MOMO – MICHAEL ENDE

En son güncellendiği tarih: May 9


Kiminle konuşsanız vaktinin hiçbir şeye yetmediğinden şikâyet ediyor. Söz konusu kişi hafta sonu tatili olmadan işe giden vardiyalı işçi de olsa, part time çalışan da olsa, ev hanımı da olsa… Hatta öğrenciler bile “Vaktim yok.” diye sızlanabiliyor. Zamanı etkin ve tasarruflu kullanmanın yolları ile ilgili kitaplar yazılıyor, şirketler çalışanları ile ‘workshop’lara katılıyor. İşe yarıyor mu? Eminim faydasını görenler vardır ancak azınlıkta olduklarını düşünüyorum. Hepimiz sürekli dertlendiğimize göre.

Yaşımız ilerledikçe bir şekilde zamanımızı verimli kullanmayı öğreniyoruz. Belki mükemmele ulaşamıyoruz ama en azından iş-aile-sosyal hayatı dengelemeyi beceriyoruz. Bazılarımız bu işi epey iyi kıvırıyor. Aktif iş hayatına ve çocuklara rağmen kültür sanat etkinliklerine zaman ayırmayı başaran insanları kıskanıyorum. Gün bana yirmi dört saatken ona otuz altı saat mi,diye.

Michael Ende’nin Momo romanı, görüntüde bir çocuk kitabı olmakla beraber kesinlikle yetişkinlere yönelik. Gerçek üstü öğeler içerdiği için fantastik ya da bilimkurgu zannedebilirsiniz -ancak alakası yok- konusu tamamen dünyevi.

Konu demişken basitçe anlatalım: Büyük bir şehre, küçük bir kız gelir. Adı, yaşı, ailesi, nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan bu küçük kız; adının Momo olduğunu iddia eder. Bu ismi kendi kendine vermiştir. Şehirliler Momo’nun güvende olması için polisi aramayı teklif ederler, ailesini bulmayı ya da hatta evlerine götürmeyi önerirler. Hepsinin çocukları vardır. ha bir eksik ha bir fazla fark etmez, kız da yaşar gider sonuçta diğer çocuklarla. Ancak Momo kabul etmez, şehrin amfi tiyatrosunda ufak bir yuva yapar kendine. Çocuklar oynamak için yanına gider, büyükler sık sık gelip ihtiyacı var mı diye kontrol eder. Momo şehir halkının bir parçası olur. Derdi olan Momo’ya anlatır, çocuklar en güzel oyunları Momo’yla kurar.

Ancak bu tatlı düzen zamanla bozulacaktır. Bilirsiniz, mutluluk sonsuza kadar sürmez. Nereden geldiği ve kime hizmet ettiği belirsiz Duman Adamlar çıkar ortaya. Gözlerine esnaftan berber Fusi’yi kestirirler ilk. Fusi; mesleğini seven, işini asla aceleye getirmeden özenle yapan, müşterileri ile sohbet eden, çırağına iyi davranan bir adamken şimdiye kadar zamanını boşa harcadığına ikna edilir Duman Adamlar tarafından. Sonra tüm esnaf bir bir tuzağa düşer. Şehir halkı, eğer zamandan tasarruf ederlerse ileride faiziyle geri alacaklarına inanmaya başlar. Zamanın yaşam demek olduğunu, yaşamdan da tasarruf edilemeyeceğini unuturlar.

Duman Adamlar’ın karşısında tek engel vardır: Momo. Süslü yalanlara kanan halk, Momo’yla konuşunca eski hallerinde dönmektedir. Bir anda küçük kız açık hedef durumuna düşer. Önce aklını çelmeye çalışırlar. Momo saf ve gözü tok bir kızdır, art niyeti görmez bile. O yüzden de oltaya gelmez. Duman Adamlar boş duracak değildir, sonraki hamleleri ise barışçıl olmayacaktır.

Buradan sonrası ile ilgili daha fazlasını yazarsam okuma zevkinizi baltalarım. Ancak kitabın tam adını söylersem zararı olmaz: Momo ya da Zaman Hırsızlarının ve Çalınmış Zamanı Geri Getiren Çocuğun Tuhaf Öyküsü. Kaybettiğiniz zamanı geri alma düşüncesi ilginizi çekti değil mi? Zaman hırsızlarına kanmayın, gidenin geri dönüşü yok. Saatler ve takvimlerle ölçtüğümüz zamanı çok da dert etmeyin. İşler yetişmeyecek zannettiğinizde Çöpçü Beppo’nun söylevini hatırlayın.

“Bazen önüme upuzun bir cadde çıkıyor. Öyle uzun ki insan bunun sonu gelmez sanıyor. O zaman acele etmeye başlıyorsun. Gittikçe daha çok acele ediyor insan. Her önüne baktığında yolun hiç de kısalmamış olduğunu fark ediyorsun. Daha hızlı ve daha gayretli çalışıyorsun, sonunda nefesin kesilip güçsüz kalıyorsun. Ve cadde hala upuzun bir şekilde seni bekliyor. İnsan caddenin tamamına bakıp hemen bir karara varmamalı. Her zaman adım adım ilerlemeli. Sürekli olarak bir adım sonrasını düşünmeli. İşte o zaman hayat zevkli olur. Önemli olan işini iyi yapmaktır. Bir de bakarsın ki adım adım yolu bitirmişsin. Nasıl olduğunu anlamadan ve yorulmadan.”

Bu tuhaf öyküyü okuyun, çocuklarınıza okutun ve arkadaşlarınıza hediye edin. Herkes kendinden bir şeyler bulacak, herkes kitaptan bir şeyler kapacak. Üstelik okurken kıymetli zamanınızı harcadığınız hissine de kapılmayacaksınız, her saniyesine değecek.

Editör: Burçin KAHRAMAN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube