KURŞUNİ YAĞMURLAR




Soğuk havada, kara bulutlarla örtünen gökyüzünden kurşuni yağmurlar yağdı. Fırtınayla oluşan izdihamda küçük çocuklar ezildi. Gecenin 23.00’ünde odamdaki pencereye koştum. Pencereyi açtığımda kurşuni yağmurlar odaya dolup duvarlar ıslandığında bir fısıltı oluştu. Her fısıltı bir insan çığlığı, her çığlık bir acı, her acı bir gözyaşıydı. Aniden bir kız çocuğunun sesini işittim. “Lütfen, yardım edin!”


Bu sesten gelen acı ve üzüntü ruhuma yerleşti. O sesi bulmaya çalıştım, belki kurtarırım diye ama yetersizdi. Odada volta atmaya başladım. Kafamın içindeki ateş duygularımı yakıp kavururken, ayağım yerdeki eşyalara takılınca yere düştüm. Yeniden aynı ses konuştu, “İmdat! Yardım et.” Bu sefer acı ve üzüntü yerine sesi yalvarır tondaydı.


Kurşuni yağmurlar yerini fırtınaya bıraktı. Fırtınayla oluşan rüzgârlar odama ulaşınca fısıltılar şiddetini arttırdı. Fısıltılar acı ve üzüntü gözyaşlarından sonra yerini öfke çığlıklarına bıraktı. Pencereyi kapatmak için düştüğüm yerden dengemi sağlayarak ayağa kalktım. Pencereye yaklaşırken rüzgârlardan gelen fısıltılar, “Yapma!” dedi. Pencereye yaklaşmamı istemedikleri konuşmalarından ve yaptıklarından belliydi. Acaba bu fısıltılar hangi ölü insanın ruhuna ait? Biliyorum, pencereyi kapattığımda fısıltılar kaybolacaktı. İçimde oluşan boşluktan dolayı pencereyi kapatmaktan vazgeçtim.


Aynanın karşısına geçtiğimde ölü insanların ruhlarını gördüm. Aynadan geçmeye çalışarak yanıma gelmek istiyorlardı ama başaramıyorlardı. Ayna bir kapı olabilirdi, ama aynadan geçebilmeleri için gereken anahtar ya da anahtarlar kayıptı. Onların ruhlarını kurtarmak istedim çünkü bir yere hapsolmanın ne kadar kötü olduğunu iyi biliyordum. Belki aklıma gelir diye, anahtarları bulmak için elimi kafama koyup bir süre düşünürken kafamı kaşıdım. Aklıma bir şey gelmediği için çaresizce yere, aynanın karşısına oturdum. Acaba ruhlar neden aynaya hapsolmuştu? Çok merak ediyordum. Onları kurtarmanın umudunu yitirirken elimle aynaya dokundum. Elimin aynaya değmesiyle ayna parıldamaya, ışıklar içinde yanmaya başladı. Korkudan elimi çektiğimde aynanın üstünde elimin izinin olduğunu gördüm.


Ne olduğunu anlamaya çalıştım. Yavaşça aynadan çıkan ruhlar, açık olan pencereden, fısıltılar eşliğinde gitti. Sonra anahtarın ben olduğunu anladım. İçimdeki sevgiden, aşktan, inançtan, dürüstlükten ve umuttan gelen güç, elim aynaya değince yansımaya, parıldamaya ve bir iz bırakmaya başladı.


Yazan: Zeki Çeçan


Düzeltmen: Tolga Ziyagil

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube