En son güncellendiği tarih: May 9


Neredeyse herkesin "Eski 45likçi" olduğu günlerdeyiz. Hasbelkader 20 plağı olan dj'lik yapmaya başlıyor; mütevazı olan arkadaş doğum günlerinde, şuursuz olansa olayı büyütüp kafelerde, barlarda. 1998 yılında Gazete Pazar’daki Naim Dilmener’in köşesinden, konuyla ilgili dergiler çıktığı günlere kavuştuğumuz için internette 3-4 yazı okuyan konuyla ilgili ya makale ya kitap hazırlığına başlıyor. Birkaç yıl öncesine kadar plak ve pikabı duymamış olanlar, analog ve dijital kayıt arasındaki farktan (!) dolayı plak dinlemeyi tercih (!!!) ediyorlar. Pikap tekrar gözde bir mobilya, evlerin olmazsa olmazı haline geldi. Bu arada bütün bu eski 45lik grubunun döndüre döndüre dinlediği, marş haline gelmiş şarkılar var; peş peşe böyle 5 geceye gidince 'eski' Türk popunun toplamda 15 şarkıcı ve yaklaşık 50 şarkıdan ibaret olduğunu zannedebilirsiniz. Türk popunun MFÖ ile başladığının sanıldığı günlerden buraya gelindiği için kendi adıma memnunum tabii. Az önce söz ettiğim o eski 45likçilerden biriyim çünkü.

Eski 45lik tutkum nerede, nasıl başladı diye geriye baktığımda net bir yanıt bulamamam şaşırtıcı. Evet, ben ilkokuldayken evimize o yıllarda pek moda olan altı radyo, üstü kapaklı ‘salon tipi’ bir pikap alınmıştı ve babam plak alıp gelirdi. Evde Emel, Neşe, Mediha, Behiye, Zeki ve Müzeyyen bolca dinlenirdi. Arada benim istediklerim de alınırdı tabii. Mesela bir filmde duyduğum “Aşkım bahardı, ümitler vardı” şarkısını plakçıya sorduğumu ve adamcağızın şarkıyı bilmediği için bana Berkant’ın “Mevsim bahardı” plağını verdiğini hatırlıyorum. Şimdi bu plakların çıkış tarihlerine baktığımda 8-9 yaşlarımda olmalıyım. Sonra bir yılbaşı gecesi, evlerinde televizyon olduğu için (evet, o yıllarda bazı evlerde tv olmuyordu :) misafirliğe gittiğimiz amcamlarda siyah beyaz ekranda “Good-bye mama” diye bir şarkıya bayıldığımı ve babama bunun plağını istiyorum diye tutturduğumu hatırlıyorum. Yaşadığımız şehirde bu plağı bulamadığı için babamın İstanbul’a giden bir arkadaşına sipariş verdiğini ve önce şarkının Türkçe versiyonu olan Nilüfer’in “Sen de söyle” plağının, ardından da Ireen Sheer’in plağının geldiğini hatırlıyorum. İlk aşkım Nilüfer’i böyle tanımıştım; 10 yaşında olmalıyım, bu plak 1973 tarihli olduğuna göre. :)

Sonra ortaokuldayken ilk teybim alındı, mono bir ITT Schaub Lorenz. Ara kablosuyla radyodan şarkılar kaydederdim. Zamanla plaklar kasetlere yenilip, ortadan kayboldu. Bu arada, 1975 yılında “Beni benimle bırak” yayımlanmış ve ben en büyük aşkımla tanışmıştım; artık müzik demek Nükhet demekti.:) 1987’de Ankara’da yedek subaylığımı yaparken Zafer Çarşısı’ nda bir sahafta Nükhet’in “Bir nefes gibi” albümünü görüp aldığım zaman mı başladı acaba bu tutku? Ama o günlerde, eskiden sevdiğim ama zamanında alamadığım plakları alıyordum. Demek ki henüz saplantıya, pardon daha kibar deyişle tutkuya dönüşmemiş. Tabii o zamanlar henüz zevzek bir film izleyip herkes “eski 45likçi” haline gelmemişti. Plaklar makûl fiyatlarla satılırdı, bilip bilmeyen herkes plak satmaya kalkmazdı. Güzel günlerdi yani. :)

Şimdi düşünüyorum da, yine bir dönem hatırlıyorum, konuşurken “Asu’yla Ayten’in diskografisini tamamladım, Ajda’nın yurt dışı baskıları kaldı” gibi cümleler kurduğum. Demek ki, “Bir nefes gibi” albümüyle bu sohbet arasında bir yerlerde o girdaba kapılmışım. “Yok, ben 70’ler aranjmanlarını seviyorum; sadece onları alıyorum” ile Bedia Akartürk’ ten “Yumurtanın kulpu yok” türküsünü aradığım günler arasında bir yerlerde, bir şey olmuş olmalı!

Anlayacağınız plak tutkumun milâdını hâlâ tam olarak kestiremiyorum ama o günlerden bugüne kadar olan süreçte öğrendiklerimi, yaşadıklarımı, hatırladıklarımı bu satırlardan keyifle aktarabilirim.

Öyleyse, bir “eski 45likçi” olarak, Melike Demirağ’ın her dinlediğimde içimi aydınlatan şarkısıyla;

“Merhaba, merhaba, merhaba yeni doğan güneş

Merhaba, merhaba, merhaba neşeli insanlar."


Editör : Kemal ALBAYRAK

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube