Kitap İncelemeleri ( Üstü Kalsın- Marguerite Duras Askıya Alınmış Tutku- Savaş Sanatı)

En son güncellendiği tarih: May 9


ÜSTÜ KALSIN


Yazar Adı : CEMİL KAVUKÇU

Yayınevi : CAN

Basım Yılı : EKİM 2017 (3. BASKI)

Türü : ÖYKÜ

Sayfa Sayısı : 105

* Bir kitap daha hüzünle bitti; Cemil Kavukçu'da " Üstü Kalsın". Yanlış anlaşılma olmasın hüznün sebebi kitaptaki hikaeler değil; çok keyifle okunması, tadının damakta kalması ( göz kırp ) #gülperimiz TC Olga söylemişti ' Cemil Kavukçu' okuyalım diye, bende gezerken indirimde tesadüfen önüme çıkınca aldım ve pişman olmadım. (diyemem oldum çünkü indirimde 3 -4 kitabı vardı ve ben sadece bir tane aldım keşke bulmuşken diğerlerini de alsaydım ).


* Kısaca Cemil Kavukçu'nun hayatına bakarsak ; 1951 İnegöl doğumlu. İÜFF Jeofizik Mühendisliği Bölümünü bitirdi. Öyküleri 1980'den beri çeşitli dergilerde yayımlandı. Patika adlı eseriyle 1987'de Yaşar Nabi Nyır Öykü Ödülü'nü, 1996 'da Uzak Noktalara Doğru adlı öykü kitabıyla Sait Faik Hikaye Armağanı'nı, 2009'da Angelacoma'nın Duvarları adlı anlatısıyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü, 2013'te de Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nü kazandı.


* Kitap 9 öyküden oluşuyor; başıda da yazarın kısa bir biyografisi var. Çok rahat, keyifle okunan bir kitap. Elinizden bırakamıyorsunuz. Başucu kitabı olacak bir eser, sıkıldığınızda rastgele açın bir öykü okuyun ve keyiflenin. Diğer kitaplarını da okumak isterim. Sevmemin bir sebebi de parantezler () var. (kahkaha)

* İkinci öykü " Hangi Dala Bakalım Baba"yı okurken çok eğlendim. Aziz Nesin - Rıfat Ilgaz öyküleri havasındaydı. ( güleriz ağlanacak halimize gülücük )

* Bir öyküde : "Bir iş için üç gün dediysen en az on günü göze alacaksın. Her şeyi kafana takar, geniş olmazsan çabuk yıpranırsın." diyor. Tam benim tersim ben iş yaparken ( çalışırken ) verilen iş için maksimum süreye obsiyonu koyar bitiş süresini öyle söylerdim ve bir aksilik olmazsa söylediğimin yarısından kısa sürede bitirirdim. Tam ters yani 10 gün dediysem 3 günde biterdi. ( siyah gözlük)

* Tavsiye ettiği, okuduğu, adı geçen kitap ve yazarlar var. Tabii bunlarda mümkün olursa okunacak (sırıt). "Yuva- F. Kafka", G. H.'nin Çilesi- Clarice Lispector", Louise Hay tavsiye ediyor burada ki kitabı " Düşünce Gücüyle Tedavi".

* Bir öyküde "Kafka ve Dönüşüm"ün analizi yapılıyor. Gregor Samsa'yı neden örümcek, sinek değilde hamam böceği yaptığı? ( megafon TC Olga ) Ve çıkardığı sonuç oldukça etkileyici, akla yakın .

* Kitapta ki hikayeler; evden - işten, konudan - komşudan, esnaftan - mahalleden, arkadaştan - akrabandan yani yaşamımızın geçtiği her yerden, hayatın içinden değil hayatın kendisinden hikayeler. Bu kitapta mutlaka yakınlarınızdan, kendinizden, gördüklerinizden, duyduklarınızdan, yaşadıklarınızdan bir şeyler bulacaksınız.


* Kitaptan :

+ Özelliği olmayan, her şeyi kabullenmiş ya da başka seçeneği olduğunu bilmeyen, yakınmayan, fiziksel yaşı ile psikolojik yaşının arası hayli açılmış, gülmekten çok ağlamaya yatkın bir yüz.

+ Adları konan ama altları doldurulmayan büyük projeler...

+ Duvardaki eski saatte saniyeler kan emmekten bitkin düşmüş ağır bir tahtakurusu gibi çatırdayarak ilerliyordu.

+ Haberleri izlemekten nefret ederim. Çünkü demeç veren, açılış kurdelesini keserken gülümsemeye çalışan, bizleri yönettiğini düşünen o zavallıları her gördüğümde bütün bunları ben yapıyormuşum gibi acı çekiyor ve utanç duyuyorum.


MARGUERITE DURAS ASKIYA ALINMIŞ TUTKU

Yazar Adı : LEOPOLDİNA PALLOTTA DELLA TORRE

Çeviri : İtalyanca aslından Fransızcaya çeviren : RENE DE CECCATTY

Fransızcadan çeviren : BİRSEL  UZMA                                      

Yayınevi : CAN

Basım Yılı : ARALIK, 2014 (1. BASKI )

Türü : SÖYLEŞİ

Sayfa Sayısı : 128

* Artık biliyorsunuz her yazardan bir kitap okumaya, değişik türler okumaya çalışıyorum. Biyografi, otobiyografi, anı, söyleşi, tarih seviyorum. İndirimde ki kitaplara göz atarken tesadüfen gördüm ve değişik bir söyleşi okumuş olurum diye aldım (alırken Margueritte Duras ismi yabancı gelmedi, bir gıdıklanma oldu el çenede ) İyi ki de almışım, okuyunca iş aydınlandı M. Duras, Sevgili ve Hiroşima Sevgilimin yazarı. (ışık )


* Kitap söyleşi türünde ( tam benlik ). Ama biraz karışık yazar Fransız, söyleşi yapan İtalyan, kitap İtalyanca basılıyor, Fransızcaya çevriliyor veee Türkçeye de Fransızcadan çevirisi yapılıyor. Burada çevirmene teşekkür etmek lazım çünkü okumak çok keyifliydi, esprilerde, duygularda kayıp yoktu. Kitapda orijinalinde ki Rene de Ceccatty'nin dip notları aynen korunmuş. Onlarda çok bilgilendirici idi. Başta Margueritt Duras'nın kısa bir biyografisi var. Della Torre'nin giriş yazısı ve çevirmen De Ceccatty'nin notu var.

* Kısaca Margueritte Duras biyografisine göz atarsak ; 1914'de Hindiçin'de doğmuş. Sorbonne Üniversitesinde hukuk ve siyaset bilimi öğrenimi görmüş. Yazar olarak ilk başarısını, üçüncü romanı "Pasifik'e Karşı Bir Bent" (1950) ile kazanmış. Alain Resnais'nin ünlü filmi "Hiroşima Sevgilim"inözgün senaryosunu da kaleme alan Duras, "Hint Şarkısı" adlı oyununu 1975'te senaryolaştırmış ve filmin yönetmenliğini üstlenmiş. Yarı özyaşamsal romanı "Sevgili"nin (1984) öyküsünü daha sonra Kuzey Çinli Sevgili (1991) adlı romanında yeniden ele almış. Beyazperdeye de uyarlanan "Sevgili" adlı romanıyla Goncourt Ödülü'ne değer görülen Duras, 1996'da Paris'te öldü.


*   Kitabı okurken Duras'yı daha yakından tanıyorsunuz. Eserlerini yazarken ne düşünmüş, neler anlatmış anlıyorsunuz.Eserleri dışında da siyaset, sanat, edebiyat, sosyal yaşam gibi konularda ne düşündüğünü öğreniyorsunuz. Duras, öğrenimini tamamladıktan sonra Fransız Komünist Partisi’nde aktif üye olarak yer almış.  II. Dünya Savaşı sırasında Fransız Direniş Hareketi’nde yer almış. 1968’deki gençlik hareketin de var Duras. Sonra gördüğü yanlışlar üzerine ( K. Marx görüşlerine inancını yitiriyor) partiden ayrılıyor. İçlerinde olduğu, bereber çalıştığı halde yanlışları görebilmiş ve körü körüne bağlanmamış. Bu bölümü çok sevdim. Olanlara dışarıdan bakıp, doğru değerlendirmesine hayran kaldım( laf aramızda K. M. ile ilgili aynı görüşteyim göz kırp).


* Çoğu anketlerde, guruplarda sorulan bir soru var :" İmkanınız olsa kimle konuşurdunuz - buluşurdunuz?" tarzı,  bundan  sonra Duras benim listemin başında. Çok isterdim yüzyüze görüşmeyi. ( edebiyat ve siyaset konusunda Duras ile ama genel yaşam felsefesinde hala idolüm Aysel Gürel sırıt aslında okudukça ikisi arasında benzerlikler var )


* Gene bu tip anketlerde olan başka bir soru : " Nasıl bir gücünüz olsun isterdiniz ? " ( görünmezlik, ölümsüzlük vb. ) Bence bu kitaptan sonra tüm dünya dillerini anadilim gibi okuyup, yazıp, konuşmak...Sadece bu kitabı değil yazılan tüm kitapları yazıldığı dilde okumak kadar keyifli ve bilgilendirici bir şey düşünemiyorum. Yazar ve sanatçılarla kendi dillerinde röportaj yapmak, sohbet etmek gibisi var mı ? 


* Duras çok yönlü bir sanatçı; edebiyat, sinema , tiyatro dallarında eserler vemiş, yönetmenlik yapmış. Röportajda bu konular ile ilgili fikirlerini anlatıyor, bunlardan bazıları ; EDEBİYAT : X 'Yalnızca delilerin tam olarak yazdığını söylüyorum. Hafızaları "delikli" ve tamamen dışarı dönük bir hafıza.' X  İki durumda kendimi özgürleştirmeyi başarabiliyorum: intihar düşüncesiyle ve yazma düşüncesiyle. X Edebiyatın görevi ; yasak olanı temsil etmek. X Erkeğin yazdıklarının yapısı daha çok ideolojik, teorik bilgilere dayanıyor. SİNEMA : X Videoda seyrettiğim filmlerde, beni çarpacak, hayatı altüst edecek hiçbir şey göremiyorum. X Duras sineması tanımlaması ' kimseden korkmadan, bana ait olacak bir dil yaratmak.' X Chaplin : Chaplin'in dehası konuşmadan onca şey söyleyebilme yeteneğine dayanıyor. Göz hareketleri, mimikleri, vücut hareketleri, suskunlukları. Fena halde New York tarzı, Woody Allen tarzı konuşma takıntısıyla arasında ne büyük fark var! Konuşan hiçbir zaman sessiz kalanın etkisine ulaşamayacak. ( bence de göz kırp gene aynı fikirdeyiz alkış ) TİYATRO : X Bir kitap varsa, kitap olduğu gibi sahnedir; sahneyi gerçekleştiren 'metin"dir. X Tiyatro hiçbir zaman endüstriyel bir ürün olmayacak. Tiyatro canlı bir şey, her akşam yenilenen bir risk. X Tiyatronun zenginliği de tam olarak burada: Bakışın sınırlandırılmış olmasında.


* Duras bu röportajları Della Torra'ya 1987 - 1989 yılları arasında vermiş. Son soru ve cevabı bana bizim şehirlerimizi ve durumumuzu çağrıştırdı.

"Paris'i seviyor musunuz ?" - Paris'te yaşamak benim için neredeyse olanaksız hale geldi. Trafik beni dehşete düşürüyor(beni de ), araba kullanmayı bıraktım ( ben de ), şehir de bana, sözde 'yeni mimari' ölçütleriyle, güzelliğini her gün biraz daha yitiren, devasa bir ölümcül, ticari labirent gibi geliyor ( bana da her yer iş merkezi, recidance , AVM...üzgün )

* Son Söz : Ne kadar hayran kalsam da, kendisi ne kadar Dünya Edebiyatı, tiyatro ve sinema da takdir görse de Marguerite Duras asla eleştiriye tahammül edemiyor. Hiç bir konuda, kimden gelirse gelsin eleştirilmeye katlanamıyor, olumlu bile olsa. Bunu söylemezsem olmazdı hayranda kalsak objektifliği yitirmemek gerekiyor bence, iyi tarafları kadar kötü tarafları da görmeliyiz.

*  Ve  kitaptan bir kaç alıntı ( inanmayın   bir kaç falan değil bir baktım neredese her sayfayı işaretlemişim utanan maymun el salla) :

+ Aşırılıkların, sefaletin, ölümün, çılgınlığın ve yaşamın yığınlar halinde biriktiği, dünyanın akıl almazlığının kalbi oralar. ( Hindiçini)

+ Sefaleti, korkuyu, ormanın gölgesini, Ganj'ı, Mekong'u, su aramak için yol kenarına akın eden kaplanları ve ürkütücü cüzzamlıları bıraktığım yerde geri buldum. Ülkem intikamını alıyor, dedim kendi kendime.

+ İnsan kendisinden öncekilerin üsluplarından koarak bunları her seferinde yeniden icat ederek, kendisine bakarak yazar.

+ Çelişkilere takılmadan yazar olunabilir mi, diye sordum kendime? Hayır. En azından, iyi bir hikaye anlatıcısı olunamaz.

+ Avrupa, kukla devrimlerin pençesinde ve Marksizim artık kavramsal, zihinsel ve bu haliyle de ölü sayılacak bir doktrin.

+ Şart kipi, sinema gibi edebiyatın temelinde bulunan sanat düşüncesini diğerlerinden çok daha iyi yansıtıyor. 


SAVAŞ SANATI

Yazar Adı: SUN TZU

Çeviri: EMRE ÖZTÜRK

Yayınevi: KOLONİ KİTAP

Basım Yılı: EYLÜL 2017 (1. BASIM)

Türü: KURGU

Sayfa Sayısı: 184

📷 Savaş Sanatını kitap guruplarında gördüm, merak ettim. Sonra kitapçıda indirimde olduğunuz görünce aldım, okudum. Kötü mü oldu? Tabii ki hayır. Ama benim için değişiklik oldu. Neden derseniz; okul döneminden beri tarih severim amma velakin sevmediğim bir bölümü var, oda savaşlar ve antlaşmalar. Hala da öyle (zaten savaşı kim sever ki? )). Buna rağmen Savaş Sanatını aldım ve okudum.


📷 Yazar Sun Tzu’yu kısaca tanıyalım: Sun Tzu ( M.Ö. 545- M.Ö. 470), Sunzı, MÖ 500'de Wu Devletinde yaşamış ünlü Çinli komutan, filozof ve askeri bilgedir. Savaş stratejisi üzerine yazdığı Savaş Sanatı adlı yazılarda toplanan sohbeti dünyanın en eski strateji kuramları olarak kabul görür. 13 bölümde toplanan yazıların, Çin’de çok daha eski dönemlerden beri bilinen savaşma ilkelerinin toplu bir sunumu olduğu ve Üstad Sun Tzu yorumuyla bir araya getirilmesinin Çin’in Savaşan Beylikler döneminde (MÖ 480 – MÖ 221) gerçekleştiği sanılıyor. Yol gösterici sözleri 2500 yıldır değerini korumaktadır. Ancak, 384 savaş prensibi, o günden bugüne değerini kaybetmemiştir. Bu nedenle, günümüzde Sun-Tzu Savaş Sanatı prensipleri başta ABD olmak üzere, birçok ülkenin Harp Akademilerinde ders kitabı olarak okutulmaktadır.


Savaş Sanatı, 13 bölümden oluşur ve askeri strateji ile taktiğin temel kitabı olduğu kabul edilir. Çin'in Yedi Askeri Klasik'i arasında en önemlilerindendir. Sun Tzu bu sohbetlerinde “Gerçek Zafer” için şöyle demiştir: “Gerçek zafer, savaşmadan kazanılan zaferdir. Gerçek önder savaşmadan kazanan önderdir.” Savaşmadan önce düşmanı tanımak yani; düşmanın gücünü, planlarını, yapısını bilmek savaşı savaşmadan önce kazandıran çok önemli bir etkendir. Düşmanı tanımak, devamlı düşmanın yaptığı yenilikleri izlemek ve sonraki hareketini tahmin edebilmek savaşmadan kazanmayı sağlayacak en önemli olgulardan biridir. Savaş sanatına göre; yenilginin temel nedeni hırs ve öfkedir. Sun Tzu'ya göre; duygularından arınmış, sakin, serinkanlı, kayıtsız savaşçı kazanır. Çok eski çağlarda Çin'de uygulamaya konulan savaş sanatları günümüzdeki ilişkilerde, politika ve iş dünyasında aynı özenle uygulamaya devam ediyor. Hatta kimilerine göre savaş sonrası Japonya'nın yükselişindeki en temel ilke; savaşmadan kazanmak yani en iyisi savaşa daima hazırlıklı olmak.


Daha arka kapağı ve önsözü okurken aklıma bir sürü şey geldi, çağrışımlar oldu. Arka kapakta: “ Düşmanı tanımak kazanmayı sağlayan en önemli unsurdur” diyor. Buda bana bir atasözünü hatırlattı: “ Dostunla yakın ol, düşmanınla daha yakın ol.”


Stratejik Değerler bölümünde: “ Seferberlik önderliğin yetenekli olmasını gerektirir. Önderlik yetenekli oldu mu, disiplin de sağlam olacaktır.” “Yöntem, halkla önderliğin aynı hedef etrafında birleşmesi demektir, böylece onlar ölümü ve yaşamı korkmadan paylaşırlar.” Önderin yetenekli olması, disiplini, halkı aynı hedefte birleştirmesi gibi kavramları okuyunca aklıma Atatürk liderliği ve kazandığı savaşlar geldi.


Ben televizyon izlemiyorum uzun süredir, yanlış olmasın sadece haberler, belgeseller; dizilerle diğer gündüz kuşağı programları ile işim yok. Gene de tanıtımlarını görüyorum, konu komşudan duyuyorum. Bütün diziler soğuk savaş, entrika ile dolu. Senaristlerde bu kitabı okumuşlar herhalde, hepsi birbirine benziyor, kopya gibi.


Bir bölümü okurken gözümün önünde Pierce Brosnan’ın “Thomas Crown Vakası” filmi canlandı. Filmde Cuma günü öğleden sonra müzeye at heykeli gelir evraklar eksik diye geçici olarak depoya koyarlar, pazartesi günü kontrol edilmek üzere. Kapılar kapanınca atın içinden soyguncular çıkar ve aksiyon başlar. Tam bir ‘Truva Atı’ hikayesi. Neredeyse 3 bin yıl önce yaşanmış efsane hala güncelliğini koruyor.


Sun Tzu askeri harekâttan önce 5 noktaya dikkat çekiyor; yol, hava koşulları, arazi, askeri önderlik ve disiplin. Daha sonraki bölümlerde de uyarlanabilirlik ( manevranın arazi yapısına uyarlanması), orduların sevki (uzaklık-yakınlık), zemin ( savaş alanının büyüklüğü) gibi kavramları okuyup, önerileri, örnekleri görünce aklıma ister istemez 2. Dünya Savaşı ve Hitler geldi.( Hitler bu kitabı okumadı herhalde, iyi ki okuyup uygulamadı ) Hitler’in yaptıkları, Sun Tzu’nun önerilerinin tam tersi; savaş sathını çok yaydı, merkezden çok uzaklaştı, bilmediği araziler, sert iklim koşulları (kimsenin planlamadığı doğa ana savaş sahnesine yeniden gelmişti... Kış Stalingrad'dan yanaydı. ) , yanlış hesaplar (Ancak yanlış hesaplanan ikmaller yüzünden Alman Hava Kuvvetleri artık yeterli desteği veremiyordu. Alışık olmadıkları Sibirya soğukları orduyu telef etti. Almanlar yenildiklerini hazmedemeyip bir süre kaybettiklerini halklarına ilan edemediler.) gibi sebeplerle savaşı çeşitli cephelerde kaybetmeye başladı. 2300 sene sonra Sun Tzu gene haklı çıktı.


Okunması gereken Dünya Klasiklerinden, okursanız kaybedeceğiniz bir şey yok ama öğreneceğiniz, hatırlayacağınız çok şey var. Fikir tartışmaları, toplantı sohbetleri olduğu için zaman zaman aynı fikirler tekrarlanıyor ama akışı bozmuyor. Kitaptan alıntılarla vedalaşırken ‘kitapla kalın’ diyerek bugünlük yoruma nokta koyalım.


Kitaptan alıntılar:

📷 “Rehbersiz av kovalamak, insana yol kaybettirir.”

📷 Düşman saflarını bozmak için öfkeyi kullan.

📷 Savaşmaya düşkün olup, ordularını yoranlar sonunda yok olup giderler. ( Hitleri anımsamamak elde değil)

📷 Saldırı savunmanın zamanıdır; savunma saldırının stratejisidir.

📷 Uyarlama, belli metotlara bağlı kalmamak ve şartlar değiştiğinde olaylara uygun olarak değişmek demektir.

📷 Düşmanını savunması oldukça zor bir yere yerleştir, kendiliklerinden teslim olacaklardır.



Editör: Kemal ALBAYRAK

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube