MÜZELER HAFTASI

En son güncellendiği tarih: May 6


Her gün gelen müze etkinlikleri davetleri sonucunda müzecilik geçmişini araştırmaya karar verdim. Nede olsa çocukluğumdan beri babam sayesinde müze gezmeye alıştım, geçen seneye kadarda “Müzekart” sahibiydim. Şehir dışına gittiğimizde ister tatil ister iş gezisi olsun mutlaka bölgedeki müze, tarihi yerler gezilirdi; Truva, Çanakkale Şehitliği, Bodrum kalesi gibi. 1981 veya 82 idi babam: ”hazırlan seni Boğaz’a götüreceğim” dedi, bende bir sevinç giyindik, çıktık. Boğazda bir yalının önünde beni indirdi: ”Burası müze ben gezdim, sende gez, bir saat sonra seni alacağım, bana anlatacaksın.” Dedi. O yalı müze olan ‘Sadberk Hanım Müzesi’ idi. Böyle yetişmiş biri olarak bu konuyu araştırmazsam ayıp olurdu. Müzecilik nereden nereye gelmişti?


Önce müze kavramına bakalım: Müze; toplumun hizmetinde olan ve onun gelişimi için çalışan, insanlığın somut ve somut olmayan kültürel mirası ile çevresini tanıması ve sahiplenmesi amacıyla ilmi yöntemlerle açığa çıkaran, inceleyen, değerlendiren, koleksiyonlar oluşturan, koruyan, tanıtan, sürekli ve geçici olarak sergileyen, eğiten, kültürel, sanatsal zevkini ve dünya görüşünü geliştirmesinde etkili olan, kamuya açık, kar amacı gütmeyen daimi kuruluştur.

Kültürel değerlerin korunmasında ve geleceğe taşınmasında önemli rol oynayan müzecilik olgusu tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de koleksiyonculukla başlamıştır. Ünlü tarihçi Heredot’un “Gök kubbenin altındaki en güzel coğrafya yeryüzünün en güzel iklimine sahip” olarak tanımladığı ülkemiz coğrafyasında Türk Müzeciliğinin ilk izleri, Selçuklu Döneminde (13.yy) eski Konya’nın bulunduğu höyüğü çevreleyen ve günümüze hiçbir izi kalmayan sur duvarlarının etrafına ellerine geçen çeşitli dönemlere ait eserlerin nizami bir şekilde dizilmesi ile karşımıza çıkar. Daha sonra Dulkadiroğulları Beyliği Döneminde de Kahramanmaraş Kalesi etrafında Geç Hitit eserlerinin biriktirildiği bilinmektedir. Osmanlı Döneminde ise ata yadigârı kıymetli eserler, hediyeler ve savaşlarda elde edilen ganimetler sarayların hazine dairelerinde korunmaktaydı. İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet zamanında sarayın bir bölümünün hazine dairesi haline getirilmesi, özellikle Yavuz Sultan Selim’in Doğu seferinden sonra halifeliğin Osmanlılara geçmesi ile birlikte başta kutsal emanetler olmak üzere çok değerli kültür varlıklarının Osmanlı sarayına taşınması zengin bir koleksiyon oluşmasını sağlamıştır. Bu koleksiyonlar ve zengin Anadolu tarihi Türk Müzeciliğinin başlamasına öncülük etmiştir.


Gerçek anlamda Türk Müzeciliğinin temeli İstanbul Arkeoloji Müzelerinin temelini de oluşturan Mecma-ı Asar-ı Atika’ya (Eski Eserler Koleksiyonu) dayanmaktadır. Mecma-ı Asar-ı Atika koleksiyonu Sadrazam Ali Paşa döneminde düzenlenmiş ve 1869 yılında dönemin Maarif Nazırı Saffet Paşa tarafından Müze-i Hûmayun (İmparatorluk Müzesi) adıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk müzesi kurulmuştur. Müzede toplanan eserlerin sayısının gittikçe artması sonucu yeni bir bina arayışına başlanmış ve müzenin Çinili Köşk’e taşınmasına karar verilmiştir. Çinili Köşk’e taşınan Müze 1880 yılında faaliyete geçmiştir. Müzenin Çinili Köşk’e taşınmasından sonra Müze Müdürü Anton Dethier’in ölmesi üzerine yeni müdür arayışları başlamış, Türk Müzecilik tarihinde önemli bir yere sahip olan Osman Hamdi Bey 11 Eylül 1881 tarihinde bu göreve atanmıştır. Osman Hamdi Bey zamanında bilimsel sergileme yaparken, İstanbul Arkeoloji Müzesinin ilk bilimsel kataloğu da yayımlanmıştır. Osman Hamdi Bey ve yaptıkları ayrı bir yazı konusu.


Cumhuriyet döneminde yapılan ilk müze binası Ankara Etnografya Müzesi olup, inşasına 1925 yılında başlanmış ve 1930 yılında ziyarete açılmıştır.

İlk Sanat Müzesi, Cumhuriyet’in ilanından sonra, 1937 yılında Atatürk’ün emriyle kurulan İstanbul Resim ve Heykel Müzesi olmuştur.

Günümüzde aralarında Avrupa'da yılın müzesi ödülünü de kazanmış, 187'si Bakanlığımıza bağlı, 183'ü Bakanlığımız denetiminde özel müze olmak üzere toplam 370 müze bulunmaktadır. Sayıları gün geçtikçe artan müzelerimiz, artık sadece eserlerin sergilendiği ve depolandığı mekânlar olmaktan çıkmış, halkın eğitimi için ulusal ve uluslararası konferansların, seminerlerin düzenlendiği, çeşitli sosyal ve kültürel faaliyetlerin gerçekleştirildiği, sergilerin açıldığı, bilimsel yayınların yapıldığı, ülkemizin tanıtımına katkıda bulunan eğitim ve kültür kurumları haline gelmiştir. Son yıllarda dünyanın en büyük mozaik müzesi olan Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi, Kırşehir Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi, Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi, Aydın Müzesi, Tokat Arkeoloji ve Etnografya Müzesi gibi yeni müzeler çağdaş müzecilik anlayışına göre tasarlanmış ve ziyarete açılmıştır.


Geleneksel müzecilik daha çok arama, toplama, koruma, bakımını yapma ve sergileme anlayışıyla sınırlıydı. Çağdaş Müzecilik anlayışının temelinde ise her tür müzenin kendi konusu içinde, olabildiğince çok eseri toplayıp, korunmasını sağlamak ve bunları halkın yararına sunmak amacı vardır. Böylece günümüzde müzeler, tarih, sanat ve kültür yuvaları olma çabası içinde bunun gerektirdiği görevleri en iyi biçimde yerine getirme amacını gütmektedirler.


Türkiye`nin ilk modern sanat müzesi olan ve Eczacıbaşı ailesinin öncülüğünde İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Denizcilik İşletmeleri`nin 4 No`lu antrepo binasının müzeye dönüştürülmesi ile 11 Aralık 2004`te ziyarete açılan İstanbul Modern Sanat Müzesi`ni (İstanbul Modern), 2007 yılında 548 bin kişi ziyaret etti.

Açıldığından bu yana 1,5 milyonu aşkın ziyaretçinin gezdiği müzeye en yoğun ilgiyi 19-25 yaş grubu gösterirken, bugüne kadar kadın ziyaretçi sayısı da erkeklerden fazla oldu. Çocuklarımıza müze sevgisini aşılamamız gerekir.

Geçen yıl önemli sergilere ev sahipliği yapan müzedeki “Venedik-İstanbul” sergisi ile Venedik Bienali, 110 yıllık tarihinde ilk kez Türkiye'ye taşındı.

Müzede, 2007 yılında “Magnum Fotoğrafları ile Türkiye”, “Andreas Gursky”, “Şimdiki Zaman Geçmiş Zaman”, “Cihat Burak” ve tüm zamanların en önemli fotoğraf sanatçılarından Andre Kertesz'in yaşamı boyunca çektiği fotoğraflardan seçkin örneklerin yer aldığı “Hayatın Yansıması” gibi önemli sergiler yer aldı.


Türkiye ortamı için bir ilk olan Gaziantep’teki Planetaryum yapısı, bir çocuk kütüphanesi ve bilim müzesi ile bütünleştirildi. İşlevi vurgulamak amacıyla ana planetaryum salonunun dışa yansıtılması tercih edildi. Yapının giriş katı danışma, bekleme ve hediyelik eşya satışına, bu kotun altında kalan bodrum kat ise bilim müzesine ayrıldı.

Bugün müzeciliğin değişen yüzü ile müzeler sadece obje sergilemekten çıkıp değişik aktivitelere de ev sahipliği yapmakta. Örneğin Rahmi Koç Müzesinde sergilenen objeleri görmek dışında yapabilecekleriniz; Denizaltı turu, Fenerbahçe vapuru, Nostaljik tren turu, tekne ile Haliç turu, atlıkarınca ve oyun alanı, Planetaryum / keşif küresi. Pera Müzesinde ise sergilenen koleksiyonlar dışında; söyleşi, konuşma, çeşitli atölyelerde değişik eğitimler alabilir, sinema salonunda festival filmlerini izleyebilirsiniz.


Müze gezilerini ihmal etmeyin, çocuklarınıza da müze gezmenin keyfini yaşatın. Atalarımız: “Çok gezen mi, çok okuyan mı bilir?” demişler. Bugünkü öğretim sisteminde de uygulamalı eğitim, yerinde görmek, gezerek öğrenmek gibi kavramlar önemli, bu yüzden sizlerde çocuklarınızı yerinde gezip, görerek öğrenmekten mahrum etmeyin.

18 Mayıs; Uluslararası Müzeler Konseyi tarafından ‘’ Uluslararası Müzeler Günü’’ olarak kabul edilmiş olup UNESCO tarafından da tüm Dünya’da 18 Mayıs günü ‘’ Müzeler günü’’ ilan edilmiştir. Ülkemizde 1982 yılından bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığının girişimleriyle 18-24 Mayıs her yıl ‘’Müzeler Haftası’’ olarak kutlanmaktadır. ‘’ Uluslararası Müzeler Günü’’ ve ‘’Müzeler Haftası’’ kutlu olsun.


Yazar: Melda Meriç- Özgün Onat

Editör: Kemal Albayrak

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube