KIZIM NEREDE? (2.Bölüm)

En son güncellendiği tarih: May 9



3 gündür ağzına tek lokma koymamıştı. Yaşadığı acı her geçen gün daha da artıyor, artık dayanılmaz bir hal alıyordu. Yürek sancısı dediğimiz şey, belli bir müddet sonra, fiziki bir acıya dönüyor, organlar bile görevini yerine getiremez oluyordu artık. Beyni komutları algılamıyordu mesela. Ayağa kalkmak istiyor, bacaklarını yataktan aşağı sarkıtıp doğrulmak için hamle yapıyor ama bacakları ona itaat etmiyordu. Doktorlar her ne kadar, tüm bunlar psikolojik, yürüyememen için hiçbir fizyolojik sebep yok, daha iki gün öncesine kadar yürüyordun deseler de onlara inanmak istemiyordu. Ona bir iğne yapmaları, bacaklarını şuanda iyileştirmeleri gerekiyordu. Bacaklarına hemen ihtiyacı vardı onun. Ayağa kalkmak, koşmak ve kızını bulmak zorundaydı.

Oysa bu hastane odasına tıkılı kalmış, bir tanecik kızlarının yokluğuyla pek ala başedebilen kocasıyla yalnız bırakmışlardı onu. Bacaklarına hükmedemediği gibi aklına da söz geçiremiyordu sanki. Ne zamandır bu hastanedelerdi? Kaç gündür kızından uzaktı? Gün mü, ay mı, yıl mı? Her şey birbirine girmiş gibiydi.

İçeri giren doktorun sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.

- Ömer Bey, Sema Hanım’a “Elektrokonvülsif Tedavi” uygulayacağız, psikiyatrik sorunlarda etkili bir yöntemdir, oldukça kısa sürer zaten, sonra da akşama doğru evinize gidebilirsiniz. Ama psikoloji servisine düzenli olarak gelmeye devam etmeniz gerek, bakın ara vermeniz hiç iyi olmadı.

- Biliyorum Cevdet Bey, yıllardır çabalıyoruz, artık tüm hastaneyle akraba gibi olduk. Hala bir gelişme yok. Kendini suçlamayı bırakmadığı sürece de iyileşemeyecek. Ben de artık kim için üzüleceğime şaşırdım.

Sema hayretler içinde kocasına baktı. Yıllardır mı çekiyordu bu acıyı?Sahi kızını en son ne zaman görmüştü?


Elektroşok tedavisi gerçekten işe yaramıştı. Artık ayağa kalkabiliyor ve yardımla yürüyebiliyordu. Hastaneden çıktıklarından beri hiç konuşmamıştı Ömer. Kırmızı ışıkta durduklarında birden karısına döndü.

- Sema, o sabah oyun parkına neden gittin?

Bu kadarı da fazlaydı artık.

- Bunu niye soruyorsun Ömer, tabi ki Bade’yi eğlendirmek için gittim.

- Sema, ah Sema ah!. Oyun parkının kamera kayıtları elimde, beraber izleyelim. Belki bu kez işe yarar.


Uzun bir sessizliğe gömüldü ikisi de. Eve girdiklerinde Sema ağır adımlarla mutfağa yöneldi. O kaydı izlemek istemiyordu. İçinden bir ses ona sakın, diye fısıldıyordu. Sakın izleme. Senin kızın kayboldu. Sen onu bulmaya çalışmalısın. Kimseyi dinleme. Herkesi sustur. Gerekirse tüm dünyayı sustur. Duyma kimseyi.

Elinde kahveyle birlikte mutfaktan çıktığında, Ömer çoktan bilgisayarı açmış, onu bekliyordu.

- Gel hayatım. Ver elindeki o kahveyi.


Ömer, Sema’ nın ellerinden sıkıca tutmuştu. Sema ellerine baktı. Ne ara böyle yaşlanmıştı elleri? Daha dün, tek derdi işlerinin yoğunluğu değil miydi?

- Ekrana bak hayatım, kendini görüyor musun?

Gözlerini, tüm o sancılı geçen yılların izini taşıyan ellerinden bilgisayara kaydıran Sema, ekrandaki haline bir yabancıya bakar gibi baktı.


Çantasına sıkıca yapışmış, oyun alanının kenarındaki sandalyelere doğru yürüyordu. Çocukların oyun alanına girdikleri kapıya hiç uğramadan tabureye oturmuştu. Yana doğru eğilip, birkaç dakika öyle kaldıktan sonra, elini yukarı aşağı oynatmaya başladı ekrandaki Sema, hayali bir saça dokunur gibi. Ömer tam bu anda görüntüyü durdurdu. Sema ekrandaki görüntüsüne yaklaştırdı elini. Parmaklarıyla yanındaki boşluğa dokundu. Gözlerini kapatıp, kızını okşar gibi okşadı o boşluğu. Gözyaşları artık durmuyor, önüne gelen her şeyi sürükleyen bir sel misali akıp gidiyordu. Hatırlamak istemediği ne varsa, gözyaşlarından avuçlarına döküldü tek tek. Tüm anılar toplandı ellerinde. Hepsi birbirine karışmıştı artık.


Sadece tatile gitmek istemişti. Kocasıyla başbaşa bir tatil dilemişti. İki gün. Sadece iki gün.Tek isteği üzerindeki yorgunluğu atmak, dinlenmekti. Bade’ yi babaannesine bırakmışlardı. Hem kadıncağız da mutlu olmuştu torunuyla vakit geçireceği için.

“Abant dediğin yer nedir kızım, Gölcük’ten iki saat bile sürmez, bir şey olursa atlar gelirsiniz. Gözünüz arkada kalmasın. “ demişti annesi .Gittikleri ilk akşam geç saatlere kadar oturmuş, yıllar sonra ilk kez yoğun bir sohbetin sıcaklığıyla sarılıp, çok değil belki de bir saat sonra nasıl bir cehenneme uyanacaklarını bilmeden uyuyakalmışlardı. Yıl 1999’du. Ağustos’un 17’siydi.


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube