MODERN KAHİRE / NECİB MAHFUZ



Yazar Adı: NECİB MAHFUZ


Kitap Adı: MODERN KAHİRE


Çeviri: OLCAY BOYNUDELİK


Yayın evi: KIRMIZI KEDİ YAYINLARI


Basım Yılı: MART 2020 (3. BASIM)


Türü: ROMAN


Sayfa Sayısı: 215


*Daha önce Necib Mahfuz okumak kısmet olmamıştı. Nobel kazanmış yazar olarak okunacaklar listemdeydi. Kırmızı Kedi Yayınlarının düzenlediği çekilişte kazandım, çok mutlu oldum ve vakit geçirmeden okudum.


*Necib Mahfuz, 1911 yılında Kahire'de doğdu. 1934'te Kahire Üniversitesi'nde felsefe eğitimini tamamladı. Uzun yıllar kamuda çalıştı. 1956 - 57 yıllarında yazdığı 'Kahire Üçlemesi' ile adını duyurdu. 1959 yılında El-Ahram gazetesinde tefrika edilmeye başlanan Cebelavi Sokağı'nın Çocukları, içerdiği dini görüşler nedeniyle Mısır'da ve birçok Arap ülkesinde yasaklandı ve ilk olarak Beyrut'ta yayımlandı. Necib Mahfuz 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü aldı. 30'dan fazla romanı, 300'den fazla öyküsü vardır. 2006 yılında vefat eden Mahfuz'un yapıtları pek çok dile çevrilmiştir.


*Olcay Boynudelik, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Yeditepe Üniversitesinde okutman olarak çalışıyor. Kırmızı Kedi'den çıkan çevirileri: Sylvia Plath - Kohnny Panik ve Rüyaların Kutsal Kitabı; Necib Mahfuz - Kahire Modern; Kamila Shamsie - Taşlarda Gizli Tanrılar.


*1922 yılında Mısır İngilizlere karşı tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eder. Kral Faruk yönetimi altında bağımsızlık fikrine alışmaya çalışan bir toplumda, yeni çelişkiler yaratacak fikirlerin, köktenciliğin ve Arap milliyetçiliğinin tohumları atılmaktadır. Bu ortamda yoksul bir aileden gelen ve kısa yoldan zengin olma hırsıyla yanıp tutuşan bir üniversite öğrencisi olan Mahcub, yükselme tutkusuyla her türlü ödev duygusuna ve ahlaki ilkeye sırt çevirir. Açlığın pençesinde geçen yılların ardından, hiç düşünmeksizin karşısına çıkan ilk memuriyet fırsatına tutunur. Ancak hayata ve toplumu oluşturan değerlere karşı sinik bir tutum benimseyen bu genç adam, Mısır toplumunu sarsan siyasi çalkantıların arasında, kendisini katbekat aşan olaylar girdabında kaybolmaya mahkûmdur. Necib Mahfuz, 30'lu yılların başında bağımsızlığını yeni kazanmış, devrimlerle çalkalanan, yol ayrımındaki Mısır toplumunun eksiksiz bir panoramasını sunuyor. Kahire Modern, bir grup üniversite öğrencisinin kesişen hayatları üzerinden Kahire’nin zengin ve yoksul kesimlerini, sosyal ve düşünsel dokusunu, bürokrasi aygıtındaki yozlaşmayı, açlığı ve öfkeyi, sınıf atlama tutkusuyla körleşen karakterleri olağanüstü bir canlılıkla gözler önüne seriyor. Mısır’ın Balzac’ı da denilen Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Necib Mahfuz ülkesinin 1952’de gerçekleşen Hür Subaylar Darbesi’ne ilerleyen yolculuğunu anlatıyor. (Arka Kapak)


*Bir bölümde: Kız gülerek "Magdeliene, Genç Werther'in Acıları, Raffaello'nun acı çeken figürleri hoşuma giden başyapıtlar bunlar." diye yanıtladı. Okuduğum kitaplardaki isimleri, sanatçıları, eserleri, şehirleri, mekanları, terimleri araştırıp, öğrenmeyi sevdiğimi biliyorsunuz. Raffaello'nun acı çeken figürleri (hayran olmamak elde değil) ve Genç Werther'in Acıları biliyorum ama Magdeliene???? Hemen araştırıldı. Marie Magdeliene ( Mecdelli Meryem), Jules Massenet'nin 1873'te yazdığı ilk önemli eseri, üç perdelik ünlü dramatik oratoryo. Yorumu oratoryoyu dinleyerek yazdım (üç perde diyor ama kayıt 2 saatlik dolayısıyla tamamını dinleyemedim). Bazı bölümler Carmina Burana'yı çağrıştırsa da asla Burana gibi değil. Benim şampiyonum Burana...


*Mahcub bir yerde iç hesaplaşması yaparken, kendi kendine tartışırken: "İki genç adamla ilişkisini ve insanların dostluk dedikleri şeyi düşündü. Gerçekten bir dostu var mıydı? Elbette yoktu; hor gördüğü erdemlerden biri değil de neydi dostluk? Onlarla vakit geçirmekten, tartışmaktan ve fikir alışverişinde bulunmaktan hoşlanıyordu ama bütün bunların dostlukla ne ilgisi vardı? Ayrıca onları kıskanıyor ve küçümsüyordu. Kendi çıkarına uyarsa onları yok etmekten de çekinmezdi. " Bu satırları okuyunca insanların iki yüzlüğünü bir kere daha görmekten üzüldüm ve yazarı gözlemleri, insanları tanıyıp, okuyucuya aktarmasından dolayı tebrik ettim.


*Bir bölümde: "Ne utanç verici! Nasıl olurdu da bütün prangaları yok etmeyi kafaya koymuş biri sefil kıskançlığa kurban giderdi? Depreşen alaycılığını bastırmak için farklı bir ses tonuyla karşı ateş açtı." diyor. Neden gerçek duygularımızdan utanıyoruz? Niçin duygularımızı saklamak ihtiyacı hissediyoruz? Oysa çoğunluk gerçek duygularını maskelemek için aynı yönteme başvuruyor: Saldırı ve Alaycılık... Bu da aslında karşı tarafa ipucu vermiş olmuyor mu?


*Mahfuz'un kitapları Mısır'da ve birçok Arap ülkesinde yasaklanmış. Dini, ekonomiyi, siyaseti, hükümeti, sosyal yaşam yanlışlarını eleştiren cümlelerinden dolayı diye tahmin ediyorum. Bu kitaptaki cümlelerden birkaç örnek:


-Memun o öğlen dinlediği cuma vaazını eleştiriyordu. Vaazların radikal bir değişimden geçmesi gerektiğini ve şu anki halleriyle cahilliğe ve batıl inançlara açık bir teşvik olduklarını söyleyerek başladı söze.


-Yoksulluğun kokuşmuş havası bilimi, sağlığı ve erdemleri engelliyor. Köylünün hayat şartlarından memnun olan her kimse ya canavardır ya da şeytan.


-"Hükümet" zengin tipler ve önemli aileler anlamına gelir. Bakanlar yardımcılarını akrabalarından seçer. Hükümet tek bir ailedir ya da birçok aileden oluşan tek bir sınıftır. Ve bu sınıfın kendi çıkarlarıyla çatışması halinde insanların refahını feda ettiği bir gerçektir.


-Seçilmek için yüzlerce lira harcayan bir vekil yoksul bırakılmış insanları temsil edemez.


*Aç kaldığı bir dönemde Mahcub'un düşündükleri: "Hindu dervişleri hakkında söyledikleri geldi aklına. Açlığa dayanma konusundaki olağanüstü yetenekleri onu hayrete düşürüyordu." Mahcub'un aklına neden Hindular geldi? Kendi Müslüman değil mi? İslam’da nef's ile ilgili ayetler, hadisler yok mu? (dolu) Müslüman alemi nef's terbiyesi için bir ay oruç tutmuyor mu? (Ayyy, ben bu Mahcub'a sinir oldum :((( )


*Arka kapakta birkaç cümle dikkatimi çekti:" 1922 yılında Mısır İngilizlere karşı tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eder. Kral Faruk yönetimi altında bağımsızlık fikrine alışmaya çalışan bir toplumda, yeni çelişkiler yaratacak fikirlerin, köktenciliğin ve Arap milliyetçiliğinin tohumları atılmaktadır. " Aklıma takılan şey; İngiliz sömürgesinden çıkıyorlar (çok güzel) ama Kral Faruk yönetimine giriyorlar... Bir boyunduruktan çık, başka boyunduruğa gir. Kraliyet, saltanat, monarşi vb. adı her ne olursa olsun; halk için halkın yararına özgürlük, adalet, medeniyet adına bir gelişme var mı?


*Dikkat çeken bir cümle de: "Doğruluğu seven herkesten nefret edilir." Bizde de: "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar." diye atasözü yok mu? İnsanlığın bu iki yüzlülüğü neden? Hem doğruluğun, dürüstlüğün faziletlerini anlat; hem de içten içe nefret et, dışla...


*"Davranışlarımıza yön veren tek faktör aklımız değil. Akıl bilgeliği sunarken, duygular aptallığı doğurur. Demek ki bilgelik aptallığın kökünü kazımalıdır." Üzerinde çok tartışılan ve daha da tartışılacak cümleler. Bilgelik yani akıl / mantık mı, duygular / aptallık mı? Kişinin hep bilgece, akıllı davranılması beklenir ama en ufak ikilemde özellikle ilişkilerde kalbimizin sesini yani duygularımızı dinlememiz tavsiye edilir. Yüz yıllardır süren ve insan var oldukça da sürecek ikilem: Duygu mu akıl mı????


*Doğu'dan yazarları okudukça kafam karışıyor. Neden mi? Yazılanlar hep aynı. İlk önce Kuyucaklı Yusuf'u okudum, 1937 yılında yazılmış. Ardından Sadık Hidayet'ten Kör Baykuş'u okudum, oda 1936 yılında yazılmış, 1937'de basılmış. Şimdide bu kitabı okudum, 1945'te yazılmış. Üçü de temelde aynı hikâye sadece karakter isimleri ve şehirler farklı. Birbirlerinden etkilendiler desem, yıl 1930 sonları ne internet var ne de hızlı çeviri, basım, dağıtım var; koşullar günümüz gibi değil. Demek ki Doğu'da yaşananlar örtüşüyor; sosyal hayat, insan ilişkileri, düşünceler, çıkarlar, devlet yapısı, sistem her yerde aynı; edebi olarak işleyecek değişik bir toplumsal olay yok.


Kahire Modern'den alıntılar:


-Konu prensipler üzerineydi: İnsanlık için gerekli miydiler yoksa onlardan feragat edilmeli miydi? "İkimiz de insanın prensiplere ihtiyacı olduğuna dair hem fikiriz. Gemiye kılavuzluk eden pusula onlar."


-Kızın bahsi geçince Mahcub'un ruhu sıkıştı ve içi aniden öfkeyle doldu. İnsanların söz ettiği kıskançlık duygusu bu muydu acaba?


-Mahcub, her şeye rağmen, küçük düşmektense yalan söylemeyi tercih ediyordu.


-Neden hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyordu? Neden payına düşen mutluluk ve tatmine ulaşamıyordu? Neden açlık başka bir av bulamıyormuş gibi peşini bırakmıyordu? Dünya bir bütün olarak mutlu mutlu görmezden geliyordu onu.


-Ekmek eşit bölüştürüldüğünde, kötülük ortadan kalkar.


Editör: Demet Yener

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube