamaktan ürkütür. Bir çocuk en büyük acıyı güvendiği dağın aslında orada olmadığını gördüğü an çeker, yalnızlık o çocuğun bedenine çöker. O zamanlar ben, baba olduğumda ağladığım vakitler olursa çocuğumun görmemesine karar verdim. O günler bir babanın ağlayışına  şahit olan çocuğun duygularını biliyordum, ama bir çocuğun ağladığında babanın duygularını asla bilmiyordum. Uzun zaman sonra baba olup çocuğumun ağladığına şahit olduğumda hissettiğim şey ise ince bir sızıydı. İçimden akıp karnımın alt bölgesinde toplanarak bedenimin her yanına yayılan ince ve zalim bir sızı... Çaresizliğin sızısı ve acıma duygusunun verdiği ağrı... Ve anladım ki baba olmadan babalık duygusunu anlamak mümkün değil... Bir çocuk babaya ne tür bir zalimlik ve saygısızlık yaparsa yapsın baba bunu kısa sürede unutan ve yok sayan insandır. Her babanın çocuğunun sağlığına ve mutluluğuna şahit olmasını dilerim ve dilerim ki hiç bir baba evlat acısıyla imtihan edilmesin. Ve hiç bir baba ağlamasın... Sevgilerimle Mirza Tazegül


*Babalar gününüzü tebrik ederim, sevgili dostlar… Hayatımızda, varlığımıza anlam katan öyle kutsal değerlerimiz vardır ki onların, yılın sadece belirli günlerinde hatırlanmasına gönlüm asla razı olamıyor. Bu değerlerimizden biri de dünyaya gelmemize vesile olan; canımız, kanımız, elleri öpülesi babalarımızdır. Uzun yıllar önce yan yana yürürken başkalarına, gururla ‘bu adam benim babam’ diye tanıttığım o dağ gibi insanın, şimdi ancak fotoğraflarını göstermekle yetinmek zorundayım. Babamın ve onunla dolu dolu geçirdiğim vakitlerin kıymetini, çocukluğumda ve ilk gençlik yıllarımda bana yaptığı nasihatlerin değerini, baba olunca daha iyi anladığımı itiraf etmeliyim. Artık dede olma yaşındaki bir adamın tavsiyesini dinlerseniz babanız ve anneniz hâlâ hayattayken kıymetlerini bilin, bir sözlerini iki etmeyin, onlara ‘öf’ bile demeyin. Emin olun ki sonra hasret gidermek için üzerlerindeki toprağa sarılmak da fayda etmiyor! Gençosman Denizci


*Babamı 2011 yazının başında kaybettim, 2013 sonbaharının başında da baba oldum. Baba olmamın bendeki en büyük etkisi, endişe duygumun aşırı oranda yoğunlaşması oldu. Sadece evlatken veya baba olmadan anlaşılmayacak şeyler bu bahsettiklerim. Bizim nesil genelde babalarıyla mesafeli büyüdü, eksiklikler hissetti. Tüm bu geleneksel eksikliklerin acısını, kızımla çocukça yaşayarak çıkarmaya çalışıyorum. Kızımı büyütürken, çocukluğumda babamdan duyduğum ama hiç kulak asmadığım nasihatleri ara sıra kulaklarımda çınlıyor. Dostoyevski'nin dediği gibi "Ne yaparsak yapalım pişman kopacağız hayattan ya yaptıklarımızdan ya da yapmadıklarımızdan..." Ve ne yazık ki hiçbir annenin, babanın kıymeti ölmeden bilinmeyecek. Varsın yaşarken bilinmesin, bu bizim evlatlarımıza duyduğumuz sevgiyi eksiltemez... Tüm babaların şımarma günü kutlu olsun...  Sinan Turanlı


*Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; ben babamı kaybedince büyüdüm... Daha önce de hep sorumluluk sahibi, tabiri caizse; akıllı-uslu, çocuklarına örnek olmaya çalışan biriydim... Büyüdüm sanıyordum. Babamın arkamda bir dağ gibi durduğunu unutuyordum. Nasihatlerine kızıyordum da bazen... "Ben büyüdüm artık!" diyordum. Onu kaybettiğim gün anladım ki; meğerse ben hâlâ daha bir çocukmuşum.  Onun yarattığı kocaman boşluğu dolduramayınca anladım bunu sonra... Sanki koca dünyada yapayalnız ve çaresiz kalmıştım. Birdenbire büyümek zorunda kalınca anladım. Artık babam yoktu ve ben bir babaydım, oğul değil... Bu vesileyle başta rahmetli babam olmak üzere, tüm babaların, "Babalar Günü"nü kutlar, sağlık ve esenlikler dilerim. Babanızın kıymetini bilin lütfen! Teşekkür ederim ☹️ Sıtkı Öztürk


*Baba olmak, sorumluluk ve şahsiyet sahibi olan insanlar için oldukça zor olsa gerek. Bunun yanında güzellikleri de içinde barından ilginç bir duygudur. Bir hocamız insan ne kadar rasyonel bir varlık olsa da hayatındaki en önemli kararları alırken aklı devre dışı bırakır demişti. Bu fikre katılıyorum. İnsanın baba olmasıyla da buna benzer duygular yaşayabilir. Bunu şöyle bir örnekle açıklayabilirim. Kitap benim dünyamın olmazsa olmazlarındandır. Kendi kütüphanemin kitapları çok kıymetlidir. Her üç çocuğum da küçükken kitaplarımı döküp oynadı, yırttı, örseledi. Çocukların bu yaptıklarını görünce çok ama çok mutlu olmuştum. Kütüphanemdeki bütün kitaplarımı yırtsalar da elbette üzülürdüm, ama dövünmezdim. Oysaki normal şartlarda kütüphanemizin başka sebeplerle helak olması beni belki de sinir krizine sokabilir. Ben doğduğumda merhum babam 57 yaşındaymış. Evin küçük çocuğuydum, seviliyordum. Ama aradaki yaş farkı dolayısıyla çok kaynaşamıyorduk sanki. Beri yandan diğer kardeşlerime göre daha şanslıydım. Babamın kuşağı, okuduklarımdan, dinlediklerimden öğrendiğime göre çocuklarını çok sevdiğini hissettirmezlermiş. Babam bu kategoride değildi. Beri yandan insanın karakteri, şahsiyeti, ahlakında anne-babanın olumlu-olumsuz bir etkisi vardır. Bugün akranlarıma göre, iyi-kötü ülkemiz için bir katma değer bir şeyler üretebiliyorsam, bunda anne-babamın çok ciddi katkısı olduğunu düşünüyorum. Allah mekanını cennet eylesin... Ben baba olduğumda babam vefat etmişti. Babam ile ilgili benim yaşamımda olumsuz izler bırakacak büyük olaylar yaşamadım. Fikrim pek değişmedi. Baba oldukça insanın daha büyük sorumluluk yükünün sırtına bindiğini söyleyebilirim. Babalar günü de “Anneler Günü”, “Öğretmenler Günü” vs. günler gibi bana çok sıcak gelmiyor. Bir farkındalık oluşturmak anlamında belki katkısı oluyordur sadece. Babalarımızın kıymetini 365 gün bilen insanlardan olmamız dileğiyle… Oğuzhan Saygılı

*Baba olmak, nasıl tarif etsem size?.. Dünyaya bir can getiriyorsunuz ve onun dakika dakika gelişimine şahit oluyorsunuz. Oğlum doğmadan önce böyle bir duygunun varlığından bihaberdim. O, doğduktan sonra babama bakışım da değişti haliyle. Benim kendi oğlumla hissettiğim duyguları, çektiğim sıkıntıları; o, bende hissetmiş ve çekmiş... Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü vb. özel günler artık anlamını yitirdi aslında. Sadece bir hediyeleşmeye döndü. Anne, baba ve sevgili olmak tek günde nasıl kutlanabilir, değeri bir hediyeyle nasıl ölçülebilir ki?... Mehmet Tuna


*Baba olmak sadece kendinin değil tüm ailenin yükünü taşımak, acısını hissetmektir. Bunun üstüne birde varlığı fazlalık görülmektir. Öyle an gelir ki kendi emeğiniz sizi reddeder, kendi malınız sizi yerden yere vurur. Babaysanız gıkınız bile çıkmaz. Kendi ciğerinizi, kendi elinizle söküp gömmek gibidir evlat acısı. Ben doğduğumdan iki ay sonra babam Almanya'ya gitmiş. 7 yıl sonra kesin dönüş yapmış. Babamla hatırladığım ilk hatıra beni okula yazdırdığı gündür. Onsuzluğu çok iyi bilmeme rağmen hep kopuk olduk. Ta ki öldüğü güne kadar. O gün bütün kopukluklar kalktı tek biri kaldı. O gün büyüdüm. İlk çocuğum doğduğunda askerdim. İzne geldiğimde 5 aylık, tezkere aldığımda 11 aylıktı oğlum. Onunla da kopmuştuk. Aslında bu belki de tam olarak kuşak çatışmasıdır. Evlât ile baba zihnen bir şekilde kopuyor. Babalar günü; aslında her gün babalar günü. Her gün dünyanın bir yerinde babalar üzülüyor, babalar seviniyor. Babalar günümüz kutlu olsun. Uğur Ukut


Öyle birini düşünün ki, yeryüzünde kendinden daha başarılı, kendinden daha yakışıklı, ekonomik olarak kendinden daha zengin, çevresinde kendisinden daha çok çocuklarının ismi anılsın, çocuklarının yaptıkları konuşulsun ister... Hiç kıskanmadığı gibi, övgülerin, güzel sözlerin çocukları için artmasını isteyen bir canlı... Ona sorsalar, oğlunun ya da kızının ömrü bitti, ama sen ona ömrünün kalan kısmını verirsen, uzun, sağlıklı, mutlu bir ömrü olacak, dendiğinde tereddüt dahi etmeden, canını veren biri... Hani meşhur bir söz var; "Meyve vermese de gölgesi yeter" denen biri...  Dört kişilik bir ailede üç dilim pasta varsa, "ben pasta sevmem" diyen biri...  Değeri paha biçilemeyen biri...  Kısaca biz ona BABA diyoruz. Şimdi sembolik dense de, senede bir gün ayrılmasına şaşıyorum... Babalar günü benim için her gün, ben halihazır da Babamı öpmeden yanından geçmem... Rabbim onlara uzun ömürler versin, ben yarın;" keşke yaşasaydı da babamı doya doya öpseydim" demeyeceğim, sizler de demeyin, bu yazıyı okuduysanız, 2 dakikanızı ayırınız ve babanızı arayınız... Sonrası mı??? Onu çok sevdiğinizi söyleyin, zira yarın çok geç olabilir.  Ahmet Uygun


* BABA OLMAK; Küçük bir çocukken babalarımızın dünyanın en bilge insanı olduğunu düşünürken büyüdükçe ondan daha çok şey bildiğimizi iddia etmeye başlarız. Ama unuttuğumuz şeyler var… Yaşanmışlıklar… Tecrübe denilen bu yaşanmışlıkları maalesef yaşamadan elde edemiyoruz. Keşke daha çok dinleseydim babamı dediğim zamanlar illa ki oluyor ve giderek ona benzediğimi fark ediyorum. Belki özlemden belki de elde etmeye başladığım tecrübelerden… Baba olduktan sonra bütün dünyamın değişeceğini hiç düşünmemiştim. Hayatın tam bir korku filmi olduğunu onun doğdu gün öğrendim. Acaba üşüyor mu, rahat uyuyor mu, rahat nefes alıyor mu? Bunun gibi binlerce soru sorarken kendimi buluyorum. Korkuyorum hem de çok… Onun kılına zarar gelse canımın çok yanacağını bilerek yaşıyorum. Küçük bedeni ile etrafta koştururken hayatımın en büyük heyecanını yaşıyorum. Oğlum yavaş düşeceksin. Kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başlıyor ve durduğunda rahat bir nefes alıyorum. Anlayacağınız baba olmak en küçük şeylerde bile kalbinizin yerinden çıkacakmış gibi atmaya neden olmasından ibaretmiş. Gece uyandığımda nefesimi tutup onun nefes alıp vermesini dinleyip öyle uykuya dalıyorum. Demiştim ya aynı babama benzemeye başladım. Eskiden annem anlattığında babamın bu durumuna gülerken şimdi bende aynı şekilde davranıyorum. Tecrübeler… En büyük klişe baba olduğunda anlarsın… Gerçekten de insan baba olduğunda birçok şeyi daha iyi anlıyor. Muhammed Buğra Kızılarslanoğlu


*KAPLUMBABA Sert rüzgârlar saçlarını tarardı, cigarası hayatın tüm acılarına tebelleş olmuş isyan bayrağı gibi kora kor kata kata yanar, güzel günler için tüterdi... Ulu bir dağın yamacıydı sanki omuzları, en güneşli günlerde bile karlı... Dert atardı gönül mangalına, borç katardı kıt kanaat zamanlarına... Oh derdi yüzümüze de of demezdi bir kere olsun taşıdığı yükün altında... Çocukluğumda çocuk, gençliğimde arkadaş, yaşlılığımda genç ama hep yoldaş oldu... Haram nedir tatmadık sofrasında... Elem nedir bilmedik himayesinde... Bakışları derinlere dalar, dipsiz kuyulardan çeker çıkarırdı aybaşlarını... Umutsuzluğu görmedik gözlerinde... Yokluk, çektik, yoksulluk çektik lakin haysiyetsizlik çekmedik gölgesinde...

Özdemir Asaf, Ultra isimli şiirinde; “Bir kelimeye bin anlam yüklediğimde sana sesleneceğim” der. Belki de bin anlam yüklenmiş bu kelime “Baba’dır” ne dersiniz? Eğer şanslıysak dünyaya geldiğimiz andan itibaren iki koruyucu meleğe sahip oluruz. Bunlardan biri annemizdir, diğeriyse babamız. Anneler bizi yakın tehlikelerden koruyup kollamak için çırpınırken, babalar erkek bir aslan gibi dünyanın tüm kötülüklerinden bzileri korumak için gözünü bile kırpmazlar. Klasik bir cümledir belki ama gerçekten; “yemeyip yedirirler, giymeyip giydirirler.” Maalesef ki evin en mazlum insanıdır aslında babalar, en yalnız karakteridir. Hep en son öğrenirler olup biteni, en son haberleri olur sırlardan. Bazen karısına, bazen çocuklarına, bazen kendi anne-babasına yaranamaz, üstüne bir de iş yerinde patronuyla didişir. En kötüsüyse, herkes ona dert yanar da, onun içine çektiği derin nefesinden başka halini anlatacağı yoktur. Sabırla tıkır tıkır işler saat gibi... Hayat tuhaf; bazı şeyleri sadece yaparak öğreniyor insan, anne-babalık gibi... Ve şunu itiraf etmeliyim; ben ilk çocuğumu kucağıma aldığım andan itibaren anlamaya başladım kendi ebeveynlerimin beni yetiştirirken neler çektiğini, nelere katlandığını. O yüzden yavrusu ateşliyken sabah; işte o zaman gerçek anne-baba oluyor insan... Kelimeler yetmez elbette kıymetini anlatmaya eli öpülesi babalarımızın, hepsinin Babalar Günü kutlu olsun. Onlar için Rüzgârını Bekleyen kitabımdan bir şiirimi bırakmak istiyorum yazımın sonuna; dünyayı sırtında taşıyan tüm babalarımıza gelsin... KAPLUMBABA Sevdiklerini sırtında taşır Ağır adımlarla yürür yılları Kırılınca içine kapanır Bu yüzden ağardı sakalları Erdal Tuna


*Son dört yıldır kendi çocuklarımla babalar gününü kutluyorum. Şimdilik pek bir umurlarında olmuyor gerçi ama günün birinde bugünün anlamını benden daha iyi anlayacaklarını düşünüyorum. Çünkü bir şeyin değerini onunla geçirdiğin süreç boyunca elde ettiğin mutlulukla orantılı olarak anlarsın... Öncelikle babalarından şu veya bu şekilde ayrı olan her çocuğu kendi çocuklarımmış gibi kucaklıyorum ve baba olmayı hak eden ancak olamayan ve bunu canı gönülden isteyen ve gerçekten baba olmayı hak edip ve olan herkesin her bir bireyin BABALAR GÜNÜNÜ kutluyorum... Sağlıkla, merhametle ve huzurla kalın.   Çağdaş Balıbey


Hazırlayan: Özgün Onat

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube