KORONAYAK BİR AŞK



Aralık 2019’da doğan ve yeryüzüne karasevdalı bir canlı: Korona.


Korona Virüs (Covid19), Çin’in Hubei Eyaleti’ne bağlı Wuhan şehrindeki bir hayvan pazarında ortaya çıktı. Kendisine ne ad verirdi bilemiyoruz ama bilim adamları ona bu adı vermişti. Tıpkı bizlere de sormayıp adımızı koydukları gibi. Her canlı gibi o da doğduğu yerden uzakları merak etmiş olmalı ki hızla kendine yandaşlar bulup Çin Seddi’ni aştı ve güneşin doğduğu yerden battığı yere dek gezdi; gezerken de her limandan kendisi için yeni sevgililer buldu. Aldatılmayı sevmediği için de sevdiği herkesi birbirinden uzak tuttu. Kimse ona sarılamadığı için kimsenin de birbirine sarılmasını istemedi; kıskandı çünkü. Derinliklerinize dek sokulup sizi içten de rahat bırakmamaya başladı. Ölesiye değil, öldüresiye bir kıskançlıktı onunki. Kıskançlıkta öyle ileri gitti ki, herkesi evinde tutsak etti. Sevgisini kaldıramayacakları da hiç gözünü kırpmadan yeryüzünden kovaladı. Ne yazık geniş bir cumhuriyetin tek kişilik bir ülkesi gibiydi ve anayasasını kendisi belirliyordu. İşin kötü yanı sıkıntısını açıkça bilemediğimiz için de ne yapmaya çalıştığını ya da amacını anlayamadık. O da biz anlamadıkça, çırpınışlarımızı gördükçe daha da saldırganlaştı. Şu anda da siniri geçmiş değil. Belki birazcık dinginleşmiştir. Onu anlayanın olmadığı bir gezegende daha nereye dek sürdürebilirdi ki bu tutumunu? Ancak öte yandan biz yaşayanlara da ders vermekten geri durmadı. En azından gidecekse de bizlere bir şeyler öğreterek gitmeliydi, ki ardından unutulmaz olabilsin. Tıpkı bizlerin yapmak istediği gibi kalıcı bir şeyler bırakmak istiyordu ardında. Bırakıyordu da. Neler mi?


Öncelikle işe yalnız kaldırmakla başladı hepimizi. Duygudurumsal olarak sınırlarımızı esnetmeye, belki de dayanıklı duruma getirmeye çalıştı. Başardı da. Yeryüzünde tek yaşayanlara pek koymamıştır ama kalabalık ailedekilere sağlam bir tokat atmıştır. “Şöyle az bi’ geri durun da önce kendinizi bi’ elden geçirin” dedi. Herkese, dokunmanın, sarılmanın, tokalaşmanın, yakınlaşmanın ne denli güzel olduğunu anımsattı. Dokununca duyumsanan o mutluluğa özlem içinde bıraktı; sevdiğine, ailene, çocuğuna, dostuna... Sonra varlıklıların vazgeçemediği şeylerin gerçekte ne denli önemsiz olduğunu ve de vazgeçilebileceğini, üstelik yaşanabileceğini de gösterdi. Onlarsız da yaşayan kişilerle bir duruma getirdi. Yalnızca sağlıklı bir biçimde yemenin, içmenin, uyumanın en temel değerler olduğunu gösterdi. Dışarıda istediğin gibi gezebilmenin mutluluklardan biri olduğunu dank ettirdi. Paran varsa bile onunla aldıklarının hava atmaya değmeyecek önemsizlikte olduğunu gösterdi. Olanın da olmayana vermesi gerektiğini dayattı bu arada. Paylaşmayı öğretti. Çünkü ilk günlerde herkes yağmalamaya başlamıştı gereksinimlerini alışveriş yerlerinden. Baktık ki bir tek biz yokuz, öteki olmazsa gerçekte biz de yokuz; işte o noktada paylaşmaya, karşıdakini de yaşamda tutmaya başladı. Çünkü tek kalmak çok kötüydü.


İş yaşamına da sağlam bir Osmanlı tokadı attı. Birçok yer daha az süre çalışmaya başladı ve evlerine erkenden gidip aileleriyle birlikte süre geçirebildiler. Çocuklar için büyük bir iyilikti bu. Özellikle anne babasını iş yüzünden göremeden uyuyup kalan ve eksik duygularla büyüyenler için. Virüsün yanlı olduğu tek nokta çocuklar oldu. En azından vicdanı vardı virüsün; o gözle görülmeyen gövdesinin içinde. Henüz kulağını sağır etmemiş vicdanının sesine. Bununla birlikte iş verenlerin de sanırım şu günlerde çalışanlarına yaklaşımları oldukça duyarlılaşmıştır. Köle değil, birey olduklarını ve cirodan daha önemli işler olduğunu anlamıştır yaşamda. Az sürede de çok iş yapılabildiğini gösterdi virüsümüz. Az çalış, çok yaşa dedi ve uygulattı. Hem yazıyor hem çekiyor hem oynatıyordu virüs. Küçükler büyük işler başarır derler ya, tıpkı o biçim.


Yaşlılarımızın değerini anımsattı. Onların birer yaşayan geçmiş olduklarını ve bizlere yol göstericiliklerinin, geçmişi anlatarak bizi deneyimlendirmelerinin ne denli önemli olduklarını gösterdi. İster çiftçi ister bankacı isterse daha yüksek yerlerdeki yaşlılar olsun, her birinin bilgilerinin bir sonraki kuşağa geçmesinin önemini vurguladı. Ola ki ani bir göçüşle giderlerse belleklerdeki bilgilerinizle ne yapabilirsiniz diye denedi bizleri. Dolayısıyla da bilginin, deneyimin önemini öğretti. Çünkü hiç kimsenin bir yaşamda tüm yanlışları yapabilecek süresi yoktur. Yapılanlardan öğrenmelidir kişi.


Yeryüzünün yalnızca bizlere değil, tüm canlılara, virüslere bile bir barınak olduğunu ve de dilerlerse ele geçirebileceklerini gösterdi. Yeşilin, temiz suyun, havanın, çevrenin olmazsa olmazını anlattı, yaşattı. Varken tadamamak nasıl bir duyguymuş anladık. Açıkça zili çaldı, bizleri sınıfa alıp diğer tüm canlıları araya çıkardı. Başta kuşlardan alınan özgürlük geri verildi şimdilik. Gök yuvarın solunumunu temizledi. Karbon salınımını azalttı. Tüketimi en aza indirdi. Tükenişimizi en aza indirdi. Kendimizi tüketişimizi dahi azalttı. Çemberin merkezinde biz, çevremizde diğerleri var sanırken; yerimizin o çember halkasının içinde diğerleriyle el ele birlikte olduğumuzu anımsattı. İşte şimdi çember tümlenmişti ve içimiz tasasız biçimde yaşayabilir, yol alabilirdik mutlu biçimde. Öbür türlü yerimizden çıkınca o boşluktan istenemeyen “virüsler” girebiliyordu işte. Doğanın egemeni değil, doğanın parçasıyız çünkü. Kendimiz dışındaki canlıları isteğimize boyun eğdirmeye çalışınca, onları yerlerinden edince, temiz olanı dururken, sakıncalı olanı yiyince neler olabileceğini gördük. Belki bin kez yenince bir şey olmadı ama bin birinci de olanlar fazlasıyla yetti yeryüzüne. Araya çıkma sırası bize gelince neler olacak göreceğiz. Umulur ki dersimizi öğrenmiş olalım sınıfta.


İyilere pek değil ama kötülere de sağlam vurdu virüs. Kötülüğü bile azalttı biliyor musunuz? Çünkü kötü de olsa kimse ölmek istemez. Dolayısıyla da kötüler diğerlerine yaklaşamıyor her alanda. Öyle incelikli davranıyor ki virüs, neredeyse bulunmaz Hint kumaşı diyeceğim. Belki de tüm bunları önemseyelim diye bunca cana kıydı; kıydı ki kendimizi silkeleyip olanları anlamaya, sorgulamaya yöneltelim diye. Yaşam gibi ölüm de var. Hazırlığınızı ona göre yapın dedi. Başka bir yolu olsaydı keşke. Çünkü ölüp gidenlerin her biri ayrı birer evrendi, kendine özgüydü ve belki de buraya katkısı olacak kim bilir kimler çekip gitti. Çiftçi, yazar, doktor, mühendis, bilim adamı, bilim kadını, sağlıkçı, polis, mimar, anne, baba, kardeş ve yüreği güzel dahası… Gülümsemesiyle çevresini aydınlatan birileri; doğayı seven, yaşama katkı sunan birileri…


Korona, bizsiz nasıl olacağını gösterdi bu koca evrendeki tek canlılık içeren gezegenin. Çok hızlı toparlandığı gün gibi ortada. Bir anda bizlere virüs gibi işlem yapabildiğini gördük. Yine de kıyamadı tümden bize ve son çare uyarılarından birini daha yapıyor belki de. Bu kez biraz daha sert bir kozunu sergiliyor bize. Gerçi bunu da anlaması gerekenler en başta, en başta olanlar. Çünkü toplumlar birbiriyle iyi geçinmeye eğilimliyken bunu bozan ne yazık ki güce, paraya aşırı tutkun olanlar. Bunca olanlara rağmen yine de ileti yerine iletilmedi ki, gelecek kuramcıları birçok tez ileri sürüyorlar yeni “düzenler” ile ilgili. Çok kolay harcanabilir canlılar olduğumuzun daha kaç kez yüzümüze vurulması gerekiyor bilemiyorum. Yine de yaşamın iyiye gideceğini umut etmeli ve çabalamalıyız. “uma uma döndük muma” diye bir söz vardır ancak yine de ummayı sürdürmeliyiz. Kesinlikle vazgeçmiyoruz ve tüm gücümüzle yeryüzünün yüzünü ve yüzündeki yüzleri mutlu kılacak girişimlerde bulunuyoruz. Bugün bireysel olarak ancak yarın bir araya gelince daha da güçlü biçimde olacak bu girişim. Elinizdekilerle şu anda başlayın buna. İster kendinizi geliştirmek olsun, ister çevrenize katkı sağlayacak herhangi bir şey olsun. Ama olduğunuz yerde saymayın. Karasevdalı Korona’dan öncekiyle sonraki siz bir olmayın.


Dilerim virüslü çıkan 2020 yılı, kısa sürede güncellenerek düzelir, en az yitimle son bulur bugünler. Ancak etkisi, yaşattıkları, aldıkları ve kattıkları da unutulmamak üzere.

Sen, ben, o yokken de varlığını sürdürür bu gezegen.


Unutma;

Kendini de önemse ama kendinden geçme.

Kendin de yaşa ama hep kendine yaşama.

Kendine de kat ama hep kendine alma.

Kendini de bil ama tek kendini bilme.

Neden?

Birlikte anlamlıyız,

Birlikte renkliyiz,

Birlikte güzeliz,

Birlikte iyiyiz.

Bir ligdeyiz

Çünkü.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube