MİRZA TAZEGÜL - RÖPORTAJ


Mirza Tazegül kimdir?


Kars’ta doğdum. İlk ve ortaokulu Kars’ta bitirdim. Ortaokulda Türkçe öğretmenim yazarlık yeteneğimi keşfetti.


Mirza Tazegül dağınık mıdır, düzenli mi?


Önemli olan dağınıklığın içerisindeki düzendir. Biri eşyalarımın yerini değiştirdiği zaman aradığımı, kitabı defteri, notumu bulamam.

‘’Önemli olan aradığınızı bulmak diye düşünüyorum.’’

İşte düzensizliğin içerisinde düzen odur. Dağınıklığın içerisinde ben nereye koyduğumu bilirim. Tam olarak dağınıklık demeyelim de, çalışmanın sonucu diyelim.


Kars’ta sözlü kültür geleneği hakim, kıraathanelerde meddahlık, âşıklık geleneğinin sürdüğünü biliyoruz, bunlar sizi etkiledi mi?


Babam masal anlatıcısıydı. Nahiyede doğup büyüdüm. 300 evlik bir yerdi, televizyon elektrik yok, zengin evlerde radyo olurdu. Çocuklar evimize toplanır babamın gaz lambasının ışığında canlandırdığı masalları dinlerdi. İlkokul mezunu ama çok okuyan biriydi. Masal dışında Osmanlı padişahlarının cenk hikayelerini, Kan Kalesi, Uhud, Bedir Hazreti Ali’ nin savaşlarını anlatırdı. Babamın oğluma ölmeden önce yaptığı bir röportajında verdiği cevap çok ilginçtir. 85 yaşında namazını orucunu bırakmayan birinin insanlara nasıl davranmalıyız sorusuna verdiği cevap tarif edişi şu şekilde: İnsanlar çeşitlidir inanır inanmaz Budist olur Hristiyan olur Yahudi olur, Ateist olur; rengi gri olur; siyah olur, sarı olur beyaz olur, sarıklı olur, sakallı olur, sakalsız olur, mini etekli olur, türbanlı olur ama insana insan olduğu için saygı duymalıyız. 85 yaşında Dostoyevski okurdu.


Mirza Tazegül nasıl yazar?

Neyi nasıl yazacağınızın tasarısı olmalı, sonra sinopsisini çıkaracaksınız. Ardından ince detaylar beyninde oluşmaya başlıyor. Sonra kahramanları oluşturuncaya kadar senin işin devam ediyor. İlk cümleyi getirdiğinizde arkası kendiliğinden geliyor. O ilk cümleyi yazamadığınız zaman uzun zaman beklersiniz. Kahramanlar oluştuğu, (her kahraman kendi karakteri ile geliyor.) zaman kendiliğinden gelişir. Mensur karakteri çift karakterlidir. Gerçek hayattan kesitler alırsınız ama gerçeküstü hale getirmeniz gerekir yoksa okunmaz, biyografi olur. Kahramanlar sizi kullanır. Bir süre sonra yazmak yaratıcı bir süreç olduğundan, akıl size muhalefet eder. Beyin var olan şeylerin üzerinden yürümek ister, yeni yollar açmak istemez. Akıl, herkesin bildiği yollardan gitmeni eğlenmeni, dinlenmeni gezmeni ister düşünmek istemez akla rağmen yazarsın. ‘’Her çalışma zordur ama yaratmak, düşünmek beynin istemediği bir şeydir. Kitapta olmayan bir şeyi olduruyorsun. Bu konuda akıl sizinle inatlaşır.’’

İlk tasarınızla yazmaya başladıktan sonraki eseriniz arasında fark var mı?


İlk tasarımdan %80 daha farklı oluyor. Tasarıma bakıp karşılaştırdığımda bunu açıkça görüyorum. Karakterler kendilerinin istediği yolda ilerliyor.

Hayalini Arayan Kadın kitabınızda, ‘’Hayatta problemler hep pusudadır. Bu problemler zayıf düştüğümüzde domino taşı gibi ard arda üzerimize çöker. Fakat sevinç ve mutluluk öyle değildir. Onları biz emekle kazanır adeta sürüyerek sıraya dizeriz’’ demişsiniz. Problemlerin, sevinç ve mutluluktan daha kolay gelmesinin nedeni nedir sizce?


Çünkü hayatın kendisi problem, problem aramaya gerek yoktur. Problemler size kendiliğinden gelir. Hayatla savaşmadığın zaman problemler üzerinize üzerinize gelir. Mutluluk ve sevinç ise emek ister, çaba göstermenizi ister. Sevinci ve mutluluğu kimse size sunmuyor ama problemleri herkes size sunuyor.

Problemlerle başa çıkma yeteneği nedir?


Problemi varsayarsanız problem var olur. problemi yok sayarsanız kolayca yok olur. önce insan düş dünyasında neticeyi hayal etmelidir. Gittiğiniz hayalde kendinizi tasavvur etmeli ve zor yollardan geçmelisiniz ama bunu başarmak kolay değildir. 1.Sebat etmek 2. Çalışmak 3. Planlı olmak gerekir. 4. Aklın kolaycılığına yenilmemek gerekli. Kendi aklımızı da sorgulamamız gerekir. Dünyada 7 milyar insanda üç bin yazar okunuyor, demek ki iyi yazıyorum ki üç bin yazarın içine giriyorum.

Öğrencilik hayatınız nasıldı?


Akademik kariyerin yanında kitap okumuyorsanız, hayatınızda başarılı olamazsınız. İki farklı kişinin Tıp, Hukuk, Eğitim fakültesini bitirdiğini düşünün yenilikleri, kanunları, projeleri, güncel bilgileri takip eden hekim, mühendis, eğitimci farklı olur. Müşterisi çok, tercih edilen biri olur. Okuyan insan her alanda başarılı olur. Günde 6 saat televizyona 4 saatini telefona ayıran insanlar 10 saatin 2,5 saatini kitaba ayırsınlar başarılı olurlar.15 yaşından 45 yaşına dek sürekli okusunlar dünya onları tanır. İsterlerse ilkokul mezunu olsunlar başarılı olurlar ülkelerine dünyaya insanlığa faydalı olurlar tüm dünya da onları tanır. Elon Musk’ı düşünün mesela, O da aşağılardan gelen dünyanın önde gelen sanayi kafası olan bir insandır. Şu sözünü takdir ediyorum: ‘’Sizin sırrınız ne?’’ diye soranlara, ‘’Cevabım, günde on saat kitap okumak. Günde 20 saat çalışırım, 4 saat uyurum ama 10 saat kitap okurum.’’ diyor.

Hangi tür kitaplardan besleniyorsunuz ne kadar okursunuz?


Haftada en az bir ile üç arasında kitap okumuşumdur. 3-4 bin arasında kitap okumuşumdur.


‘’Yabancı diliniz var mı?


Yabancı dilim yok. Kitap okumak sizi besler büyütür, kitap aklın gıdası olduğu gibi sporudur. Okudukça, görsel sinema tiyatro bize kitap okumanın gelişmişliğini vermez. Televizyondaki bir resim düşünün denize vuran dalganın kumları eşelediğini çöpleri taşıdığını düşünün. On seyirci de aynı görüntüyü aynı şekilde görüp tarif eder. Fakat bir yazar dalgayı tasvir ettiğinde on okuyucu da farklı hissedip, düşünür. Hayal dünyasında yeni bağlar kurar.

Başarılı yazar kimdir?


Başarılı yazar şudur: Önce bir zeminde resmi oluşturmalı. Okuyucuyu o resme koymalı sonra meteorolojik havayı vermeli, o mekanda gezdirmeli, sonra insanı üzerinde koymalı, ardından insanın duygularını vermeli. Bitmedi duyguların yansımalarını koymalı, bitmedi duyguların derinliğini vermeli. Bunu veremezseniz kitabın içine okuyucuyu alamazsınız. Okuyucuyu içine alamayan yazar, akışı bozan, düşünce derinliğini veremeyen yazardır. Yazı yazan insanın öncelikle iyi bir okur olması gerekir. İyi bir yazar, kendini oto sansürden geçirebilen bir yazardır. Kendi kitaplarımda, diğer okuduğum kitaplardan yola çıkarak nerede sıkıldıysam, nerede yorulduysam bunlardan kaçınıyorum ve o hataları yapmıyorum. Okuyucu gözüyle bakıyorum kitaplarıma. İsmini vermek istemediğim bir müze kitabında gördüğümüz gibi 6 sayfa yer tasvir etmem. Uzun gereksiz 6 sayfa süren betimlemelerden kaçınırım. Beni kitabın önergesi ilgilendirir .


Yazar kimdir?


Bir şey anlatmak istemiyorsanız niye yazarsınız? Yazar derdi, problemi olan insandır. Sarayda yaşıyor altında yatları, katları, arabaları var ve toplumla ilgilenmiyor. Apolitik, yaşamsal derdi olmayan biri niye yazsın? Derdi olmayan birinin yazar olması düşünülemez. Zengin birine fakirliği yaz deseniz, okura geçmez eksik kalır. Fakir birine zenginliği yaz deseniz eksik kalır. Benim hayatımda başarının temelleri şuna dayanır; ben hayatımda gecekondu mahallesinde oturdum, amelelik yaptım, taksicilik yaptım, otel katipliği yaptım, gün geldi iş hayatına atılıp para kazandıktan sonra bakanlarla aynı sofraya oturdum. Her duyguyu, acıyı, sevinci, başarıyı, zenginliği tattım. Tatmak yetmedi, okudum. Bilinçli yazıyorum. Yazar ön yargısız olmalıdır. İnsanlara geçişi neden hızlı diyorlar senin yazılarında. Kalpten çıkan kalplere ulaşır. Ağızdan çıkan kulağa ulaşır. Kulaktan düşer akılda unutulur ama kalpte takılır, kalır.

Genç yazarlara öneriniz nedir?


Yazarlara kimsin, nesin, hayatında ne oldu? diye sormam. Soracağım tek soru “Kitap okuyor musun olur?’’ Bir yazar okumak zorundadır. Ufku geniş, hayal gücü sınırsız olmalıdır. Olmayacak şeylerden, başka şeyler çıkarmalı bunları tasvir edip duyguları kağıda dökmelidir.

Sadece kişisel merakımdan soruyorum, sorularımızın içeriğinde yok.

Sizce bir kitapta iç ses çok olmalı mı?


Tabi ki olmalı! Benim kitaplarımda var, hatta yazarın tespitleri de olmalı. Mesela bazı kitaplar var, diyaloglarla geçer. Ben o tarz kitapları çok fazla okumak istemiyorum. Kitaptan öneri çıkarmalıyız, okuyan ben bunu öğrendim demeli. Bazı yerlerde kahraman düşünürken, yazar devreye girip bir cümle ile tespitinden bahsetmeli.

Yalnızlık sizce bir tercih midir?


Yalnızlıktan korktuğun an seni tepeler, der bir kahramanım. Mecbur kalınan yalnızlık acıdır, üretmez , tercih edilen yalnızlık üretime yol açar başka bir boyuta taşır. Bağ ile bağlanmayı yanlış anlıyoruz. Bağımlılık mecburiyettir bağ tercihtir. Bağ senin kararındır bağımlılık esarettir. Kendi yalnızlığıyla barışık olmayan başkasının yalnızlığına köle olur.

Sosyal medya konusundaki düşünceleriniz nelerdir?


Sosyal medya ilk fark edildiğim yerdi. Bir sene içerisinde 1 milyon takipçiye ulaştım.

Hayatınızın kırılma noktası sizce neydi? Hayatınız sosyal medyaya girdikten sonra ne yönde değişmeye başladı?


Hayatın kırılma noktası yazıyla beraber değişti. İşten farklı bir şey, sizi diğer insanlardan farklı kılıyor ve farkınızın farkında oluyorsunuz.

Sosyal medya fenomeni bir yazarımız olarak, sosyal medyada ne kadar zaman geçiriyorsunuz?


Sosyal medyada yazıları paylaşımları ben yaparım. Paylaşımlar için günün yarım saatini sayfalarımda geçiririm. Sosyal medya zor bir yerdir. Saçma sapan insanlar da, akıllı insanlar da var.

İnternet üzerinden yayın yapan bizim gibi edebiyat dergileri hakkında neler düşünüyorsunuz?


E-dergilere de saygım var. Edebiyata hizmet verenlere saygım var. Edebiyat güzel söz söyleme sanatı ama yazının içeriğinden çok yazarın ismine bakıyor okur. Hepsine katkıda bulunmaya çalışırım.

Sizce Edebiyat bir amacı taşımalı mı? Yazar, toplumsal bir öğretmenlik üstlenmeli mi?


Bir Amerikalı test etmiş Shakespeare’in bilinmeyen bir metnini, tanınmayan bir yazarın adıyla sunuyor kimse beğenmiyor. Kötü bilinen bir yazarın metnini de Shakespeare’in adıyla sunuyor ve herkes bir anlam buluyor beğeniyor. Yargı ve içeriği anlamamaktır. İnsanoğlunun bugüne dek bulmuş ve bulabilecek en değerli şey dildir. Her şeyin altında dil var. Sevdirerek yazdırmak, bir düşünceyi okutabilmek sanat ister. Dile hakimiyet, yetenek, azimli ve iştiyaklı, mükemmeliyetçi olacak, farklı düşüneceksiniz. Herkesten farklı bakmak olayların arkasını görmek zorundasınız. Özgür düşünceli olmak zorundasınız. Sanatçıların, yazarların büyük çoğunluğu muhalefettir. Otorite yanlışlarını söyleyenleri sevmiyor. Güttüğü koyunları, yoldan çıkaran bir adam olarak görüyor. Bunun yanı sıra kurgunun, dizaynın, hikayenin bir kalıba oturarak yürümesi gerekir. Yazılı anlatımın temel nitelikleri var. Sanatsal, yazılı anlatım toplum ihtiyacıdır ve toplum aydına ihtiyaç hisseder. Derdi olan insanın işidir yazmak. Yazı yazmanın temel niteliklerinden biri de hayatı bilmektir.

Facebook kitap grupları hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce okumaya katkısı nedir?


Kitap tanıtımları yapan gruplarını destekliyorum her kitabımdan gruplara yolluyorum. Katkıda bulunuyorum.

Şiirsel bir anlatımınız var. Şiir kitabı ya da farklı bir tarzda yazmayı düşünüyor musunuz?


Paylaşımlarımda var şiirlerim beğeniliyor da ama edebiyatta roman ve öykü alanında ilerlemek istiyorum. Ülkemizde çok rağbet gören bir alan değil ama edebiyatın temelidir. Kelimelerle oynayarak hayal ve gerçeği öpüştürerek gerçeküstü bir dünyaya geçmektir. Şiir zordur.

Çok fazla imza günlerine katılmadığınızı biliyoruz. Sadece büyük fuarlarda okuyucularınız ile buluşuyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mı?


İmza günlerine gitmek vakit alıyor, yalnızca Tüyaplara gidiyorum. Bursa kitap fuarında yaşadığım ilginç bir hadise var. Bir kız geldi, sıraya girmedi, sıranın kenarında uzun süre bekledi. Sıradaki kişiden izin isteyip, ‘’Buyurun’’ dedim. ‘’Bir soru sormak istiyorum.’’ dedi. ‘’Sizin gibi bir yazardan, öğüt almak istiyorum. yazar olmak istiyorum.’’ dedi. ‘’Benim kitaplarımı okudunuz mu, neler okursunuz?’’ dedim. ‘’Sizin kitaplarınızı okumadım. Yerli yazar okumuyorum.’ dedi. Ben de ‘’Kitap okumadığınız halde yazar olmak istiyorsunuz, üstelik de yerli okura yerli bir yazar olmak istiyorsunuz. O zaman okuduğunuz yazarların milletlerine yazın.’’ dedim, çekip gitti.

Takipçilerinizin size ilettiği olumlu ya da olumsuz yorumları nasıl karşılarsınız? Eleştiriye açık mısınızdır?


Olumsuz yorum yapan olmuyor, genelde 5 yıldız verirler. Ön yargıyla yaklaşanlar okuduğunda kararlarını değiştiriyor. Bu zamana kadar olumsuz yorum yapan sadece bir kişi oldu.

‘’Ben insanoğlunun bir gün gelişimini tamamlayacağına içindeki vicdan ve merhametin Allah’tan bir parça keşfedeceğine olan inancımı asla kaybetmedim.’’ demişsiniz bir röportajınızda. Siz bu inanca nasıl ulaşılacağını düşünüyorsunuz?

İnsanlıktan umudunu kaybetmemeli bir yazar. Herkes gibi bizim de bir inancımız var. İnsanoğlu yolculukta gelişimini tamamlıyor. Bundan üç yüz yıl önce daha vahşiydi, ortalama yaş 40’ a kadar inmişti. Kitle imha silahlarına rağmen insan ölümü azaldı. Gelişe gelişe gidiyorsa, bir gün bu gelişim aklın gelişimi ile tamamlanacak,

umudumu koruyorum.

Piyasadaki ‘’Dini içerikli’’ kitaplar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?


%99.99 Müslüman olan bir ülkede Türkçe Meali dahil Kur’an okuma oranı yüzde bir. Duyduklarıyla dini yaşıyor insanlar. Neden okumuyorsun gözlerin mi kör, aklın mı kötürüm? İnsan kendisine Allah’tan bir kitap geldiğini düşünüyor ama onu da okumuyor. Böyle bir insan kitlesinin olduğu yerde her dalda ticarette, siyasette, sanatta dini kullanacak insan var. Bilince erişilmesini umut ediyorum.

Murat Menteş’in ‘’Hayatım film olsaydı ya yarısında çıkardım ya da uyuyakalırdım.’’ diye bir sözü var. Sizin hayatınız ile ilgili bir film çekilse ne düşünürdünüz?


Hayatım film olsaydı oturur keyifle izlerdim, uyuya kalmaz yarıda da çıkmazdım. Bir yazan adam var, bir de yaşayan adam var. Ben de o yazan adama, yaşayan adam olarak dışarıdan bakıyorum. Hatta paylaşımlarım önüme geliyor. Mirza Tazegül yazmış, unutmuş oluyorum yazdığımı. İyi mi, kötü mü bakıyorum.

‘’Yazmaya başladığımda hayatımın amacını buldum diye düşündüm ve sürekli kendimi geliştirmek için uğraşıyorum.’’ demişsiniz ve bu zamana kadar konuştuklarımızdan sürekli gelişmeye çalıştığınızı anlıyoruz. Kişisel fikrim zekanın ve kabiliyetin tek başına işe yaramadığı doğrultusunda. Siz kendinizi geliştirmek için ne gibi yollar izliyorsunuz?


Kalem gelişir, her yazdığın bir öncekinden iyi olmak zorundadır. Okumak ve çalışmak başarının temelidir. Kaybetmek romanım hayalini arayan kadını ikiye katladı. O günün şartları öyleydi. Onu hissetmiş, onu yazmışım. Ben de Mirza Tazegül ’e dışarıdan bakıyorum. Bu yüzden kibirden uzağım.

Kendi sivri yönlerimizi nasıl törpüleyebiliriz?


Kişinin en zor tanıdığı kendisidir. En büyük savaşı da kişinin kendisiyledir. Kendini her haliyle hoş görebilen biri, birçok şeyi aşmış olur. Eşimizi dostumuzu çok iyi tanıyoruz, hatalarını, yanlışlarını görüyoruz. Sen kendini tanıyıp değer vermezsen, kimse değer vermez. İnsanoğlu kendi hatalarına en güçlü bahaneleri bulur. Kendi suçunu başkasına atmayı sever.

Çok okuyan bir kişi olarak, Dünya Klasikleri hakkında neler düşünüyorsunuz?


Dünya klasiklerini yazan yazarlar, şimdi yazsa bir tane bile satmaz. Sıradan bir insan, farkında olan bir insan, Dostoyevski kadar düşünür. Bilgi ile insanın genetik yapısı değişti. Klasik olmasındaki sebeplerin en önemlisi o dönemde psikoloji, sosyoloji alanında insana dair tespitler yapmışlar olmaları ve bu tespitlerin onları büyük yapmış olmasıdır.


Türk Edebiyatı, Dünya Klasiklerine yaklaşabilir mi?


Yazar yarası olandır. Nişantaşı’nda büyüyüp, hangi ödülü alırsan al, Türkiye’de edebiyatı halka indiremezsin. Belli bir zümrede tutarsın. Gözlemlersin ama yazamazsın. Yaşayıp, hissedebildiğiniz şeyleri yazabilirsiniz. Orhan Pamuk’un Kar romanındaki gibi misafir duygu aktarabilirsin. Ben karlı bir bölgede yaşayıp büyüdüm, hissettiğim gibi yazması imkansız.


Cahil yazar olur mu?


Cahil yazar olmaz, olmamalı. Duygu kullanmak iğrenç bir şey. Mesela Atatürk hakkında duygu sömürenler var. Duygular yazılır ama sömürülmemeli. Yazan bir insan, sıradan bir insan değil. Kimse Atatürk gibi bir insanı sıradan bir insan gibi düşündüremezsin. Betimleme yapabilirsin, durduğu yer bakımından, duruşu bakımından ama düşüncelerini basite indirgeyemezsin.


Geçmiş zamanlarda yaşasaydınız, tanışmak isteyeceğiniz kişi kim olurdu?


Atatürk’ü ve Tolstoy’u tanımak isterdim. Mesela Tolstoy ‘’İnsan Ne İle Yaşar’’ kitabında kurguyu hem masalımsı özellikleri, hem dini, hem de sevgiyi öne çıkaran bir eser yazmış. Dini kullanmış ama sömürmemiş. Yaşar Kemal’le tanışmasaydım tanışmak isterdim.


Son olarak dergimiz hakkındaki düşünceleriniz öğrenebilir miyiz?


Derginizi güzel buluyorum. Edebiyata katkısı olan her mecraya yardım etmeye çalışıyorum.


Mirza Bey, bize vakit ayırdığınız ve hoş sohbetiniz için teşekkür ederiz. Yeni kitabınız 1 Mart’ta raflardaki yerini alacak. Bize okuduğunuz kadarından merakımız fazlasıyla arttı. Röportaj sırasında bize özel okuduğunuz bölümlere yer vermeyeceğiz yazımızda. Okuyucularınız ile birlikte heyecan içerisinde kitabınızı bekliyor olacağız.



Bizden Notlar: Mirza Bey ile yaptığımız seminer tarzı röportajımızda, bizi açık yüreklilik ile cevapladığı ve zamanını ayırdığı için teşekkür ederiz. Şu anda size söyleyemeyeceğimiz, bizi çok heyecanlandıran yeni projesinde kendisine başarılar dileriz. Laf aramızda kalsın ama 1 Mart’ta piyasaya çıkacak olan ‘’Kaybetmek’’ adlı romanını kesinlikle okumalısınız. Kaybetmek romanının heyecanı tazeyken yeni bir hikaye kitabının daha raflarda yerini almayı beklediği müjdesini de okurlarına ilk Sosyal Edebiyat Dergisi vermiş olsun.


Röportaj:

Kemal Albayrak

Huban Seda Aras

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube