Luçerna' nın Kuğuları

En son güncellendiği tarih: May 9


Özgün Onat // Editör : Burçin Kahraman


Yazar Adı : Mehmet Coral

Kitap Adı : Luçerna'nın Kuğuları

Yayınevi : Doğan Kitap

Basım Yılı : NİSAN 2016 ( 1. Basım)

Türü : ROMAN

Sayfa Sayısı : 127

•Bu kitabı bana doğum günü hediyesi olarak Sinem Mansuroğlu göndermişti. Ama bir türlü okumak kısmet olmadı. Kısmet şimdiymiş. Bu okuduğum üçüncü Mehmet Coral kitabı. Mehmet Coral ile ilk tanışmam 1998’de “Bizans’ta Kayıp Zamanlar “ ile oldu ve 1999’da “Konstantaniye’nin Yitik Günceleri” ile devam etti. Aradan geçen 20 seneye rağmen unutmadığım kitaplardı. Bu kitap da aynı keyfi verdi. Ve bu kadar ara verdiğim için üzüldüm. Bundan sonra diğer kitapları ile okumaya devam… Listemde: “Ateşin Gelini: Gavur İzmir” ve “Başka Bir İstanbul’un Anıları” var.

•Mehmet Coral biyografisine bakarsak; 1947 İzmir doğumlu. Üniversitede iş idaresi ve ekonomi okudu. Amsterdam Üniversitesi ve Lahey Uluslararası Hukuk Akademisinde yüksek lisans yaptıktan sonra iş hayatına atıldı. Amatör pilot lisansı aldıktan sonra kendi kullandığı tek motorlu, pervaneli uçaklarla dünyanın değişik coğrafyalarına uçuşlar yaptı. Radikal gazetesinde iki yıldan uzun süre “ Uçan Yazılar” köşesinde yazılar yazdı. 1997 yılından itibaren yazarlığa başladı. Balkan Halkları Edebiyat Ödülü (1999), BAL Vakfı Kültür ve Sanat Ödülü (2001), Mevlana Vakfı Edebiyat Ödülü ( 2010), İzmir BB Kente Saygı Edebiyat Ödülü (2011) sahibidir. Kitapları yabancı dillere çevrilen yazarın edebiyat ve uçmak dışında, en büyük tutkuları müzik ve antik kültürlere olan ilgisidir. ( Bunlar da kitaplarına yansıyor.)

•Kitabımız Mehmet Coral biyografisi ile başlıyor. Hemingway, Pindanos ve T. S. Eliot alıntılarından sonra “ Aykırı bir aşk öyküsü : Luçerna’nın Kuğuları” başlıyor. Themistius ve R. M. Rilke alıntıları ile bitiyor bu tadına doyamadığınız öykü. Coral, bu kitabını ‘ Burcu, Akaşa, Celine ve Lara’ya…’ ithaf etmiş.

•Her zamanki gibi biyografiyi okuyarak başladım, yazarımızın eserleri hakkında bilgi de vardı ve şok!!!!( ağzı açık ) Bu durum için “Dakika bir gol bir “diye bir söz vardı, tam uydu…Daha önce yazdığım, Coral ile tanıştığım iki kitap, bir üçleme imiş ( şok)!!!! Bu durumda 3. Kitabı almak şart oldu.

•Bir bölümde, Latin bilgelerin zaman tanımlaması var. ‘Zaman diye bir şey yok aslında. Her şey şimdi.’ Aslında zaman döngüsü hep aynı değil mi? Güneş doğuyor, batıyor. Mevsimler tekrarlanıyor. Milyonlarca yıldır böyle ( Hoş son dönemde ekolojik dengenin bozulması, küresel ısınma vb. iklimler değişse de temelde düzen aynı). Güneş kuzeyden doğmuyor, yazın kar yağmıyor, sonbahardan sonra yaz gelmiyor, kışın hasat yapılmıyor ve hiçbir an tekrar yaşanmıyor. Yaşansa bile bire bir aynı olmuyor.

•Birkaç yerde “Amok koşusu”ndan bahsediyor. Bu konuyu araştırmaya gerek yok. Bildiğim yerden çıktı. Çünkü Zweig’in “Amok Koşucusu”nu yeni okudum ve okurken bu konuyu detaylı araştırmıştım.

•Müzik, bale, opera gibi sanatlarla ilgili birçok bilgi var. En çok adı geçen eser George Frideric Handel’in Rinaldo operasının bir aryası “Cara Sposa”. Tabii hemen dinledim ve hayran oldum. Öyle ki bu yorumu yazarken de kitaptaki öyküyü daha iyi özümsemek için bu aryayı dinledim. Size de tavsiye ederim.

•Bir yerde; “Eş ruhu için çizilen yazgının rüzgarın da hafifçe sallanıyordu. Esinti şiddetini artırdığında düşecekti hayat ağacından.” Etkileyici bir cümle değil mi? Özellikle ikincisi. Ölüm bundan daha güzel anlatılabilir mi ? Bence, hayır… Zaten kitabın tamamında böyle etkileyici cümleler var.

•Luçerna’nın Kuğuları / Aykırı Bir Aşk Öyküsü, diyor ama o kadar etkileyici, yoğun bir duygusallığa sahip ki ‘aykırı’lığı fark etmiyorsunuz bile. Konusu kısaca : Lara, üstün yetenekli bir müzisyendir. Çocukluğunda yaşadığı korkunç bir olay sonrasında hayatı mahvolmuştur. İnsanlardan, özellikle de erkeklerden kaçar. Rota, dünyada artık örneği kalmamış son kastratodur. Babasının müzik tutkusu nedeniyle çocukluğu çalınmıştır. Bir emsali daha olmayan meleksi sesiyle efsaneleşir. Ancak, o da bir hayat kaçkınıdır. Tek isteği, bir an önce Ode to Delirium (Deliliğe Övgü) adını verdiği eserini tamamlamaktır. En büyük tutkusu, yaşamı hızla kat edip, sonsuzluğun öte yanına ulaşmaktır. Kader, bu iki aykırı insanı, kastrato ile kastretta’yı, kuğular ve ışıklar kenti Luçerna’da (Luzern) yakalar. Ülkesinde aradığı esini bulamayan Türk yazar Toprak’a da istemeden bir parçası haline geldiği bu dramayı romanlaştırmak kalır.

•Her kitapta yeni araştırmalar, yeni bilgiler ediniliyor. Luçerna’nın Kuğularından bana kalan Cara Sposa ve kastrato ( okurken aldığım keyif ayrı, bitmesini istemediğiniz kitaplardan ). Cara Sposa’dan konuştuk, peki ‘kastrato’ nedir? Kastrato: soprano, mezzo-soprano ya da kontralto seslerine küçük yaşta sahip olan yoksul ve yetenekli erkek çocukların, bu seslerini kaybetmemeleri için kendilerinin ve ailelerinin rızası alınarak ergenlik çağına gelmeden hadım edilmeleri sonucu tiz ve çocuksu sese sahip olan erkek soprano.

•Yeni bir yorumda buluşana kadar kitapla kalın. Ben kahve molasındayken siz alıntıları okursunuz:

+ “Sonsuzluğu arıyorsan başını kaldırıp gökyüzünün derinliklerine bakman gerekmez. Lineer bir çizginin sonunda bulamazsın onu.”

+ “İnsan kaderinden kaçtığı yolda kendi kaderiyle buluşur…”

+ “Sevdiğin şeyi yaparken ölmek trajik değildir. Ölüm hayatın tamamlayıcısı, seni sonsuzluğa bağlayan halkadır.”

+”Gerektiği zaman, ne gerekiyorsa başına gelir, hayatın akışın karşı elinden bir şey gelmez, ona takılır gidersin, küçük kuşum.”

+ “Her yerde olmak isteyen, aslında hiçbir yere varamaz. Belirli bir limana dümen kırmayana hiçbir rüzgar yardımcı olamaz.”

+ “Belki de böyleydi hayat: Her zaman farklı titreşimler ve seslerle akıp gidiyor, en nihayet

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube