L. N. TOLSTOY – KREUTZER SONAT




Tolstoy'un en güzel betiklerinden biriydi. Ahlâk üzerine bir öykü olan ve çok da güzel bir biçemle yazılıp derinlemesine düşündüren, çarpıcı noktalara değinen ve tadı damaklarda kalan bir yapıt. Kadın ve erkeğin toplumdaki yerini, bir tren yolculuğu sırasındaki Pozdnışev'in ağzından anlatan Tolstoy, başkişinin evlilik öncesi yetiştirilme biçimini ve çevresinin tutumunu, evliliğe, cinselliğe olan bakış açısını, ahlâki değerleri, doğru ve yanlışın nasıl iç içe geçtiğini, bir adamın nasıl da kişiliksiz olabileceğini kıskanç bir erkek penceresinden okuyoruz.


Başından sonuna dek bir vagondaki karşılıklı anlatıma dayanan öykü, Pozdnışev'in geçmişini anlatmasına dayanıyor ancak olayların akışı çok güzel. Özellikle evlilik sonrasında karısıyla ilişkisindeki duygudurum geçişleri okuyucuya yansıyor. Bu yönüyle de psikolojik bir öykü. Bir adamın, kafasında olayları kurmasıyla yaşamı her ikisi için de nasıl ağılı (zehirli) bir duruma getirdiğini ilgiyle okuyoruz. Nedense namus yalnızca kadına özgüymüş gibi, erkek egemen toplumun baskısı yetmiyormuş gibi, bir de içinde kurduklarıyla çekilmez duruma gelen erkekle evli olmak nasılmış, işte bu satırlarda.


İlerleyen satırlarda, kadının 5 çocuk sonrası yeniden kendi güzelliğini anlaması üzerine ise ipler iyice kopuyor ve kurgu daha da derinlemesine ilerliyor. Sürekli kavga etmelerine rağmen, üstelik balayının ilk günlerinden beri, yine de bir biçimde ayrılamıyorlar ve olanlar oluyor. Bazen alışkanlık bazen içindeki bir ses; “Ben neden başarısız bir evlilik yaptı dedirteyim?”. Son, göz göre göre gelmesine rağmen okumak dışında hiçbir eylem yapamıyor ve kendinizi durduramıyorsunuz. Tıpkı elimizden kaçıp giden yıllar gibi bir anda olup bitiyor. Son pişmanlığın yarar getirmediğini öğreneceğiz.


"Son Söz" başlığı altında ise Tolstoy'un bu öyküde gerçekte neyi vurgulamak istediği yer alıyor ve o bölüm de ayrı bir güzel. Hristiyan ideal öğretisini öne çıkaran savunmasındaki açıklamaları düşündürücü ve önemli noktalardı. Hz. İsa'nın savunduğu öğretinin kendince bir yorumunu yapmış. Bu anlamda da yazarın inanç konusundaki duyarlılığını okuyoruz. Yazımı birkaç alıntıyla bitiriyorum.


Ø Hiddetin de kendi kuralları vardır.


Ø Mükemmelliğe yaklaşma derecesi fark edilmez, insan yalnızca mükemmellikten uzaklaştığını anlar.


Ø Oysa biz, birbirinden nefret eden, birbirinin hayatını zehirleyen ve bunu görmemeye çalışan, birbirine prangalanmış iki mahkûmduk.


Ø Çünkü bazı insanların sağlığı için diğerlerinin bedenlerinin ve ruhlarının mahvedilmesi mümkün değildir, tıpkı bazı insanların kendi sağlıkları için başkalarının kanını içmesinin mümkün olmadığı gibi.


Ø Bir delikanlının kadınlara olan isteğini kırmak için onu zührevi hastalıklar hastanesi yerine içimi kemiren iblisleri görsün diye kendi ruhuma götürebilirdim.


Ø Bütün kilise öğretilerine göre bu dünyanın sonu bir gün gelecektir, bütün bilimsel öğretilere göre de bu sonuç kaçınılmazdır.


Ø Eğer hiçbir amaç yoksa, eğer yaşam, sırf yaşamış olalım diye bize verilmiş bir şeyse yaşamaya gerek yoktur.


Ø Oysa ki cinsel ahlaksızlığın kökünün kazınmasına değil, onun teşvik edilmesine, tehlikesiz bir biçimde gerçekleştirilmesine çaba harcanıyor.


Betikle ve esen kalın.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube