Şuan olduğumuz yerden, yaşamdan ne kadar memnunuz? Ya da ne kadar şekilde devam edeceğiz? Yeni gün yeni umutlar getirir derler, peki bizim bu umutlara inanacak gücümüz kaldı mı? Hangimiz ilk ağladığımız yerde yaşamaya devam ediyoruz? Ya da hangimiz yürümeyi öğrendiğimiz o yolda son yolculuğuna uğurlanacak? Hayat dediğimiz şey aslında sonu ve durakları bilinmeyen yol değil midir? Hangi durakta bindiğimizi bildiğimiz bir otobüs ancak hangi şehirde mola vereceğiz ya da yolun sonu aslında uzun mu, kısa mı? Bilmeden yaşamaya devam ediyoruz. Hissettiğini yaşamalı insan. Hangimiz evi gibi hissettiği şehirde yaşıyor? Kaçımız uzaklaşmadan yakını görebiliyor? Şuan buradayım ama yarın yokum. Belki de bir kaç saat sonra bam başka bir yerde olacağım. Durağın değişir, çevrende ki kedi, kuş, köpek her şey değişkenlik gösterir. Ama sen sensindir, orada hiç değişmeyen ve günden güne büyüyen kalbin, ruhun ve sen. Belki sevdiğin kişiyle uyanarak selamlıyorsun güneşi belki de gözyaşlarının ıslattığı soğuk yastıkla kim bilir? Hissettiğimizi yaşayabilmeliyiz.

Kuş misali olan insanoğlu değil mi? Bugün var, yarın yokuz. Var olduğumuz sürece yok da olacağız. Bundan yıllar önce hayalini kurduğumuz şeylerin hangilerine sahip olabildik? Kaçımız hayallerini gerçekleştirdi? Şöyle düşünüyorum ki birçoğumuz hayalleri olduğunu dahi unutup yoluna devam ediyor etmek zorunda, çünkü en karanlık yolda ışığı arayıp bulamamaktır hayallerden vazgeçmek. Fazlasıyla basit olan bu evrende amacımız olmalı. Doğduk büyüdük; öldük olmamalı. Kuş misali oradan oraya savrulup yaşıyoruz. Tahliye gününü bekleyen mahkûmdan farkımız var o da amaçlarımız, hayallerimiz ve umutlarımız.

Editör: Uğurcan Uygun

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube