MEHMET MOLLAOSMANOĞLU / CENNET AYRACI



“İnsan nesli yere indirildiğinde tehlikeli iki güç armağan edildi: Aşk ve Şamanizm… İkisinin de denetimsiz kaldığında öldürücü olacağı anlatılmadı.”


Yukarıdaki satırlarla başlıyor arka kapak. Toros yaylalarından birisinde yaşayan dört delikanlının Susuzkaya’ya gidip de geri dönmemeleri üzerine başlayan gizem, yıllar sonrasında yeniden ortaya çıkacak. Ölü ya da diri olarak bulunamayan gençler, yitik olarak anıldı yıllarca. Ta ki 23 yıl sonra birbirini hiç tanımayan üç mühendisin Susuzkaya’ya baraj yapımı için staja gelmesine dek dingin geçen yıllar, bir anda rüzgâra kapılmış yapraklar gibi tüm gizemini ortaya sermeye başlayana dek. Üçü de ayrı ayrı illerde doğan ve büyüyen mühendisler, bir arada bulunmalarının arkasında başka nedenlerin de olduğunu gün geçtikçe öğreneceklerdir. Bir diğer gizem ise bu üç mühendisin doğdukları gün, 23 yıl önceki o lanetli Pazar günü’ydü. İyi ama neden?


Pınarbaşı alabildiğine yeşil, canlı iken, Susuzkaya alabildiğine kayalık ve sıcaktan kavrulan bir köydü. Aralarında yalnızca bir ırmak vardı: Bir yanı cennet bir yanı cehennem olan. Bu sessiz köyde ise egemenlik süren bir Şamanist topluluğunun eline düşen mühendislerin, gittikçe sarpa saran bir sarmalın içine düştüklerinden henüz bilgileri yoktur. Ölüleri akbabalara yediren, bir mağarada yanan ateşe tapan bu topluluğun kime ve neye hizmet ettiklerini öğrendiklerinde ise çok şaşıracaklardır.


Ve aşk… Onca gizeme, onca olmaza rağmen yine de kendine bir yol bulup akıyordu yüreklere ve filizlenip büyüyordu. Tıpkı Tayga’nın Zeynep’e olan sevdası gibi. Ancak Zeynep şehirli gençlere pabuç bırakmayan bir kızdı. Tayga ise onu ikna edebilecek tek olayın, 23 yıllık bu gizemin çözülmesine bağlı olduğunu çoktan anlamıştı. Çünkü yitip giden dört gençten birisi de bu kızın ağabeyiydi. Ya aşk ya da şamanlar kazanacaktı. Eğer bir kazanan olursa…


Başka dillere de çevrilen Cennet Ayracı ve yazarı, yerli yazarlarımız arasında saklanmış ve açığa çıkmayı bekleyen sağlam kurgulardan ve yazarlardan biri. Sağlam bir okur topluluğu olan yazarın tüm betiklerini rafımda bulundurmaktan büyük kıvanç duyuyorum. Böylesine geç tanımaktan üzülsem de birçok yapıtını dilediğim gibi okuyabilecek olmama da seviniyorum. Gizemi ve gerilimi tırmandırmayı çok iyi başarıyor kalemiyle. Bir ara o ırmağa girip ne yöne gideceğimi ben de bilemedim. Hele ki ateşin harlandığı o anlar… Korkuyu duyumsayıp, sevgiyi tadıp, ayrı kültürlerin nasıl kesiştiğini kavramak çok iyi geldi. Eğer ki tadının damağınızda, kurgusunun belleğinizde kalmasını istediğiniz bir betik okumak isterseniz, Cennet Ayracı’nı kesinlikle öneriyorum. Beklenmeyen sıçramalarla ince ince işlenmiş bir kurgu.


Olayların iç içe geçişi, gizemin yavaş yavaş kana girmesi, kurgu örgüsü, biçemin akıcılığı, kişiliklerin özellikleri ve Anadolu’nun bağrında yaşanan bir olay olmasıyla okuyucu olarak beni çeken, etkileyen ve unutulmazlar arasına aldığım bir yapıt oldu. Okuyun, okutun. Çok seveceksiniz.


Betikle ve esen kalın.


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube