MİAMİ’DEN SESLENİYORUM!

En son güncellendiği tarih: May 9

Editör: Kemal ALBAYRAK

Miami denildiğinde akla hep hareketli, renkli görüntüler gelmez mi? Bence hepimizdeki genel algı bu. Canlı gece hayatı, güzel ve özgür kızları, masmavi atlas okyanusu ve boydan boya uzanan plajlarındaki beyaz kumları...

Genellemelerden uzak, benim şahsi fikrimi soracak olursanız, duyduklarınız az bile derim. Bu saydıklarım kısa bir tatilde şahit olduklarımın bir kısmı. Uçaktan iner inmez her yerde göreceğiniz palmiye ağaçları, şehrin göbeğinde mayolarıyla dolaşan gençler ve çeşit çeşit konsept mekânlarıyla bir anda kendinizi bir filmin içinde gibi hissedebilirsiniz. Esasen New York tatili arasına başka bir şehir sıkıştırmak başlarda pek mantıklı gelmemişti, ancak Portekiz’in buz gibi okyanusunda sıcak sulara hasret kaldığımız için kışa giriş yapmadan son bir kez yüzer, yaza öyle veda ederiz düşüncesiyle kendi kendimizi ikna ettik ve Miami’nin ünlü plajlarından biri olan South Beach’e uçtuk hemen. Üç saat süren yolculuğun ardından 31 derece sıcaklıkta bulduk kendimizi. Her mevsim sıcak olan bu şehrin kışın bile eksilere düşmediğini hepimiz biliyoruz; ama Eylül ayında 31 derece nedir ya?! Daha ilk günden eridik. Neyse ki, otelimizi gezi planımıza uygun bir bölgede ayarladığımız için hem deniz hem şehir keyfini aynı gün içinde doya doya çıkarma şansımız oldu. Okyanus otele üç dakika yürüme mesafesindeydi ve en güzel yanı da yedek kıyafet çanta gibi gereksiz eşya taşıma derdi olmadan mayomuzu giyip yürüyerek gitmek oldu. Sahilde her yüz metrede bir Miami denildiğinde ilk akla gelen sahil güvenlik kulübeleri var. Açıkçası ben bayılmadım ama oldukça meşhurlar, Miami ile bütünleşmiş tarihi yapılardır kendileri. Plajın bembeyaz kumlarını okyanusun içine kadar takip edip kendinizi sıcacık suya bıraktığınızda hissettiğiniz huzuru çok az yerde yakalayabileceğinizi düşünüyorum. Öyle ki, o huzur yükleme sırasında bir an telefonumu kumlarda kaybedip uzun aramalar sonucu çalınmadan bulduğum için hala kendimi şanslı hissediyorum. Siz benim kadar kaptırmayın kendinizi.


Yüzme eylemini bitirdiyseniz hadi şimdi Ocean Drive’a geçiyoruz. Şehrin her yerinde olduğu gibi boydan boya palmiye ağaçlarının arasında çeşit çeşit mekanın birbiriyle yarışına şahit olma vakti… Burası için South Beach’in “piyasa caddesi” diyorlar. Havanın kararmasıyla yeni bir hayatın başladığı caddede dünyanın en başarılı gece kulüplerinden bazılarına rastlayabilirsiniz. Önünden geçtiğiniz her kapıdan sizi davet eden birbirinden çekici mekan çalışanlarının ikna kabiliyeti sonucu kendinizi birine girmiş ve içeride eğlenir vaziyette bulabilirsiniz. Miami’ye gitmeden önce hakkında fikir edinirken sürekli mekanların pahalı olduğu bilgisine denk gelmiştim; ancak abartıldığını düşünüyorum. Fiyatlar gözünüzde büyüteceğiniz fahiş rakamlar değil. Her biri sunulan görsel şovlar ve servis kalitesi ile ödeneni hak ettiğini düşündüğüm mekanlardır. Buraya gelenlerin zaten gezeyim, yüzeyim, eğleneyim kafasında olduğu için pek de para hesabı yaptığını düşünmüyorum. Tabii ki bu cümleden şu çıkarılmasın lütfen: Deste deste dolarları pistte havaya saçan zengin göbekli abimiz ve yerdeki dolarları kapmaya çalışan garsonlar… Olay o değil, yani demem o ki, dikkatli olursanız ve küçük hesaplar yapmazsanız eğlencenin tadını çıkarırsınız.



Gelelim şehrin genel akışına, trafikte genellikle lüks araçlar kullanılıyor, normal şartlarda nadir göreceğiniz tüm ünlü markaların önünüzden sıra sıra geçmesi sıradan bir durum burada. Corvetteler, Mustanglar, Ferrariler, olaylar olaylar…

Miami Downtown’da klasik Amerikan metropollerinden farklı olarak biraz daha yazlık metropol şehir havası var. Gökdelenlerle palmiyeler aynı karede gayet uyumlu duruyor. Alışveriş yapmak veya biraz serinlemek isterseniz, Bayside Marketplace’e uğrayabilir, bir şeyler atıştırabilir veya içebilirsiniz. Sıcaktan pişerken biraz nefes almak için kesin çözüm. Daha sonra kent merkezinden biraz uzaklaşıp Little Havana’yı da ziyaret edebilirsiniz. Çok büyük bir beklentimiz yoktu ama biz oldukça otantik bulduk, vaktiniz olursa keyif alacağınız etkinliklere ev sahipiliği yapıyor bu Küba’lı semt. Gitmişken Küba purosu almadan dönmeyin! South Beach daha renkli geldi bize ama Downtown da gezmeye değer


Kısacası Miami’nin bende uyandırdığı his huzur oldu. Bahse girerim siz de çok seveceksiniz. Gidin, gezin, yüzün, dans edin, eğlenin. Bu arada çok sevdiğim bir alışkanlığımı size de aşılayarak yazımı sonlandırmak istiyorum. Gittiğimiz her şehirde tesadüfen dinlediğim ve beğendiğim bir şarkıyı şehir ile özdeşleştiriyorum ve o şarkıyı her duyduğumda bana gezimi tekrar yaşatıyor. Miami’den havaalanına dönerken yol boyu bize eşlik eden “Kavinsky’dan Nightcall”ı buraya bırakıyor ve herkese keyifli dinlemeler diliyorum.

Sevgiler





© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube