KİTAP NASIL OKUNUR?

En son güncellendiği tarih: May 9





Büyülü Gerçekçilik
Kitaplarla olan yolculuğuma çok erken yaşta başlamama rağmen sürekli bir geç kalmışlık duygusu yaşıyorum. Önceleri, yıllardır kitap yazan ama benim yeni keşfettiğim yazarlar yüzünden yaşıyordum bu hissi. Şimdi ise; nasıl elektronik bir eşyayı kılavuzunu okuyarak kullandığımızda en yüksek verimi alıyorsak – ki çoğumuz aldığımız eşyaların kılavuzunu okumayız çünkü kullanmayı bildiğimizi düşünürüz- kitapların da iyi bir kılavuzla okunduğunda tam olarak anlaşılabileceğini uzun yıllar önce fark etmediğim için yaşıyorum aynı duyguyu. ''Kitap okumanın da kılavuzu mu olur?'' demeyin. Son yıllarda en büyük sıkıntı kılavuz olmadan kitap okunmasıdır. Kılavuz ise yaptığımız araştırmalar sonucu elde ettiğimiz bilgi birikimimizdir. Eğer yeterli bilgiye sahip değilsek birçok kitap, sadece okunan sayfa sayılarından ibaret olarak kitaplığımızdaki yerini alır. Bu bilgi birikimi; yaptığımız meslek, sahip olduğumuz hayat tecrübesi ya da aldığımız eğitimle sınırlı değildir. Yani mesleğinizde çok iyi olabilirsiniz, üniversiteyi yüksek bir puanla da kazanmış olabilirsiniz. Ama mesela; metinler arasılık kuramını bilmiyorsanız, Orhan Veli’nin “ Bir de rakı şişesinde balık olsam.” dizesini, Haşim’ in “ Göllerde bu dem bir kamış olsam,” mısrasından intihal ettiğini düşünebilirsiniz.
Ben de uzun yıllar kitapları sadece okuyarak anlamaya çalıştım. Ama kitap okumak ciddi bir iştir ve emek ister. Öncelikle okuyacağınız kitabın yazarını araştırmalı, yazar hakkında fikir sahibi olmalısınız. Sonra okuyacağınız kitabın türü ile ilgili bilgi edinmelisiniz. En önemlisi de edebiyatta kullanılan kavramlara, kuramlara aşina olmalısınız. Bunu fark ettiğimden beri daha çok araştırma yapıyorum. Daha çok makale okuyorum. Ama bazı makaleler , terimlere o kadar boğulmuş oluyor ki onları anlamak için birkaç makale daha okumak gerekiyor.Bu yüzden bundan sonraki yazılarımda ara ara edebiyatta kullanılan bazı kuramları, dilimin döndüğünce sadeleştirerek anlatmaya çalışacağım. İlk kavramımız, büyülü gerçekçilik.
İlk olarak 18. yüzyıl sonlarında felsefi alandaki yaklaşımları sınıflandırmak için Novalis tarafından kullanılan kavramı sanat alanına taşıyan ise Franz Roh olmuş.
Doğaüstü olayların gerçekmiş gibi anlatılmasıdır büyülü gerçekçilik. Öyle sıradan bir şekilde anlatılır ki bu olaylar, inanmaya mecbur kalırsınız. Fantastik edebiyata benzer aslında ama bazı farkları vardır. İkisinde de doğaüstü olaylar vardır ama büyülü gerçekçilikte okur bu olayları normal kabul eder. Tuhaf olanla mantıklı olan sentezlenir. Zaman algısı da farklıdır. Bazen hızlı ilerler bazen yavaş, bazen de geri gider. Roman kişilerinin fiziksel, ruhsal ve zihinsel özellikleri de ön planda değildir büyülü gerçekçilikte. Büyülü gerçekçilik yazarları ketumdur yani. Bu konuda en anlaşılır açıklamayı David Punter yapmış. Punter diyor ki: ''Eğer bir hayalet kahvaltı masanıza oturur ve siz de dehşete kapılıp korkarsanız bu korku-fantastik olur. Ancak “Ah hayalet, şu reçeli uzatabilir misin?” derseniz büyülü gerçekçilik olur. Siz böyle dedikten sonra hayalet, “Benim büyükannem çok güzel soğan reçeli yapardı.” der; siz de buna karşılık “Saçmalama, soğanın reçeli yapılmaz.” derseniz büyülü gerçekçi olur.”
Büyülü gerçekçiliğin örneklerine gelirsek Bu kavramın ortaya çıkmasından çok önce yazılmış olsa da Kafka’nın ''Dönüşüm'' kitabını muhakkak söylemeliyiz. Bir böceğe dönüşmek daha ne kadar sıradan bir olay gibi anlatılabilir değil mi? Tabii bu akımın tanınmasına neden olan Gabriel Garcia Marquez’i saymazsak olmaz, özellikle de ''Yüzyıllık Yalnızlık'' ve ''Aşk ve Öbür Cinler'' kitaplarını. Bir de
''Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım
………. “ şiiriyle tanıdığımız Borges var ki büyülü gerçekçiliğin öncüsü kabul edilir.
Bize gelince ''Sevgili Arsız Ölüm'' kitabında Atiye’ yi karşı komşuyla konuşturur gibi Azrail ile konuşturan Latife Tekin’i , Onat Kutlar’ın ''İshak'' kitabını, Nazlı Eray’ı hatta Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ''Gulyabani'' eserini örnek olarak verebiliriz. Bu kısa tanıtımdan sonra umarım siz de büyülü gerçekçiliği benim kadar seversiniz.
Son olarak, türü ne olursa olsun, ister korku, ister fantastik, ister bilim-kurgu, lütfen yeterince emek verilmemiş kitapları okumayın, kafanızı yormayan, sizi düşündürmeyen kitaplarla doldurmayın hayatınızı.Özellikle dil bilgisi hatalarını normalleştiren kitaplardan uzak durun. Bir sonraki kavramda görüşmek dileğiyle, iyi okumalar.

Editör: Sedanur Yıldırım

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube